Ana SayfaManşetHişyar Özsoy: İktidara karşı mücadelenin son 100 metresine hazırlanıyoruz

Hişyar Özsoy: İktidara karşı mücadelenin son 100 metresine hazırlanıyoruz

ANKARA – HDP’nin 4’üncü Olağan Kongresi öncesi mikrofonumuzu partinin Dış İlişkilerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Hişyar Özsoy’a uzattık. Kongrenin hedeflerinden Türkiye’nin içinden geçtiği siyasi sürece kadar birçok konuda görüşlerini aldık. Partileri üzerindeki son beş yıldır süre gelen iktidar baskısına değinen Özsoy, ‘mağdurluk’ üzerinden bir siyaset yürütmediklerini belirterek, “İktidar bloğuna karşı uzun zamandır sürdürdüğümüz mücadelenin artık son 100 metresine doğru hazırlanıyoruz” dedi. Ekonomik krizin derinleştiğini, ülkenin yönetilemediğini vurgulayan Özsoy, “Önümüzdeki dönem iktidar ile olan mücadelemiz büyüyecektir” diye ekledi.


Söyleşi: Altan SancarHasan Özhan Ünal


Öncelikle önünüzdeki olağan kongrenizle başlayalım. Katılım nasıl olacak, öncelikli hedeflerinizden bahseder misiniz?

Uzun zamandır bu kongrenin hazırlık çalışmalarını yürütüyoruz. Çok geniş tartışmalarımız oldu, ciddi bir katılımla konferansımızı gerçekleştirdik. 4’üncü olağan kongremiz vesilesi ile 2018’deki kongremizden bu yana bütün çalışmalarımızı, eksiklik ve yetmezliklerimiz ile birlikte masaya yatırdık. Bu süreçleri şimdi başarılı bir kongreyle nihayete erdirmek istiyoruz.

5 yıldır HDP’ye yönelik ciddi bir saldırı dalgası var. Birçok arkadaşımız cezaevlerinde tutuklu. 5 yıldır bu baskılara karşı bir varlık-yokluk mücadelesi verdik ve bu mücadeleyi kazandık. Sadece mağdur olma üzerinden siyaset üretmiyoruz, mağduriyet siyasetinin de ciddi eleştirisini yaptık. HDP Türkiye’de, Kürdistan’da, Ortadoğu’da çok önemli bir siyasal aktördür. Önümüzdeki kongrede böylesi bir aktör olmanın sorumluluğunu yerine getirmek istiyoruz. Kastım şudur: HDP, Türkiye siyasetinde sayısal olarak olmasa da siyasal olarak, nicelik olarak olmasa da nitelik olarak ana muhalefet partisidir. Neredeyse birçok konuda tek muhalefet partisidir. Ortadoğu’yu ilgilendiren pek çok sorunda, özellikle de savaş ve barış konularında.

HDP kendi gücünü abartmadan ama kendi potansiyelini de küçümsemeden üzerine düşen politik sorumluluğu yerine getirmek istiyor. 2015’ten bu yana çok sert siyasal ve toplumsal mücadeleler yaşadık. İktidar bloğundaki durumu görüyorsunuz. İktidardayken kendi içinde üçe bölünen bir AKP var, ki bu çok fazla örneği olmayan bir durum. Yine, iktidardaki diğer parti MHP ortadan ikiye bölündü. CHP kendi içinde çok parçalı. Bu aslında ülkenin yaşadığı çok yönlü sorun ve zorlanmalar karşısında çözüm üretemeyen siyasetin kendi içinde sürekli olarak bölünmesidir.

HDP nitelik olarak ana muhalefet rolünü üstlenmiş durumda. İktidar bloğuna karşı uzun zamandır sürdürdüğümüz mücadelenin artık son 100 metresine doğru hazırlanıyoruz. 5 yıldır bir varlık-yokluk mücadelesi verdik, şimdi bu mücadeleyi kesin bir başarı ile nihayete erdirmek istiyor, bunun hazırlıklarını yapıyoruz.

