Ana SayfaManşetNewrozlar – Ruken Han

Newrozlar – Ruken Han


Ruken Han


İki yıldır toprağımdan, dostlarımdan uzakta karşılıyorum Newroz’u. Hiç kimsenin halay çekmediği, Newroz’u ateşle karşılamadığı bir yerdeyim. Hayat işte.

Üzerinde Newroz ateşini harlayacak bir başka insanımın daha olmadığı topraklardaki ilk Newroz’umu, üzerine pek de düşünmeden, internetten ülke çapındaki ve ötesindeki kutlamaları izleyerek geçirmiştim evvelki sene. Ondan önceki Newrozlarımı da oturup düşünmemiştim aslında şimdiye kadar hiç.

Ne kadar başka başka Newrozlar görmüşüz aslında şuncacık ömrümüzde. Ya da nasıl başka başka öğrenmişiz Newrozları. Kimimiz binlerce yıl önce zalim tiranlara karşı yakılan ateşle anmıştır Newroz’u ilk, kimimiz de 1982’de zindanlarda tutuşturulan ateşle. 1991-92’nin kanlı Newrozları da kazılı benim hafızamda, peşi sıra serhildanların ve sokağa çıkma yasaklarının yazıldığı Newrozlar da. 2000’lerin yer yer izinli ve kitlesel, yer yer de yasaklı ve kitlesel Newrozları da barış sürecinin çelişkili umutlarla milyonlara arz edildiği 2013 Newroz’u da aklımda. 2017 Newroz’unda gözlerimizin önünde infaz edilen Kemal Kurkut ise hep aklımda.

Lakin bütün bu Newrozlarda, sonu ne olursa olsun, önce omuz omuza halaylara girildi, ateşler yakıldı. İşte, başı bir ama sonu başka birçok Newrozlarımız oldu. Bazen yorgun ve coşkun halaylardan sağsalim döndük evlerimize, bazen nezarethanelerde karşıladık geceyi. Bazılarımız alanlardaki bu Newrozlardan birinden dönemedi bir daha hiç evine. Acaba aynı halayda omuz omuz durduklarımızın kaçı mahpusta, kaçı mezarda? Yine de Newroz sadece bir zaman değil, tarihsel bir zamanın doğurduğu mekânsal bir düzlem de oldu hep. Yanan her ateş Newroz’a mekânsal bir gerçeklik de kattı.

Bugün insanların geçim sıkıntısından bedenlerini ateşe verdikleri o topraklar, nice bedenin Newroz ateşine dönüştürüldüğüne de şahittir. Yaşamı uğruna ölecek kadar sevenlerin toprağında, Newroz isyanın zamanı, adı ve mekânı oldu. O bedenlerde tutuşan ya da serhildanlarda tutuşturulan ateşlerin hep aynı ateşi tutuşturduklarını sanırız ya hep, aslında öyle değilmiş gibi gelir bana. Sonsuz ateşler gibi ayrı ayrı tutuşturuldu bütün Newroz ateşleri. Her bir yürek kendi içinde yaktı o ateşi. Birbirlerine karıştılar, kıvılcım oldular, lakin her biri kendi başına yanmaya ve dahi yakmaya devam etti, edecek.

Bu Newroz her Newroz’dan daha çok hak ediyor ateşlerin tutuşturulmasını. Hangi toprağın üstünde, hangi küçük odalarda, hangi üretim mekânında ya da kampta olursak olalım, bu Newroz her fitili bir bir ateşlemeyi hak ediyor.

Şimdi ise, tarihin garip bir dönümünde, ilk defa, hangi toprağın üstünde durduğunun etkileyemeye(bile)ceği bir Newroz geçiyor. