Ana SayfaYazarlarBahadır AltanNe güvenli bir yer var ne de gökyüzü

Ne güvenli bir yer var ne de gökyüzü


Bahadır Altan


Yeni yıl bölgemizde felaketler ve gerginliklerle başladı. Hep böyle deriz, ama felaketler, savaşlar, katliamlar aralıksız sürüp gidiyor, değişen hiçbir şey yok. Görece ivme düşüp namlular soğur gibi olunca nefes alıyor, seviniyoruz biraz. Hepsi bu…

İran’da Ukrayna hava yolu uçağının “yanlışlıkla” füze ile vurularak düşürülüşü 176 insanın hayatına mal olarak tarihte yerini aldı.

ABD’nin Irak’ta Kasım Süleymani ve yanındakilere yönelik infaz saldırısına İran’ın misilleme füzelerinin atıldığı ve ABD reaksiyonunun beklendiği anlarda, saldırı füzelerini radar skobunda görüp havada imha edecek güdümlü füzeleri ateşleyen İranlı memur şu anda günah keçisi. İran önce “teknik bir arıza” diyerek reddettiği bu vahim yanlışlığı saklamanın mümkün olmadığını anlayınca özür dileyerek üstlendi.

Bizde olsaydı nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyor insan. Daha önce yaşanan Rus uçağının düşürülüşü olayından esinlenen bir senaryo çizersek şöyle denebilir…

Önce Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, hava yolu uçağının planlı rotanın şu kadar dışına çıktığı ve hassasiyetlerimiz gereği haklı olarak vurulduğunu açıklar. Ardından AKP başkanı “emri bizzat kendisinin verdiğini” söyleyip “Bugün olsa aynı tepkiyi verirdim, ülkenin güvenliği için her türlü tedbiri almak görevimdir” derdi. Sonra dünya kamuoyunda bunun tutmadığı görülünce “Sehven fırlatılan bir füzeyle vurulduğunu tespit ettik, araştırıyoruz” da diyebilirlerdi elbet. Ve en sonunda işi FETÖ’culara yıkıp hemen birkaç üst rütbeli subayı da kapsayan tutuklamalarla kendilerini aklayarak kriz sonlandırıldı ve Ukrayna’nın ürettiği silah cinsinden ne varsa satın alma anlaşmaları hazırlanmaya başlanırdı.

İran’daki olayın ilk saatlerinde sorulan soruya yanıt olarak yerden bir atış veya sabotajla düşürülme olasılığının yüksek olduğunu söylerken bu kuşkumun gerekçesi, uçağın havada alev aldığı görüntülerden çok, İran yetkililerinin daha enkaza ulaşılmadan “Teknik bir arıza nedeniyle düşmüştür!” şeklinde açıklama yapmasıydı.

Bizde de hep böyle olmuştur. Yetkililer herhangi bir olayda “Dışarıdan bir etki ile olmamıştır, sabotaj şüphesi yoktur, vurulma nedeniyle değildir, teknik bir arıza veya pilot hatasıdır” türünden açıklamalar yapıyorsa anlayın ki orada başka bir etken vardır.

AKP’nin, 7 Haziran 2015 seçim yenilgisinden hemen sonra iktidarda kalma yolu olarak seçtiği “çözüm yerine savaş” döneminde defalarca örneğini gördük.

Diyarbakır’da gece inişe geçtiği sırada düşen uçaktan paraşütle atlayarak kurtulan F-16 pilotunun yere iner inmez “Aşağıdan açılan bir ateşle vuruldum” dediği görüntüler medyaya düşer düşmez ortadan kaldırılarak “Dış etken yoktur, teknik bir arızadır!” açıklamaları yapıldı.

Yine bu dönemde düşen helikopterlerde İçişleri Bakanı’nın “Dış etken yoktur” açıklamalarının ardından omuzdan atılan füzelerle vurulan helikopterlerin video kayıtları sosyal medyada görüldü.