Ekonomik kriz derinleşerek devam ediyor, bölgesel sorunlar savaş boyutuna gelmiş. Kürt meselesinde savaş ve militarizm zirve yapmış. Ülkede istikrar bir türlü sağlanamıyor. Böylesi bir genel siyasi atmosfer, bölgesel ve yapısal bir konjonktürde, HDP nitelik olarak ana muhalefet rolünü üstlenmiş durumda. İktidar bloğuna karşı uzun zamandır sürdürdüğümüz mücadelenin artık son 100 metresine doğru hazırlanıyoruz. 5 yıldır bir varlık-yokluk mücadelesi verdik, şimdi bu mücadeleyi kesin bir başarı ile nihayete erdirmek istiyor, bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Siyaset alanını domine eden birçok aktör siyaseten silinip gidecek, ama birçok siyasal ve toplumsal mücadele geleneği ve birikimini kendinde buluşturan HDP Türkiye siyasetinde çok önemli bir aktör olma pozisyonunu güçlendirip devam ettirecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Ülke siyaseten çok ciddi bir tıkanma yaşıyor. Bu tıkanmayı demokratik yollardan aşmamız lazım. Artık yürüttüğümüz mücadelenin son raunduna gidiyoruz; bu kongre bizim için iyi bir fırsat. Bu kongrede her açıdan yenilenmeyi önümüze koyduk. Şahıslardan ziyade siyasi eğilimleri, anlayışları eleştiri sürecine tabi tuttuk. Bu kongreyi önümüzdeki dönemde çok daha yoğunlaşıp sertleşecek siyasal atmosfere en etkin ve başarılı şekilde müdahale edebilmenin fırsatı olarak değerlendiriyoruz.

Hazırlıklarımızı bu bilinçle yaptık. Muazzam bir katılım bekliyoruz. Değişik ülkelerden de çok güçlü uluslararası katılım olacak. Kongremize yoğun bir ilgi var, sebebi de şu: Herkes HDP’nin aldığı tavrın, üstlendiği rolün Türkiye’nin siyasal dönüşümündeki önemini görüyor.

Yani, varlık-yokluk mücadelesinden atılıma geçiyorsunuz?

Evet, iktidar son 5 yıldır elindeki tüm zor aygıtlarıyla, legal-illegal bütün baskı araçlarıyla üzerimize geldi. Niyet HDP’yi bir bütün olarak yok etmek, siyaseten bitirmekti. Fakat son yerel seçimlerde de HDP’nin yok edilemeyeceğini, hiçbir yere gitmeyeceğini, Türkiye’de kalıcı bir aktör olduğunu dosta düşmana gösterdik.

Fakat bu yetmiyor. Türkiye’deki siyasi parametreleri biraz dönüştürebildik, 2019’daki yerel seçimlerde AKP-MHP iktidarını önemli olanda gerilettik; iktidar bloku geriledikçe de kendi iç çelişkileri, çatışmaları arttı. Önümüzdeki dönemde AKP-MHP iktidarına kesin bir nokta koymak için çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız.

Tabii iktidardan düşme tehlikesi iktidardakileri daha da saldırganlaştıracaktır. Bunun farkındayız. Tam da bu bilinçle önümüzdeki dönemde demokratik muhalefeti, toplumsal ve siyasal direnişi en güçlü yapacak kadrolarla bu sürece yüklenmek ve başarmak istiyoruz. İktidar bloku son bir kaç yıldır Türkiye’de yeni bir statüko kurmaya çalışıyor ancak kuramıyor. Onların bu statükoyu kurmasına müsaade etmeyeceğiz, ne pahasına olursa olsun.

Pratikteki hamleleriniz neler olacak?

Mevcut iktidar bloğu ile kaçınılmaz bir nihai “kapışmaya” doğru giderken önümüzdeki dönemin temel siyasal perspektifi, stratejisi ve taktikleri ile birlikte bunları yerine getirecek kadroları açığa çıkarmaya çalışıyoruz.

Gücümüzü abartmıyoruz ama belli bir özgüvenle önümüzdeki birkaç yılı kazanmak istiyoruz. Bizim kazanmamız, hedeflerimize ulaşmamız Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’nun siyasi geleceğinde çok önemli pozitif etkiler yaratacaktır.

