Ana SayfaManşet8 MART | Türkiye’de kadın olmanın halleri ve inadı

8 MART | Türkiye’de kadın olmanın halleri ve inadı

HABER MERKEZİ – Bugün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Türkiye’de yaşayan dört kadın hem Türkçe hem de anadillerinde yaşadığımız coğrafyada kadın olarak var olmayı anlattı. Trans, göçmen, Ermeni gazeteci ve Hıristiyan kadınlardan Türkiye’de yaşamanın ne anlama geldiğini kendilerinden dinliyoruz.


Haber: Marta Sömek


Türkiye’de yaşam mücadelesi veren, çeşitli sosyo kültürel ve etnik kimliklere sahip kadınlardan, hem anadillerinde hem de Türkçe, maruz bırakıldıkları cinsel taciz, cinsel şiddet, tecavüz, baskı ve eril tahakkümü dinledik.

Cinsel saldırı, şiddet ve tacize maruz bırakılan Ajda Ender’in, Türkiye’de bir trans olarak verdiği yaşam mücadelesine tanık oluyoruz. “Yaşam hakkım elimden alındı” diyen Ajda, ataerkiye karşı verilen mücadelenin kadın dayanışması ile mümkün olduğunu dile getiriyor.

“Toplumda trans kadının adı ve yaşam hakkı yok. Benim yaşam hakkım elimden alındı, tecavüze uğradım, cinsel taciz uygulandı. Trans kadın olduğum için kendi evime sokulmuyorum, ölümle tehdit ediliyorum, tekstille ilgili olan mesleğimin yapılmasına izin verilmiyor.
Erkek egemenliği bitmeli, erkek egemen toplumda, dünyada eril şiddet istemiyorum, biz kadınların gücü ortaya çıkmalı. Bana karşı işlenen ırkçılık, ayrımcılık, nefret suçları ve ölüm tehditlerine karşı dimdik
ayaktayım ve güçlüyüm.”

‘Sesimiz yüksek çıkacak’

Ajda Ender, mesleğini devam ettirmek için uygun koşulları yaratıp pazara çıkacağını ifade ediyor:

“Trans kadın Ajda, pazarda mesleğine devam edecek, biz kadınlar, sosyal ve ekonomik özgürlüğümüzü elimize alacağız, çalışacağız, çalışmak çok önemli, bize şiddet uygulayanlara karşı sesimiz yüksek çıkacak.”

Trans kadınlara iş verilmesini ve toplumda her meslekte çalışabilmelerini isteyen Ajda, “Ben dimdik ayaktayım, açtığım davalarımın arkasındayım, çok güçlüyüm, biz kadınlar beraber güçlüyüz, bana zor günlerimde verdiğiniz destekler için teşekkürler” diyor.

‘Çığlıklarımı duyuyor susuyorsun’

Ermeni kimliği ile gazetecilik yapan Lusyen Kopar da Türkiye’de kadın olmanın verdiği hissiyatı şöyle açıklıyor:

“Sabah ite kaka bindiğin otobüste, akşam indiğin tramvaydayım. Yanından geçiyorum. Yüzüne gülüp “iyi günler” ile başlayıp, “iyi akşamlar” ile biten cümleler kuruyorum. Çoğu zaman günüm iyi başlamıyor, zaten iyi de bitmiyor çoğu zaman. Gecenin sessizliğinde sesim yankılanıyor ya da bir köşede sönmüş ağlıyorum. Dayak yediğimi anlıyor, çığlıklarımı duyuyor ama susuyorsun. Neredesin? Annemsin, kardeşimsin veya sokaktaki herhangi birisin, kim olduğun fark etmez. Sahip çık bana. Ben bende değilim çoğu zaman.  Ben sessizim, ben karanlık, ben yalnız. Ben, ben içinde, dönencemde çaresiz…”

Ermenice:

“Ես ալ կին մըն եմ, ձեզ մէ մէ կը։ Առա- ւօտուն հրմշտու քով մտած օթո պիւ սիդ մէջն եմ, երե կոյան ետ դար ձի հան րա կառ- քիդ։ Քո վէդ կանցնիմ։ Կը ժպտիմ. «Բա- րի լոյս» կամ «բա րի երե կոյ» կը մաղ թեմ։ Բայց ամէն ան գամ օրս բա րի չի սկսիր, բա րի ալ չի վեր ջա նար։ Ձայնս կ՚ար ձա- գան գէ գի շերո ւայ ամա յու թեան մէջ, կամ ալ ան կիւն մը կծկտած կը հեծկլտամ ան ծա- նօթ մէկ սե ռակի ցիս հա մար։ Այս հո ղերուն վրայ կին ըլ լա լը միշտ դժո ւար եղած է։ Օր չանցնիր որ խե լաքա րած մէ կու մը ամուսնա- լու ծո ւած կի նը փո ղոցին մէջ խոշ տանգե լու, սպան նե լու կամ նման լու րի մը չհան դի- պինք։ Երբ եկած է 8 Մար տի Մի ջազ գա յին Կա նանց Օրը, փա փաքե ցանք, որ ականջ
տրո ւի այ րե րու կող մէ ան տե սուած, վնա- սուած, տու ժած կա նանց ձայ նին՝ առանց յայտնե լու իրենց ինքնու թիւնը, քա նի որ վտան գը միշտ կայ ու կը մնայ անոնց գլխուն վե րեւ, Դե մոկ լեան սուրի մը նման”

