Ana SayfaÖzelİkincil kayıplar / yoksullar

İkincil kayıplar / yoksullar


Nice Yıldız


Zapatistaların ‘eski’ sözcüsü Marcos, büyük romancı Gabriel Marquez ile yaptığı söyleşide asıl çelişkiyi, yerleşik düzenin ‘mesai saati’yle yerlilerin ‘kum saati’ arasındaki uyumsuzluk olarak gördüğünü ve asla dünyanın mesai saatine kayıtsız şartsız ayak uydurmaya yanaşmayacaklarını söylüyordu.

Günümüzde dünyanın mesai saati içerisine sıkıştırılmış 3 milyar insan günlük 2 dolar olarak kabul edilen yoksulluk sınırının altında gelirle yaşama tutunmaya çalışıyor. Diğer yandan yine dünyanın mesai saatleri içerisine sıkıştırılmış talihli azınlık gelir varlıklarını son 20 yılda 530 kat arttırmış durumda.

Eşitsizliğin ve yoksulluğun çağında yoksullara dokunan, ilgilendiren çevreleyen bütün sorunlar iktidarların gözünde ikincil kayıplar olarak değerlendiriliyor. İkincil kayıplar, askeri terminolojiden aşırma olarak, askeri amacın ana hedefine yönelik saldırıları sırasında ortaya çıkan kestirilemeyen, öngörülemeyen yıkımları tanımlamaktadır.

İkincil kayıplar hedefe doğru gidişte ufak yol kazaları, istenmeyen kırımlardır. Yüce görevlerin uygulanması sırasında, bir anlamda mecburi kayıplardır. Bu kayıplar çoğu zaman amacın kendisi ne kadar önemliyse o derece önemsiz, değersizlerdir.

Necip dünyamızın son yüzyılda her gün uyandığı büyük amentü ekonomik gelişme, müreffehleşme ve kalkınma. Tefrika halinde medya, üniversiteler, STK’lar, devasa şirketler, partiler, aydınlar ve en çok devletler yüzyıldır her gün bizleri kalkınmayla, refahla, sosyal adaletle iç içe bir düzenin muhayyel dünyasına hazırlamakta.

Her gün bu muhayyel dünyanın kapısına getirilip getirilip bırakılan zihinlerimiz, gündelik hayatın içerisine dönünce kendimizi bambaşka bir gerçeklik evreniyle buluyoruz. Savaşlardan ve ekonomik sebeplerden yer değiştirmek zorunda kalmış milyonlarca insan, savaşlar, ekolojik yıkım, erkek egemen şiddet sarmalı ve yoksulluk.

Herbert Gans “yoksulluğu” normal yaşam olarak kabul edilen her şeyden mahrum bırakılmak olarak tanımlıyor. Bir anlamda yoksullar kıstırılmış, zoraki kapatılmış bir mekan içerisinde her şeyden mahrum izole bir dünyanın özneleri.

Çağımızın efendileri tarafından yoksulluk ve yoksullara ait içsel dünya, bütün beraberinde getirdiği yıkımlara rağmen biraz daha sabırla hep beraber aşabileceğimiz eşik olarak tanımlandırırken, Gans gerçekliğin bu yönlü olmadığını aksine yakın zamanda kurtulacağımız bir yoksulluk olmadığını belirterek toplumsal yapımızın sürekliliği için sistem tarafından yoksulluğun mükemmel bir işlevsellik olarak ele alındığını, nihai hedefin asla yoksulluktan kurtulmak olmadığını söylüyor.

Herbert Gans’a göre yoksullar aslında toplumun görece daha üst sınıflarının asla yapmak istemedikleri işleri yaparak onların yaşamlarını kolaylaştırmakta, diğer yandan üst sınıfların manevi olarak kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlamaktadır.

Egemen sınıflar açısından ise yoksullar yedek işgücünün emek deposu olarak tutulmakta, genel ücretlerin düşük tutulmasına katkı sağlayan ana gövdeyi oluşturmaktadırlar. Asıl olarak yoksulların varlığı sistem içerisinde yeni iş kollarının üretilmesini, var olan mesleklerin devamlılığını getirmektedir diyerek ekliyor.

Yoksulluğun toplumsal işlevselliğini vurgulayan Herbert Gans, mevcut sistemimizin yerli yerinde olduğu sürece yoksulluğun devam edeceğini söylüyor.

Yoksullukla mücadele için daima bir savaş içerisinde olduğunu söyleyen muktedirlerin aksine, yoksulluk bir bakıma modern dünya sistemimizin gerçek tini. Dünya ekonomik kaynaklarının gittikçe daha az kişinin ve şirketin elinde toplandığı günümüzde, yoksulluk son araştırmalara göre daha da derinleşmekte. Endişelenmemizi gerektirense sistemimizin muktedirleri tarafından bu derinleşmeyi engelleyecek gerçekçi politikaların yakın zamanda tedavüle sokulacağına dair hiçbir emarenin görülmemesi.

Michael Road günümüzde yoksulluğun çarpıcı analizini yaptığı makalesinde sınıf teorilerinin ortaya çıktığı dönemde, dünyanın en zengin bölgesiyle, en fakiri arasındaki yaşam standardı farkının iki kat olduğunu gösterirken günümüzde bu farkın 448 kat olduğunu, dünyanın ekonomik olarak zenginleştiğini ama bu zenginleşmenin nimetlerini zaten talihli olan az sayıda insana doğru aktarıldığının altını çizmekte.