HDP’nin mevcut siyasal konjonktürde üzerine düşen tarihsel sorumluluğun farkındayız. Bunu yerel seçimlerde kısmen gösterebildik, şimdi daha güçlü göstermek istiyoruz. O yüzden mesele ne kadar ezildik, üzüldük, mağdur edildik meselesi değil. Evet çok mağdur edildik; ama HDP mağdur olmanın ötesinde çok güçlü bir aktördür. Milyonlarca insanın destek verdiği, temsiliyetini ve ifadesini bulduğu bir siyasi oluşumdan bahsediyoruz.

Gücümüzü abartmıyoruz ama belli bir özgüvenle önümüzdeki birkaç yılı kazanmak istiyoruz. Bizim kazanmamız, hedeflerimize ulaşmamız Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’nun siyasi geleceğinde çok önemli pozitif etkiler yaratacaktır.

Çerçeve anlamında ne gibi değişlikler olacak?

HDP’de iki olağan kongrede seçilen arkadaşlarımız tekrar seçilemiyorlar. Böyle bir tüzük kuralımız var. Dolayısıyla bir yenilenme durumu zaten olacak. Ben dahil pek çok arkadaşımız 2016 Şubat’ında yaptığımız 2. Olağan Kongremizden bu yana partide yöneticilik pozisyonundayız. Onlarca eksiklik ve yetmezliğimizle çok zorlu bir süreci yürütmeye çalıştık. Parti canlı bir organizmadır, kongreler her anlamda yenilenme için bir fırsattır. Güçlü yenilenme, yeni kadrolar, taze kan önemli, onun için değişiklikler olacak.

Son 100 metreye hazırlanıyoruz” dediniz. Bu yoldaki adımlarınız, muhalefet partilerini de düşünürsek hangi şekilde olacak?

Türkiye’de çok geniş bir muhalefet alanı var. En sağından tutun da en soluna kadar yayılmış bir siyasi yelpaze söz konusu. Tabi şu an muhalefette olan birçok güçle aramızda önemli ideolojik ve politik farklar var. Kolay kolay yan yana gelebilecek durumda değiliz. Ancak, AKP-MHP bloğu öyle bir ucube başkanlık sistemi üretti ki siyasetin onunu açmak için açık veya örtük koalisyonlar neredeyse kaçınılmaz oldu. Mevcut durumda da hiçbir siyasi partinin toplumun arzuladığı toplumsal, siyasal dönüşümü tek başına gerçekleştirebilmesi mümkün değil.

HDP bu genel ve geniş siyasi yelpazede belli bir rol ve sorumluluk sahibi. Bunu kısmen geçen yerel seçimlerde gösterdik, özellikle de Türkiye metropollerinde. Şimdiden koalisyon tartışmaları yersizdir. Sadece şu kadarını söyleyebilirim: HDP, Türkiye’nin bu kritik siyasi ikliminde, Kürdistan ve Ortadoğu’daki gelişmeleri de değerlendirerek, üzerine düşen tarihsel, politik sorumluluk ve rolün farkındadır. Yeri ve zamanı geldiğinde bu rolü en güçlü şekilde yerine getirecektir.

Muhalefet alanında HDP ile birlikte CHP, İYİ Parti, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, Ali Babacan’ın liderlik ettiği oluşum ve nicelik olarak daha küçük siyasi partiler var. Bunun dışında siyasi partilerle bir bağ kuramayan, formel siyasete yabancılaşmış çok geniş toplumsal kesimler var. Bu partiler ve toplumsal kesimler nüfusun en az yüzde 60’ını oluşturuyor. Bu yüzde 60’ın arzu ve beklentilerini hiçbir parti tek başına karşılayamıyor, HDP dahil.

Bu iktidarın değişmesi, gitmesi lazım. Muhalefet alanında HDP ile birlikte CHP, İYİ Parti, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, Ali Babacan’ın liderlik ettiği oluşum ve nicelik olarak daha küçük siyasi partiler var. Bunun dışında siyasi partilerle bir bağ kuramayan, formel siyasete yabancılaşmış çok geniş toplumsal kesimler var. Bu partiler ve toplumsal kesimler nüfusun en az yüzde 60’ını oluşturuyor.