Gerçekleri halktan gizleme çabası her türlü yalana başvurmayı beraberinde getiriyor ve iktidarı daha da komik hale sokuyor. Devlet, İçişleri Bakanı Soylu’nun yaptığı gibi kendi sınırları içinde deprem olduğunda bile bunu haber yapan gazetecilere engel olmaya çalışıyor. İstemedikleri haberleri halka duyuran, yandaş olmayan herkes art niyetli!

Sivil uçakların hedef alınarak düşürülmesi ilk kez yaşanmıyor. Hafızalarda tazeliğini koruyan benzer bir vurulma olayı 2014 yılında Ukrayna sınırları içinde yaşandı. Amsterdam’dan Kuala Lumpur’a giden Malezya Havayolları’na ait yolcu uçağı çok yüksek irtifada Ukrayna üzerinden geçerken bir Rus füzesinin hedefi oldu. Uçak havada ikiye bölündü, 298 kişi öldü.

Rusya İran’ın yaptığı gibi dürüstçe hatasını da kabul etmedi. Ancak bölgede uçağı o irtifada isabetle vuracak başkaca bir teknoloji yoktu. Ve incelemeler sonrası Rus füzesinin ateşlendiği bataryanın yeri de saptanarak gerçek ispat edildi.

Bir başka örnek 2007 yılında Adana’dan Erbil’e giden inşaat işçilerini taşıyan Moldova uçağının Erbil yakınlarında düşmesidir. Vurulma mı, kaza mı, cinayet mi? Bence hala kuşkulu bu olayda 28 işçi yaşamını yitirmişti.

Uçağın zorunlu sigortalarının bile eksik oluşu Türkiye Sivil Havacılık yetkililerinin denetim sorumluluğunu yerine getirmeyişleriyle de gündem oldu. Ama hızlı tren kazasında Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın “Ben neden istifa edeyim makinist ben miydim?” dediği veya 2007 Isparta kazasında yargılanan Sivil Havacılık Genel Müdürü’nün mahkemede “Kazayı pilot yaptı, ben neden yargılanıyorum?” dediği bir ülkede yetkililerin sorumluluk duyması beklenmiyor kuşkusuz!

Buradaki büyük yanılgı basını, medyayı elinde tutarak, baskı uygulayarak gerçekleri halktan saklamayı başaracaklarını sanmalarıdır. Bu anlayış havacılık açısından da çok önemli riskleri beraberinde getiriyor. Hakikatin üstünün örtülmesi kazaların tekrarlarının yaşanmasını beraberinde getiriyor.

O nedenle İranlı yetkililerin en azından bizimkilerden beklenmeyecek bir tavır sergilediklerini düşünüyorum.

Malezya uçağının yolcuları Rusya ve Ukrayna çatışmalarından belki de tümüyle habersizdi. Ukrayna uçağındaki 82 İran, 63 Kanada, 11 Ukrayna, 10 İsveç, 4 Afganistan, 3 Almanya ve 3 İngiltere vatandaşı ABD-İran çatışmasında taraf dahi değildi. Ama savaş onları ve yakınlarını uçağın içinde yakalayarak yaşamlarını ellerinden aldı.

Hele ki Türkiye gibi sınırlarınızın dibinde bir yangın var ve siz oradaki yangından çıkar uman bir politikaya engel olmuyorsanız, rüzgar alevlerden size doğru esiyor demektir.

Libya’da olduğu gibi başka ülkelerin iç savaşlarına asker gönderen, silah satmayı kar sayan, özetle başkasını yakan ateşte aş pişirmeye çalışan bir devletin yurttaşıysanız “bana ne” deme lüksünüz hiç yoktur. Bu ateşin size bir yolcu uçağında, gemide, trende veya herhangi bir yerde ulaşma olasılığı daha da yüksektir.


Bu yazı İşçi Sözü’nün Şubat sayısında yayınlanmıştır.
Previous post
Erkekler Ocak'ta 27 kadını öldürdü, yedi kadının ölümü ise şüpheli
Next post
Bursa'da depreme dayanıksız 24 okul için yıkım kararı