‘Pasaportumu elimden alıp, beni çalıştırdılar’

Ukrayna’da üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulamadığı için Türkiye’ye çalışmaya gelen Asya’dan da Türkiye’de maruz kaldığı şiddeti, ayrımcılığı ve tacizi dinliyoruz:

“2013’te Türkiye’ye çalışmaya geldim. Burada bir dernekte kaldım ve bana iş bulmam için yardım ettiler. Kurtköy’de yaşayan iyi halli bir ailenin çocuğuna bakmaya başladım, aile bana yarım ayın maaşını verdi ve karşılığında ‘çalışma iznimi alacaklarını’ söyleyerek pasaportumu benden aldılar. Ben de kabul ettim çünkü vizesiz kalma sürem sadece 2 aydı ve Türkiye’deki prosedürü bilmediğim için onlara inandım.
Bir ay boyunca çalışmaya devam ettim ama bir türlü bana vize çıkarmadılar ve pasaportumu da ellerinde tutmaya devam ettiler. Daha sonra bana neden vize almadıklarını ve pasaportumu geri vermediklerini sorduğumda, benim artık ‘kaçak olarak yaşadığımı’ söylediler ve izinli süremin üzerinden 2 ay geçtiğini söylediler. Ben çok üzüldüm ve bunun doğru olmadığını söyledim fakat onlar bana gülmekle yetindiler.”

‘Üzerime kapıyı kilitleyip evden gittiler’

“Evlerinde kaldığım kadın kasti olarak kendi hatalarını benim üzerime yıkmaya çalışıyordu” diyen Asya, işvereninin kendisine sürekli “manyak, gerizekalı, allah belanı versin” şeklinde hakaretler ettiğini söyledi.

Asya, işvereni olan kadının bir gün kapıyı üzerine kitleyerek gittiğini ifade etti ve ardından yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Ne yapsam diye düşünürken bana başım sıkıştığında kendisini arayabileceğimi söyleyen bir ablayı arayarak durumu anlattım ve bana bu kadının, yanında çalışan her kadını sistematik bir şekilde baskı ve
hakarete maruz bıraktığını söyledi. İki gün sonra maaşımı alacaktım ve iki gün daha sabrederek maaşımı alıp işi bırakmak istiyordum fakat o günün akşamında kadın beni tekrar ağır hakaretlere maruz bırakıp, bağırdı.
Ben de ‘eğer bana bu şekilde bağırmaya devam ederseniz, ben işi bırakacağım’ dedim, ‘gitmek istiyorsan git, seni tutan kimse yok burada, zaten kimse senden memnun değil’ dedi. Ben de ‘o zaman pasaportumu verin, ben giderim’ dedim, kadının eşi ile konuşup durumu anlattım fakat gitmemi istemedi ve ‘çocuğun bana alıştığını’ söyledi. Ertesi gün kadın tekrar bana hakaret etmeye başlayınca ve bana sürekli bir şey başaramadığımı hissettirmeye çalıştığı için gitmeye karar verdim. Fakat 1 ay 15 gün çalışmama rağmen bana hiç ödeme yapmamışlardı ve pasaportum hala onlardaydı.
Benim hiç param yoktu, pasaportumu koydukları yeri biliyordum ama hırsızlık yaptığımı düşünmelerinden endişelendiğim için pasaportumu alıp çıkmak istemedim o evden. Kadının annesini arayarak eve çağırdım ve durumu anlattım. Ceplerimi ve valizimi açıp eşyalarımı tek tek gösterdim ve pasaportumun olduğu çekmeceyi yanında açarak pasaportumu aldım. Tekrar derneğe geri döndüm ve derneğin sahibi, kadını arayarak maaşımı neden vermediklerini sordu, kadın ise ‘o bizi çok üzdü, benim çocuğumu tek bıraktı ve biz de onun maaşını vermemeye karar verdik’ dedi, dernek sahibi böyle bir şeyin olamayacağını, hem pasaportuma el konularak kaçak çalıştırıldığımı, hem de maaşımı vermeyerek emeğimin sömürüldüğünü belirtti fakat telefonu suratına kapattı ve ben asla emeğimin karşılığını alamadım.”