Bu yüzde 60’ın arzu ve beklentilerini hiçbir parti tek başına karşılayamıyor, HDP dahil. Fakat bu yüzde 60’a sorarsanız, minimum düzeyde de olsa bazı konularda ortaklaşabiliyoruz. Mesela HDP olarak siyasetin en sağında olan kesimlerle bile güçlü bir parlamenter sistem konusunda örtüşebiliyoruz. Ya da muhalefet bloğu içerisinde önemli bir kesim adem-i merkeziyetçi yerel yönetimler istiyor ve söylüyor.

Muhalefet içerisinde kimiyle daha fazla, kimiyle daha az ama önemli bazı noktalarda örtüşebiliyoruz. Bazı noktalarda ise sert ayrışıyoruz. Örneğin Türkiye’nin Rojava siyaseti konusunda hiçbir muhalefet partisiyle anlaşamıyoruz. Güçlü bir parlamenter sistem, güçler ayrılığı, bağımsız bir yargı sisteminin oluşturulması, iktidarın vesayetinden çıkarılması gibi pek çok konuda ise ortaklaşabiliriz. Siyaset dediğiniz şey zaten sadece ideolojik doğrularınızı sürekli olarak topluma vaaz etmek değildir. Reel bir şekilde kendi ilkelerinizden çok fazla taviz vermeden, ama belli bir esneklik içinde diğer politik güç ve toplumsal kesimler ile toplumun arzuladığı siyasal dönüşümü gerçekleştirmek durumundayız.

Mevcut siyasal alanı dönüştürmemiz lazım; bunu yapamazsak yaşanan ekonomik, siyasal, bölgesel, toplumsal sorunlar artarak devam edecektir. HDP olarak gayet realistiz, gücümüzün farkındayız. Türkiye’deki geniş kesimler ülkenin içinde olduğu durumdan son derece rahatsız. En azından başkanlık sisteminin lağvedilmesi ve doğru düzgün işleyen güçlü bir parlamenter sistem konusunda güçlü bir beklenti var. Dolayısıyla farklılıklarımızı fazla öne çıkarmadan, ortaklaşabileceğimiz noktalara yoğunlaşıp, en geniş kesimlerle demokratik bir cephe oluşturma mücadelesi yürütüyoruz.

Kürt sorununa dair çözümün bulunması için ne gibi adımlar atacaksınız? İktidarı zorlayıcı hamleler olacak mı?

Kürt sorunu Ortadoğu’nun en köklü sorunlarından biri. Türkiye’nin ise en önemli meselesi. Bizim bu sorunun çözümüne dair bir perspektif değişikliğimiz yok. HDP 5 yıl önce neredeyse şimdi de oradadır. Çünkü değişen bir şey yok, daha doğrusu olumsuza doğru bir gidişat oldu. Zaten Kürt sorunu konusundaki perspektifimiz yüzünden bu saldırılarla karşı karşıya kaldık.

Ortadoğu alt-üst oluş yaşıyor, Güney Kürdistan ve Rojava’da farklı gelişmeler var. Yüz yıldır Kürtlerin Ortadoğu’ya, kendi öz yurtlarına yerleşememe durumu var. Çünkü egemen devletler buna müsaade etmiyor, Kürtlerin bir halk olarak siyasi statüye, kolektif haklara sahip olmasını kabullenemiyorlar. HDP Kürtlerin hem siyasi statü hem de kültürel kimlik taleplerinin savunucusu olmaya devam edecektir.

AKP ile Kürt sorununun çözümü yoluna bir daha girilebilir mi?

Mevcut iktidar ile çözüm konusunda herhangi bir şey yapabilmenin zeminin kalmadığını düşünüyoruz. AKP’den herhangi bir beklentimiz yok. MHP’lileşmiş hatta Tansu Çiller, Mehmet Ağar’laşmış bir AKP’den bahsediyoruz. Yanına bir de Doğru Perinçek’i ekleyin, çok ilginç bir skala var gerçekten. Bu iktidar blokunun Kürt meselesini şiddet sarmalından çıkarıp PKK ve Abdullah Öcalan ile konuşarak meseleyi çözme iradesi ortaya çıkarma ihtimali yok.

