Ana SayfaYazarlarİbrahim Aslanİdlib’den Kapıkule’ye: Bir düşünün…

İdlib’den Kapıkule’ye: Bir düşünün…


İbrahim Aslan


“ağır yükü fukaraya

Bindirirler bindirirler

vatan millet diye diye

kandırırlar kandırırlar”

 (Ozan Emekçi, Yandırırlar)

Ortadoğu’ya lider olacaklardı, sadece Ortadoğu da değil, “dünya lideri!” olacaklardı.

Yeni Osmanlı hayallerine kapıldılar. Kılıç kalkan kuşandılar. Zaferi kazanıp Emevi Camii’nde namaz kılacaklardı.

Derin strateji insanları (!), büyük bir dış politika öngörüsüyle yola koyuldular. Ümmetin çocuklarını “Esed zulmünden” kurtaracaklardı.

Emperyalistlerin kurmak istediği “terör koridoruna” izin vermeyeceklerdi. Esad zulmünden kaçan milyonlarca ümmetin evladına sahip çıktılar. “Misafirimiz” dediler.

Yürütülen dış politikayı eleştirenlere, savaşa karşı duranlara “hain” dediler, “vicdansız” dediler, “siz politika bilmezsiniz” dediler, “biz ümmetin çocuklarına tabi ki sahip çıkacağız” dediler. Dediler de dediler.

Suriye savaşının üzerinden yaklaşık 9 yıl geçti. Bu, Yeni Osmanlıcı politikanın sahiplerinin geldiği nokta netleşti.

Suriye’de, Kürt karşıtlığı ve mezhepçi politikanın özetini İdlib gözler önüne seriyor. AKP iktidarı ve ortağı MHP, yaşamını yitiren asker sayısını dahi açıklayamazken, askerleri uçaklarla bombalayan Rusya’dan hava sahasını açmasını talep ediyor.

Buyrun size anti-emperyalist Türkiye.

Kendi askerlerinden kaç kişinin yaşamını yitirdiğine dair rakam veremezken, Suriye askerlerinden kaç kişinin yaşamını yitirdiğini anında verebiliyor ve havuz medyası aynı anda bunu utanmadan “SON DAKİKA” olarak servis ediyor.

Yıllardır, “NATO, Erdoğan’ı devirmek istiyor”, “Batı bizim düşmanımız”, “Haçlılara karşı savaştayız” diye sözde anti-emperyalist bir propagandayı dolaşımda tuttular. Rusya’dan S-400 aldılar, “kendi göbeğimizi kendimiz keseriz” dediler.

Sonuç: Rusya havadan bombardıman gerçekleştirince en iyi NATO’cu oldular, NATO’dan yardım istediler.

Sizce utandılar mı? Tabii ki hayır. Gözlerimizin içine baka baka, Merkel’in vereceği milyon euroları cebe indireceklerinin hareketini yaparak, hepimize pişkin pişkin güldüler ve gülmeye devam ediyorlar.

Türkiye’yi lider ülke yapacaklardı, Türkiye’yi uçuracaklardı, herkes bizi kıskanıyordu… Ne oldu? Ekonomi çöküyor. Dolar ve euro uçuyor, Türk Lirası dibe vuruyor.

Memlekette işsizlik had safhada, işçi ölümleri had safhada, açlıktan dolayı yaşamına son verenlerin oranında dünya birinciliğine doğru gidiyor ülke.

Ama bunlar çekinmeden, karşımıza geçip pişkin pişkin gülmeyi sürdürüyorlar.

Suriye savaşından beri kullandıkları “mülteci-sığınmacı” sorununu Avrupa’ya karşı bir şantaj olarak kullanmaya devam ediyorlar.

Değeri kendinden menkul olan “savaş uzmanları!” gibi şimdi de AKP’nin insan kaçakçısı uzmanları deniz boylarında, nehir boylarında bir profesör edasıyla canlı yayınlara bağlanıyor. “Reise” övgü dizerek başlıyorlar konuşmaya. Mültecileri, sığınmacıları bilmem kaç bin euro ile taşıdıklarını anlatıyorlar.

Ümmetin çocukları denizde mi boğuluyor, ümmetin çocukları gaz bombası mı yiyor, ümmetin çocukları aç ve perişan mı? Bu kimsenin umurunda değil.

Son kertede durum gayet açık. Mesele çıkarlarsa, ümmetin çocukları da satılır, insan kaçakçıları da profesör olarak ekranlarda boy gösterir.

Yeni Osmanlıcılık, böyle bir şey sonuçta.

İdlib’den Edirne’ye bir çöküş olan bu politikanın sonucunda, Kapıkule Sınır Kapısı’na gecenin köründe sürülen ve NTV canlı yayınına bağlanan mülteci bir kadının şu sözleri geriye kalır:

“Gece saat 1’de kapıların açıldığını söylediler. Biz de apar topar geldik. Otobüsler bizi bekliyordu. Bizi buraya kadar bedava getirdiler. Bizi burada bıraktılar. Şimdi sınır kapısına gidiyoruz. Orada jandarmalar diyor ki, ‘Geçemezsiniz, burası kapı ve kapalı. Ama denizden geçebilirsiniz’ diyor. Şimdi siz düşünün, bu kadar millet, bu kadar çocuk nasıl denizden geçebilir? Gemi de yok, hiçbir şey yok. Nasıl geçebilir?”
Previous post
Meluses Kadıköy'de: Konser geliri Hopa’daki sokak hayvanlarına
Next post
Kırıkkale'de iş cinayeti: Makineye sıkışan işçi yaşamını yitirdi