Sistematik şiddetin tanığı

“Türkiye’de kadın olmak çok zor” diyen ve yeni bir iş bularak çalışmaya başlayan Asya, bu kez de yaşamdan soyutlanarak tek vasfı “annelik”ten ibaret olan bir kadının hikayesini anlatıyor.

Asya aynı zamanda anlattığı kadının maruz bırakıldığı psikolojik ve fizyolojik şiddetle birlikte toplumsal ve eril baskıdan kaynaklı patriyarkal zihniyeti içselleştirdiğini vurguluyor.

“Eğitim düzeyi ve maddi gelirleri oldukça iyi olan bir ailenin engelli çocuğuna bakmaya başladım. Başta her şey normal ilerliyordu fakat zamanla fark ettim ki kadın evli olduğu erkek tarafından sistematik olarak şiddete maruz bırakılıyordu. Kadın neredeyse her gün, işe gitmeden yüzü ve vücudundaki morlukları makyajla kapatmaya çalışıyordu.
Evli olduğu erkek tarafından defalarca kafasına, yüzüne ve vücudunun farklı yerlerine tekme ve yumruk şeklinde darp edildiğine tanık oldum. İçinde bulunduğum bu durum beni çok korkuttu, işi bırakmak istedim ama kendisine baktığım çocuk benim onu bırakmamdan korkarak ‘ne olur beni bırakma abla’ diye yalvardı bana. 12 yaşındaki çocuğun sevgi gördüğü tek kişi annesi, köpeği ve bendim, bana yalvarırken onu bırakmak ağır bir karardı benim için.
Çocuk babası tarafından sürekli olarak hakaret ve şiddet görüyordu. Çocuğun engelli olması babası için
bir ‘utanç sebebi’ydi ve sürekli çocuğuna ‘sen özürlüsün, utanıyorum senden, allah belanı versin, beyinsiz, gerizekalı’ şeklinde hakaretler ederken kimi zaman da kıyafetlerini yırtıp, kış aylarında balkonda bekletiyordu. Çocuğun engelli olması annesi için ise ‘şiddet sebebiydi’.
Kadın sürekli ‘herkesin çocuğu normal, sen bana engelli çocuk doğurdun’ şeklinde hakaretler duyuyordu adamdan, bir gün dayanamadım ve adama dedim ki ‘esas engelli olan sizsiniz.’ Beni çok
şaşırtan şeylerden biri de bu insanların eğitim düzeyleriydi, bütün bunları gördükten sonra şuna karar verdim; ‘her şey eğitimle olmuyor.'”

‘Dul rolünü oynamak istemiyorum’

Asya bir gün erkeğin çocuğu şiddete maruz bıraktığını bunu engellemeye çalışırken de kendisinin şiddete uğradığını söylüyor.

“Adam elini kaldırıp çocuğa vuracağı anda çocuğu ittim ve adam bana vurdu. Neye uğradığımı anlayamazken adam benden özür diledi, ben de eğer çocuğa şiddet uygulamaya devam ederse polise şikayet edeceğimi söyledim, karşılığında bana şunu söyledi: “Neden herkesin çocuğu normal de benimki gerizekalı?”

Erkeğin hem evli olduğu kadını sistematik şiddete maruz bıraktığını hem de aldattığını belirten Asya, kadınla konuya ilişkin arasında geçen konuşmayı şöyle anlatıyor:

“Bir gün kadınla konuştum, eşiniz size hem sistematik olarak şiddet uyguluyor ve hem de manevi olarak
size değer vermiyor, ona neden katlanıyorsunuz dedim, kadın şu cevabı verdi: ‘evet kocam bana şiddet uyguluyor ama boşanamam, ayıp, dul rolünü oynamak istemiyorum.'”

Siz erkeklerden korkmuyorum, asla sessiz kalmayacağım’

Asya bu konuşmanın ardından işinden ayrıldığını ancak çocukla konuşmaya devam ettiğini, konuşmalardan haberdar olan erkeğin çocuğu darp ettiğini söylüyor.

“Yaşadığı işkencelere tanık olduğum bu kadın gibi bu ülkede birçok kadının daha olduğunu biliyorum. İçimden geçen hisler şöyleydi: ‘Siz erkeklerden korkmuyorum, asla sessiz kalmayacağım ve her zaman dimdik duracağım.'”

