Ana SayfaKitapErkekler şehrine karşı “Feminist Şehir”

Erkekler şehrine karşı “Feminist Şehir”

HABER MERKEZİ – Kent, mutenalaştırma, toplumsal cinsiyet ve feminist coğrafya konularında çalışan Leslie Kern’ün “Feminist Şehir” adlı çalışması Sel Yayıncılık’tan çıktı. Beyza Sumer Aydaş’ın Türkçeleştirdiği kitap, şehir planlamalarının ve kentsel alan tasarımlarının erkeklere odaklandığı, kadınlara “ayrılan” alanlarınsa heteronormatifliğin kalıplarını yeniden üretmekten başka bir işe yaramadığı gerçeğinden yola çıkıyor. Yazar, bir kadın olarak şehri deneyimlemenin anlamını erkeklerce tasarlanan ilk “coğrafya” olarak bedeninden başlayarak çözümlüyor. Kitaptan kısa bir pasaj aktarıyoruz.


Leslie Kern

Çeviri: Beyza Sumer Aydaş


Belirli türden şehir iyileştirme programlarını ilerletmek üzere kadınların bedenlerini denetim altına alma çabaları hiç de son bulmuş değil. Çok yakın bir tarihte, sosyal yardım alan veya bir şekilde devlete bağımlı görülen beyaz olmayan ve yerli kadınların zoraki veya mecburi kısırlaştırılmalarına tanık olduk.

Siyah “refah kraliçesi”* şeklindeki ırkçı klişe, 1970’lerde ve 1980’lerde sorunlu şehirler anlatısının parçası olarak dolaşıma sokuldu. Bu tutum, ergen annelerin de refah kraliçeleri yığınlarına katılacağı ve suça meyilli çocuklar doğuracağı varsayımları nedeniyle ergen hamileliklerine yönelik ahlaki panikle de bağlantılıydı. Seks işini ortadan kaldırmaya yönelik çağdaş hareketler insan kaçakçılığıyla mücadele olarak yeniden adlandırılırken insan kaçakçılığı cinselleştirilmiş yeni bir kentsel tehdit biçimi olarak addediliyordu. Maalesef, insan kaçakçılığına maruz kalmayan seks işçilerine, bu yeni program uyarınca çok az saygı veya eylemlilik atfediliyor.

Obeziteyle mücadele kampanyaları, kadınları birey ve anne olarak hedef alıyor; onların ve çocuklarının bedenleri, arabaya bağımlılık ve fast food gibi modern kentsel sorunların belirtileri olarak görülüyor.

Kısacası, kadınların bedenleri halen sıklıkla kentsel sorunların kaynağı veya işareti olarak görülüyor. Bebekli genç beyaz kadınlar bile mutenalaştırmanın failleri olarak itibarsızlaştırılırken, mutenalaştırma savunucuları beyaz olmayan yalnız anneleri ve göçmen kadınları kentte suçu yeniden üretmekle ve kentsel “dirilişi” yavaşlatmakla suçluyorlar.

Görünüşe bakılırsa kadınların kentsel toplumsal endişelerle ilişkilendirilme biçimleri dur durak bilmiyor. Saflık ve temizlikle ilgili daha abartılı Viktoryan korkuların bazılarının azaldığını kabul etsem de, kadınlar halen şehri, gündelik yaşamlarını (sadece olmasa da) son derece toplumsal cinsiyet temelli biçimde şekillendiren bir dizi –fiziksel, toplumsal, ekonomik ve sembolik– engelle deneyimliyor.

Bunların birçoğu erkekler açısından görünmez; çünkü onların deneyimleri bunlarla nadiren karşılaşmaları anlamına geliyor. Bu da şehirlerde halen çoğu erkek olan başlıca karar merciinin, kentsel ekonomi politikasından konut tasarımına, okulların nereye kurulması gerektiğinden otobüs koltuğunun biçimine, denetimden kar küremeye kadar her konuda, bu kararların kadınları nasıl etkilediğine dair bırakın ilgiyi, bilgileri bile olmadan tercih yaptıkları anlamına geliyor.

Şehir, erkeklerin geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini destekleyip kolaylaştırmak üzere ve erkeklerin deneyimlerini “norm” kabul ederek, şehrin kadınlar için nasıl engeller yarattığıyla pek de ilgilenmeden ve şehir hayatına dair günlük deneyimlerini gözardı ederek düzenleniyor. “Erkekler şehri” derken işte bunu kast ediyorum.


* Sosyal yardıma ihtiyacı olmadığı halde sahte evrak veya beyanlarla bu türden yardımlar aldığı iddia edilen kadınlara yönelik aşağılayıcı bir terim olan “refah kraliçesi”, bilhassa siyah ve bekâr kadınları devletin sırtından geçinmekle eleştirmek maksadıyla kullanılmıştır. (e.n.)
Previous post
Avukatların gözaltına alınmasına 26 barodan tepki
Next post
52 gündür kayıp olan Mehmet Bal'a dair dosyaya 'takipsizlik' verildi