AKP-MHP bloğuna dur demek, sonra oluşacak yeni siyasal zeminde değişik siyasal güçlerle demokratik iradeyi açığa çıkarıp Kürt meselesini yeniden müzakere masasına getirmektir. Bizim AKP’den beklentimiz yoktur. Sanırım AKP’nin de artık kendisinden beklentisi kalmamıştır.

AKP-MHP denkleminin aşılması gerekiyor. Kürt meselesinde herkesin arzuladığı diyalog ortamına geri dönebilmek gerek. Barış sürecini eleştirenler dahil şu an o iki yıllık dönemin ne kadar kıymetli olduğunun farkında. Çünkü barış sürecinin bitmesi ırkçı-milliyetçi cenah dışında kimseye bir şey kazandırmadı. Kürtler kadar Türkler de zarar gördü. Hatta, Türkiye’nin Suriye’de içine girdiği bu rezalet durumun temeline baktığınızda orada da barış sürecinin bitirilmesi ve Kürt karşıtlığının önemli bir faktör olduğunu görebilirsiniz.

Son 5 yılda neredeyse herkesin kaybettiği bir siyasal pozisyona sürüklendik. Buradan çıkabilmenin yolu ittihatçılaşmış, iyice milliyetçileşmiş AKP-MHP bloğuna dur demek, sonra oluşacak yeni siyasal zeminde değişik siyasal güçlerle demokratik iradeyi açığa çıkarıp Kürt meselesini yeniden müzakere masasına getirmektir. Bizim AKP’den beklentimiz yoktur. Sanırım AKP’nin de artık kendisinden beklentisi kalmamıştır.

Öcalan üzerindeki tecride karşı eylemsellik söz konusu olacak mı?

Tabi ki. Aslında zaten var. Örneğin, yakın zamanda HDP dış ilişkiler olarak dostlarımız ile örgütlediğimiz bir heyet Ankara ve İstanbul’a gelerek bazı görüşmeler yaptı. Diyarbakır’a hava muhalefeti yüzünden gidememişlerdi. Tecrit meselesini iki yönlü olarak ele alıyoruz. Birincisi işin hukuki, teknik boyutu. Sayın Öcalan’ın cezası ne olursa olsun, Türkiye’de bir hükümlü olarak baktığımızda diğer hükümlüler gibi ailesiyle, istediği insanlar ve avukatlarıyla görüşebilme hakkı var. Modern devletlerin hukuku olur, devleti çetelerden ayıran fark budur. Söz konusu sayın Öcalan olduğunda hukuk diye bir şey yok. İmralı hukuk içerisinde bir kara delik, bu anlamda İmralı Türkiye’nin Guantanamo’su gibidir.

Modern devletlerin hukuku olur, devleti çetelerden ayıran fark budur. Söz konusu sayın Öcalan olduğunda hukuk diye bir şey yok. İmralı hukuk içerisinde bir kara delik, bu anlamda İmralı Türkiye’nin Guantanamo’su gibidir.

Bu işin hukuki tarafı, bunun da takipçisiyiz ama asıl sayın Öcalan’ın siyasal olarak yapabileceklerini önemsiyoruz. Sayın Öcalan’ın Türkiye, Kürdistan ve ve diasporada büyük bir etkisi var. Devlet de bunu biliyor. Zaten seçim öncesi bu nedenle kendisinden bir mesaj almaya çalıştılar. Devlet Bahçeli bile “HDP’nin neden Öcalan’ın talimatlarını dinlemediğine” dair bir demeç verdi. Böyle bir ucube durum ortaya çıkmıştı. Demek istediğim herkes sayın Öcalan’ın gücünün farkında. Öcalan Kürt meselesinde başat aktördür. PKK var ortada, 40 yıldır devam eden bir savaş var. Devlet Kürt meselesini şiddet sarmalından çıkarıp konuşarak çözme konusunda gerçekten istekliyse tabi ki oturup konuşacağı Öcalan ve PKK’dir. Ki bunlar yapılmamış şeyler değil. Şu an devlet Öcalan ve PKK ile görüşmeli dediğimizde bazılarının tüyleri diken diken oluyor. Ama daha 6-7 yıl önce 100’den fazla görüşme yapılmıştı. Bazen kapalı, bazen kameralar önünde. Aklın yolu birdir; başka yolu da yok. Er ya da geç bu olacak, bu iktidarla olmazsa, bir sonraki ile, o da olmazsa bir diğeri ile, ama muhakkak.