Rusça:

“Я поняла что больше не могу оставаться в этом доме после получения зарплаты решила уйти оставив на столе записку утром как всегда проводила мальчика в школу поцеловав его и сказав
чтобы он хорошо учился и слушал маму он понял что я ухожу и сказал мне сестра если ты уйдешь я сброшусь с балкона я сказала нет и поцеловала его в последний раз и отправила его в школу
.Физическое и психологическое насилие которому подвергался ребёнок сильно повлияло на меня.Я часто звонила мальчику после ухода с этой работы он был очень рад и рассказывал мне про все что с ним происходило. Однажды когда я ему позвонила в очередной раз он был расстроен и сказал что отец узнал что мы созваниваемся он ударил его и сильно наорал на на него сказав чтобы он не разговаривал со мной потому что я проститутка ребёнок был в шоке и сильно плакал”

Türkiye’de Hıristiyan bir kadın olmak

“Türkiye’de hem kadın hem de Hıristiyansanız şartlar iki kat daha zor demektir” diyen Gazel Sömek ise Türkiye’de Hıristiyan bir kadın olmanın hissettirdiklerini paylaşıyor.

“Türkiye’de kadın olmak bir nevi köle olmaktır. Emeğimin karşılığını alamadığımı düşünüyorum. Bu ülkede her şey kadınlardan bekleniyor, anne olmak, emekçi olmak, eş olmak, köle olmak… En ufak bir
unutkanlıkta ya da hatada ise bütün emeklerin göz ardı ediliyor. Toplu taşımaya bakımlı bindiğimde kendimi huzursuz hissediyorum, bir gün otobüste bir tacize maruz kalmaktan son anda kurtuldum ve bu beni çok etkiledi.”

Eğitim hayatımda çok başarılıydım fakat babam beni okutmadı çünkü ortaokul eğitimi alan hiç kız öğrenci yoktu. Bu durum benim için bir yıkımdı, çok istememe rağmen eğitim alamamak, ekonomik
özgürlüğüme kavuşamamak ve meslek sahibi olamamak beni çok üzdü.

‘Türkiye’de hem kadın hem de Hıristiyansanız şartlar iki kat daha zor’

Türkiye’de yaşayan Hıristiyan bir kadın olarak çok fazla ayrımcılığa maruz kaldığını vurgulayan Gazel, “Bu yüzden kendi kızlarıma hep kendi ayakları üzerinde durmaları için destek oldum. Türkiye’de kadın olmanın kölelikten ibaret olmadığını ve benim maruz kaldığım ayrımcılık, baskı ve tacize onların
da maruz kalmaması için savaştım” diyor.

“Benim Hıristiyan olduğumu bilen çok sevdiğim bir komşum bir gün beni mevlidine çağırdı, ben de kıramayıp gittim, mevlidde kuran okuyan hoca; ‘iyi ki biz Hıristiyan doğmamışız’ diyerek nefret dolu birçok şey söyledi.
Benim saygı duyarak, inancına sahip olmadığım halde gittiğim bir ritüelde, özellikle hemcinslerim tarafından karşılaştığım bu saygısızlık beni çok kırdı. Türkiye’de hem kadın hem de Hıristiyan iseniz, şartlar iki kat daha zor demektir.
Kadınlar bu ülkede ne sevgi, ne de emeklerinin karşılığını göremiyor. Burası ‘erkek ülke’ ve bu düzenin değişeceğini düşünmüyorum, her geçen gün daha kötü bir hal alıyor, her gün azalıyoruz. Ancak beraber olursak güçlü olabiliriz, önce birbirimizle barışmalıyız, kadın dayanışmasını yaşatalım.”

Süryanice:

“ܢܗܘܐ ܐܬܬܐ ܒܬܘܪܟܝܝܐ ܐܝܟ ܡܸܫܬܲܥܒ݂ܕܵܢܘܼܬܵܝܐ. ܠܐ ܪܓܫܢܐ ܕܡܝܕܢܐ ܙܕܩܐ ܕܘܦܘܠܚܢܐ. ܒܐܬܪܐ ܟܘܠ ܡܕܐ ܡܟܠܠ ܡܢ ܢܫ̈ܐ، ܢܗܘܐ ܐܡܐ، ܦܠܚܬܐ، ܐܬܬܐ، ܘܓܪܥܝܘܬܐ… ܒܛܥܝܐ ܘܦܘܕܐ ܙܥܘܪܐ ܘܬܥܒܐ ܘܦܘܠܚܢܐ ܟܘܠܢܝܬ ܟܡܛܥܐ.”


Çevirideki katkılarından dolayı David Vergili’ye teşekkür ederiz.
Previous post
8 MART | Taksim abluka altında, yollar kapatıldı, metro seferleri durduruldu
Next post
Yüksekdağ: İçeriden dışarıya özgürlüğün kapılarını açacak bir 8 Mart dileğiyle