Ana SayfaYazarlarElend AydınRoller repertuvarı

Roller repertuvarı


Elend Aydın


“Hepimizin yaptığı gibi çok geniş bir özel roller repertuvarı edinmişti; bunlar bulunduğu çeşitli sosyal konumlarla ilgili rollerdi: baba, koca, patron, Opera Yönetim Kurulu ve Kalp Vakfı Başkanlığı, belediye encümen üyeliği, çok belirgin konumlarından yalnızca bir kaçıydı… Oynadığı rollerin çoğu hepimizin yaptığı gibi, otomatik olarak ve düşünmeden oynanan rollerdi… En sevdiği rollerden bir kaçı; anlayışlı baba, anlayışlı koca, huysuz baba, huysuz koca, cana yakın, alçakgönüllü, şakacı yönetim kurulu başkanı, yönetim kuruluşunun sert başkanı, anlayışlı sırdaş, hayrete düşmüş sırdaş ve daha birçokları gibi…”

Okurken acaba kendi rol repertuvarınız da canlandı mı gözünüzde, rengarenk kostüm ve edalarıyla? Yoksa siz, rol nedir bilmeyenlerden misiniz? Rol dolu sorular yağmasın da “yedek roller” ve “iptal edilecek olan roller” bile var listede. Bu yüzden sıkı durmalı ve doğduğumuz günden başlayarak arz-ı endam eden rollerimizi görmeliyiz.

Büyümek de bir rol değil mi? “Büyü, büyümelisin” rolüne mesela kim muhatap olmamıştır? Hem hayatın kendisi, bir oyun: bazen dram, bazen komedi, bazen trajikomik ya da gotik olan bir sahne değil mi? Sahne varsa, trajedi ve komedi varsa, rol neden ve nasıl olmasın, değil mi?

Rol almanın sahtekarlık anlamına gelmediğini de öğreneli çok oldu. Rol alıyorsun, zaman ve mekan bunu istiyor, an: sende öyle oluşuyor, o kadar. Mesela ben şimdi bu satırları bembeyaz ve duygusuz bir öğlenden yazarken, tek derdim sizlere ulaşmak. Peki, sizler okurken neyi dert edinirsiniz? Okursunuz, o kadar. Ve bu başlı başına bir “oyun”; bir deneyim, bir yolculuktur. Ben de rol alırım yazarken, sizler de.

Sanırım rol almak/oynamak ile “rol yapmak” arasındaki ayrıma da dikkat etmek lazım zira “rol yapmak” hem gerçek hem de sanal hayatta bir –mış gibi yapmayı, sahtekarlığı barındırıyor. Oysa rol almak, tüm hücrelerimizle iştirak ettiğimiz bir şey…

Lakin alıntıdaki bayın rollerine dönmemek de olmaz. Mesela “şakacı yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulunun sert başkanı, anlayışlı sırdaş, hayrete düşmüş sırdaş…” rollerini “oynarken” karşıdakileri nasıl ve neden etkileyebiliyor? Belki de etrafımız “hayrete düşmüş sırdaş” rollerine bezenmiş olanlarla kaplıdır da bizler “aa… nasıl da hayrete düşüyor sevgili dost, nasıl da can-ı gönülden dinliyor” falan deyip tüten dumanların dostluk çubuklarından geldiğini sanıyoruz.

Peki ya rol yapanlar masum, rol yaptıran suçluysa? Neden içimizden geldiği gibi davranmıyoruz mesela? Ya da söz ve davranışlarımızın kaçta kaçı orijinal: “Şöyle yapsam şöyle derler, şöyle desem böyle derler” ile zehirlenmemiş? Çünkü egemenlerin güdümündeki toplum ve hayatlar; sadece istedikleri role, rollere mecbur bırakıyor bizleri. Tersi durumda ya ceza ya yok sayma ya da hiçbir rol vermeme!

Bir de şu var: diktatöryel sistemler sadece iki rol barındırır ve dayatırlar: ya biat edip, yardakçı, köle olacaksın ya da başkaldırıp ölüm ve zindanlara mahkum bir isyancı olacaksın. İkisinin dışında aman yok. Bu o kadar ezberlenip otomatiğe bağlanmış ki, sevgili isyancılar da çoğu zaman özgür, sayısız rollerle zenginleşmiş bir muhalefet yerine sadece egemenin dayattığı role sıkışarak farkında olmadan iktidarların rol değirmenlerine su taşıdıklarının farkında dahi varamıyorlar. Ama mesela birileri de hep kırık kalpler vakfı başkanı rolünde arz-ı endam ediyor ya da “değerim anlaşılmıyor komitesi başkanı” olarak tüm sahnelerde sitem ediyor.

Neyse, biz yine de burada durup, roller repertuvarımıza bakalım: kaç rol, kaç zoraki rol, kaç özgür rol, kaç yedek ve asıl rol, kaç yarım kalmış, kaç tamamlanmış rol? Yılın başındayız ya, belki yeni roller de ekleriz repertuvara, değil mi?

Bu arada sizler “sevgili, zeki okur” rolünde bu satırları okuduğunuzda ben belki efkarlı, karlı yolların yolcusu yaza rolünden firar eder, rolümü, pardon, izimi kaybettiririm.

Yeni gerçek, özgür rollerde buluşsak…

Previous post
TTB Başkanı Adıyaman'dan 'Corona' uyarıları
Next post
HDP'nin il il 8 Mart programı