Sizce devlet düzeyinde hala Öcalan ile bir görüşme yapılıyor mu?

Detaylarına çok vakıf değiliz ama en azından açlık grevi sürecinde biliyorsunuz belli görüşmeler oldu. 4 kez avukatlarıyla görüşebildi. Biz ancak ziyaret eden avukatların aktarımı kadar biliyoruz. Yine Rojava ile ilgili ‘güvenli bölge’ meselesinde Öcalan’ın ilk demecine de yansıdı. ‘Türkiye’nin Rojava’daki bazı güvenlik kaygılarına hassas yaklaşmak gerekir’ minvalinde ifadeleri olmuştu. Türkiye’de hala devleti ciddi bir kurum olarak gören insanlar var. Onlar tabi ki görüşebilir Öcalan ile. Ki görüşmeleri de gerekiyor işin doğrusu. Barış süreci, Öcalan ile, PKK ile görüşmek kötü bir şey değildir. Yine görüşün, biz de yapabildiğimiz desteği sunalım.

Ulusal taleplerin olduğu bütün tarihsel kavgalarda – İspanya, İrlanda, İsrail-Filistin veya Güney Afrika’daki gibi – taraflar bir noktada oturup konuşurlar. Kürt meselesinde bu olmazsa, devletin bu savaşı bir 50 yıl daha yürütebilecek kapasitesi var. PKK’nin de daha bir o kadar savaşabilecek gücü ve kapasitesi var. Ortadoğu’daki, Suriye’deki siyasete baktığınızda savaşmak için imkan çok fazla, ama barışın imkanları azalıyor. HDP olarak biz barış imkânlarını arttırmaya çalışıyoruz. Bu iktidarla olmazsa bizde bu iktidarı aşar, başka bir iktidarın oluşması için üzerimize düşeni yapar, barışın yolunu açarız.

Sizler demokratik siyaseti öne çıkarırken, muhalefete yönelik baskılar artıyor. Hatta AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları CHP’ye yönelik ağır sürecin habercisi yorumları yapılıyor. Bu bir soruşturmanın habercisi mi? Böylesi bir ortamda demokratik siyaseti mümkün kılmak nasıl mümkün olacak?

CHP üzerine değişik biçimlerde gitmek isteyeceklerdir. Ama biliyorsunuz CHP her şeye rağmen devlette bürokrasi de hala güçlü ilişkileri olan bir parti. “FETÖ’cülük” üzerinden muhalefete yöneleceklerdir. Babacan’a da Davutoğlu’na da. Fakat biliyorlar ki bu suçlamaların toplumda bir karşılığı yok. Cemaate en büyük desteği sunan AKP’nin kendisi idi. Onlarla iş tutan, her istediklerini veren, vesaire. Birlikte yürüttükleri süreç özellikle 2011’den sonra bozuldu, iktidar kavgasına tutuştular. Şimdi her önüne geleni “FETÖ’cülük” ile suçlayan bir AKP var.

CHP üzerine değişik biçimlerde gitmek isteyeceklerdir. Ama biliyorsunuz CHP her şeye rağmen devlette bürokrasi de hala güçlü ilişkileri olan bir parti. “FETÖ’cülük” üzerinden muhalefete yöneleceklerdir. Babacan’a da Davutoğlu’na da. Fakat biliyorlar ki bunun toplumda bir karşılığı yok.

Çok ciddiye almamak lazım. Güçlerini de çok abartmamak lazım. Uzun zamandır “Erdoğan ne yapıp eder yine kazanır” algısı vardı. Bu algıyı en net biçimde 2019’da kırdık. ‘Erdoğan durdurulamaz’ dediler, biz 7 Haziran’da durdurduk, genel muhalefet olarak geçen yerel seçimlerde durdurduk. Demek istediğim AKP durmaz, gitmez diye bir durum yok. Sanırım Erdoğan da şunun farkında; demokratik yollarla, seçimler üzerinden bir dönüşüm olmazsa bu ülke birçok sert müdahaleye açıktır, hem içten hem de dıştan. Bunun da herkes farkında aslında.