Road çağımızı sosyal eşitsizlik çağı olarak tanımlarken, yoksulluğun özellikle gündelik hayatımızdan kaçırıldığını, gösterilmediğini, yoksulluğun ve sosyal eşitsizliğin üzerinin adeta egemenler tarafından gizli bir pelerinle örtüldüğünü söylüyor.

Putin (üstte), Erdoğan, Orban ve Duterte (soldan sağa) / Bu kolaj, Times’ın ‘En Güçlü Liderler’ kapağından dönüştürülmüştür

Beyhude bir çaba içerisinde, yoksulluğu üretenlerden yoksulluğu gidermesini bekleyerek döndüğümüz fasit daire içerisinde yoksullukla ilgili en biricik çözümü geçtiğimiz senelerde, piyasa ekonomisinin muhlis mümini Macaristan başbakanı Viktor Orban bulmuştu. Michael Road’ın yoksulluğun kaçırılması olarak ifade ettiği duruma uygun düşen bir tarz ile Macaristan Başbakanı Orban, ülkesinde sokaklarda yasayan 20 bini aşkın yoksulun, sokaklarda yaşamaya devam etmeleri durumunda önce para cezası, buna rağmen sokakta yaşamaya devam etmeleri durumunda hapis cezasına çarptırılacaklarını açıklıyordu.

Sokakta kalmak zorunda olanlar üzerinden polise geniş yetkiler veren yasayla Viktor Orban, bir hokus pokus ile yoksulluğu ortadan kaldırmanın formülünü kendince yaratmıştı.

Macaristan başbakanı görünmeyen, aslında asla var olmamıştır ilkesini işleterek, Macar halkının zihninden, duygusundan görünmez kıldığı, orta sınıfların biraz da tiksinerek baktığı sokaktaki yoksulları tümden silebiliyordu.

Yasanın devreye girmesinden çok önceleri Türkiye cezaevlerinde uzun süre kaldıktan sonra, yurtdışında sürgünde yaşamak zorunda kalan bir Kürt politikacıyla Budapeşte’nin nezih bir semtinde buluştuğumuzda şehir üzerine düşüncelerini sormuştum. Aldığım cevap “’Yoksulluğunu gizleyemeyen’ bu toplum, kendi gerçekliği ile yaşayamaz, egemenler biz buradan şehri izlerken bütün yoksulları şu an açtıkları bir mezara doldurmanın hazırlığı içerisindedir” diyordu.

Viktor Orban’ın yoksulları bir yasayla hokus pokus ettiği günlerin ertesinde Budapeşte’ye uğradığımda köprü altlarına, sokaklara, kentin işlek meydanlarına baktığımda sürgün Kürt politikacı dostumun dediği gibi yoksullar için açılmış koca bir mezarlıkla karşı karşıya kaldım.

Orban hükümetinin yoksullukla etkin mücadele için bulduğu dahiyane çözümü uyguladığı günlerde, muhalif Macar basınında yer alan haberlere göre ülkede süren soğuk hava yüzünden evlerinde hayatını kaybeden Macaristan vatandaşlarının sayısı 40’ı aşıyordu. Aynı habere göre soğuk hava yüzünden hayatını kaybeden insanların sayısı 90’ı aşıyordu.

Yoksullar agoradan kovulmuş, zoraki itelenmiş, toplumdan görünmez kılınmışlardı ama sürüklendikleri diplerde ölmeye devam ediyorlardı.

Yoksullar diplerde ölmeye devam ederken, eşitsizlik artarken genel yığınların neden yoksulluk ve eşitsizlik üzerine fazla düşünmediğini sorgulayan Daniel Dorling basit bir açıklama getiriyor:

“Zengin ülkelerdeki sosyal eşitsizlik, eşitsizlik doktrinlerine inancın sürmesi sayesinde hayatta kalabiliyor ve yaşadığımız toplumun ideolojisinin büyük bölümünde yanlışlıklar olabileceğini fark etmek insanları hayrete düşürebiliyor. Tıpkı kölelik zamanında çiftlik sahibi ailelerin kölelere sahip olmayı doğal gördüğü gibi ya da tıpkı kadınlara eskiden oy hakkı verilmemesinin ‘doğanın bir kanunu’ olarak görüldüğü gibi, günümüzdeki çok büyük eşitsizliklerin çoğu da normalliğin fotoğrafı içinde kendine yer buluyor.”

Daniel Dorling modern toplumda eşitsizliğin ve yoksulluğun kanıksandığını, genel yığınların zihninde eşitsizliğin ve yoksulluğun ön kabul olarak yer edinmiş olduğunu belirterek, insanların “yoksulluğun” olmadığı bir dünyayı tahayyül etmekten uzak olduğuna inandırılmış durumdalar diyor.

Modern ekonomik sistemimizin teknokratları ısrarla dünyamızdaki yoksulluğu gizlemekle meşgul oladursun, dünyamız her gün daha da yoksullaşmakta, toplumsal eşitsizlik ivmelenmekte. Yaşadığımız zamandan kapı dışarı edilerek, ikincil kayıplar olarak üzerine konuşulmayan yoksulluğumuz ve eşitsizliğimizin hayaleti dünyamızın her yerini dolanmakta. Henüz bu hayaleti gizleyebilecek hiçbir yasa, illüzyon icat edilmedi.

Dünyamızın çatısından, üzerimize yoksulluk ve eşitsizlik akarken ana çelişkinin daha da derinleştiği günümüzde yerlilerin kum saatini kullanmanın zamanı geldi de geçiyor.

Previous post
Meksika'da milyonlarca kadın greve gitti: 'Bizsiz bir gün'
Next post
Brüksel'de AB yetkilileri ile görüşen Erdoğan basın toplantısına katılmadı