İç ve dışı açar mısınız?

Yeni bir “darbe polemiğine” vesile olsun istemem ama Türkiye’de çelişkileri çatışmaları görüyoruz. İktidar bloğunda birçok parça var, her biri bir diğeri ile kavga ediyor. Erdoğan’ın bir yanında Devlet Bahçeli bir yanında Doğu Perinçek, birbirlerine basın üzerinden saldırıyorlar. Bürokrasi ve yargı içindeki kavgaların da haddi hesabı yok. Az önce de söylediğim gibi Türkiye’de bir statüko dağıldı. Bir ülkede bir devletin kozmik odalarına girilmiş, buradaki sırlar alınmışsa orada derin devlet yıkılmıştır. Türkiye’de aslında yeni bir derin devlet kurma mücadelesi var. Ama iktidarın parçası olan güçlerin kendi aralarında çok ciddi ve sert bir çatışması söz konusu.

‘Erdoğan durdurulamaz’ dediler, biz 7 Haziran’da durdurduk, genel muhalefet olarak geçen yerel seçimlerde durdurduk. Demek istediğim AKP durmaz, gitmez diye bir durum yok.

Demokratik yollar bellidir, sadece seçimler değil. Eylem etkinlikler, sokağı kullanmak, mitingler vs. Bunlar üzerinden toplum değişimi zorlayabilir ve zorlayacaktır. Irak’ta görüyorsunuz nasıl bastırılıyor. ABD işgalinden bu yana neredeyse 20 yıl geçti, hala ülkede istikrar yok. Ve artık ‘İran’ın, ABD’nin başka güçlerin Irak üzerindeki politikaları istemiyoruz, yeni bir ülke istiyoruz’ diyerek 3 aydır sokaklardalar. Ha keza İran, Lübnan’da da öyle. Türkiye’de OHAL ilan ederek, toplumu bastırarak böylesi sokak hareketlerinin önünü şimdilik almış görünüyorlar. Fakat toplumda inanılmaz derecede biriken bir öfke söz konusu.

Erdoğan ve müttefikleri iktidardan kolay kolay gitmeyeceklerdir. İstanbul’da da gitmek istemediler. Saçma sapan gerekçeler ile İstanbul seçimini iptal ettirdiler. Karşılarında çok daha güçlü bir siyasal refleks gördüler ve orada durdular. Erdoğan dahil Türkiye’de yaşayan herkes için demokratik yumuşak bir geçişin olması en iyi seçenektir. Bir ülkede eğer siz normal yollardan siyasal ve toplumsal istikrar oluşturamazsanız birçok güç harekete geçmek için uygun zemin bulur.

Siyaset kurumuna düşen rol sürekli olarak “darbe olacak” diye ortalığı velveleye vermek değil, Türkiye’de darbe zeminini oradan kaldıracak araçları geliştirmektir. Bunun yolu da demokratik mücadele ile siyasal dönüşüm ve geçişleri sağlamaktır.

Burada siyaset kurumuna düşen rol sürekli olarak “darbe olacak” diye ortalığı velveleye vermek değil, Türkiye’de darbe zeminini oradan kaldıracak araçları geliştirmektir. Bunun yolu da demokratik mücadele ile siyasal dönüşüm ve geçişleri sağlamaktır. Siyaset kurumu toplumun arzuladığı siyasi değişimi sağlayamazsa, her türlü darbenin zeminini oluşur.

Yumuşak geçişe de vurgu yaptınız. Bir erken seçim öngörünüz var mı?

Ülke şu an yönetilebilir durumda değil. Ekonomik kriz her geçen gün derinleşiyor. Erdoğan, MHP ile birlikte başkanlık sistemini kurduğunda “istikrar getireceğim” demişti; ancak o günden bugüne istikrarsızlık artıyor. Tüm güçleri merkezileştirdiler, ama dikiş tutmuyor ve tutmayacak da, bu çok belli. Diğer yandan, Suriye’den kontrollü bir çıkış için belki yollar bulunabilirdi, ancak iflas eden politikalarda ısrar ve Kürt karşıtlığı yüzünden Türkiye Suriye’de hem rejim hem de Kürtler ile savaş halinde. AKP-MHP’nin bu kifayetsiz, muhteris ve yanlış politikalar yüzünden çok büyük bir fatura ödeyeceklerinin size garantisini verebilirim. Umalım ki Suriye, Kürdistan ve Türkiye’de yaşayan halklar iktidarın bu saçma politikaları yüzünden daha fazla acı çekmez, daha fazla ezilmezler.

Tüm bunların sonucunda içerideki homurdanmalar fazlalaşıyor, iktidar bloğu kendi içinde çatırdıyor. AKP ve MHP’nin açıktan karşı karşıya gelme durumu şimdilik görünmüyor, çünkü ikisi de bu durumda kaybedeceklerini biliyorlar. Fakat ülke artık yönetilemez durumda ve iktidar blokunun bileşenleri kendi aralarında sürekli bir sürtüşme halinde. Önlerinde iki yol bulunuyor. Ya erken seçimin önünü açıp toplumun arzuladığı dönüşümün olması için zemin hazırlamak -ki biz bunu zorlayacağız- ya da her geçen gün toplumdan aldıkları meşruiyet zayıfladığı için ellerindeki baskı aygıtları ile toplumu hukuk dışı biçimde zapturapt altına almaya devam etmek.

Ülke artık yönetilemez durumda ve iktidar blokunun bileşenleri kendi aralarında sürekli bir sürtüşme halinde. Önlerinde iki yol bulunuyor. Ya erken seçimin önünü açıp dönüşümün olması için zemin hazırlamak -ki biz bunu zorlayacağız- ya da her geçen gün toplumdan aldıkları meşruiyet zayıfladığı için ellerindeki baskı aygıtları ile toplumu hukuk dışı biçimde zapturapt altına almaya devam etmek.

Uzun zamandır ikincisini tercih ediyorlar, şimdi seçimlere bile gerek kalmayacak bir darbe rejimi kurmaya bile çalışabilirler. Kaldı ki kayyım mantığının şekillendirdiği başkanlık rejimi zaten demokratik iradeyi hiçe sayan bir sürekli darbe rejimidir.

Önümüzdeki dönem iktidar ile olan mücadelemiz büyüyecektir. Çünkü ülkedeki genel çelişkiler artmaya devam ediyor. Erken seçime gitmemek ülkeyi daha da istikrarsızlaştıracak birçok gelişmeyi beraberinde getirebilir. Tercih tabii ki iktidar blokunun. Biz bir erken seçime de hazır olacağız.

Elinize oy oranlarını gösteren bir anket geldi mi?

Anket çalışmaları yapılıyor, medyaya yansıyanlar da var. İktidar bloğunda ciddi bir kayıp söz konusu, belirgin bir dağılmışlık ve erime var. HDP olarak kendi gücümüzü koruyoruz, hatta kimi anketlerde daha da güçlendiğimiz yönünde bulgular var.

Bir siyasetçi olarak değil bir sosyolog olarak konuşmak gerekirse; şu anda yapılan anketler seçim performansı konusunda pek bir şey ifade etmiyor. Her seçim döneminin spesifik bir bağlamı ve parametreleri olur ki şu an seçimin bir bağlamı mevcut değil. Örneğin, ‘Ali Babacan parti kurarsa’ diye sorular soruluyor, ancak henüz parti ortada yok. Ortaya çıkınca nasıl bir söylem ve ekiple çıkacağını ve seçimin bağlamının ne olacağını görmek gerekiyor.

Ancak bu ortamda iktidarın sürekli olarak kan kaybettiğini görmek için sosyolog olmaya ya da 3000 kişilik anketler yapmaya gerek yok. Zaten sokakta AKP-MHP ittifakına yönelik tepki ve öfkeyi her şekilde gözlemleyebiliyoruz. Bu öfkenin ilk sonuçlarını yerel seçimlerde de gördük. Erken ya da zamanında yapılacak seçimlerde toplumda biriken öfkenin büyüklüğüne birlikte şahitlik edeceğiz. Bir seçimlik canları kalmış gerçekten.

Previous post
Bakan Selçuk: Ortaokul ve lisede sınıf tekrarı geri gelecek
Next post
Kongre öncesi operasyonlar: Bu kez adres Mersin, çok sayıda HDP'li yönetici gözaltında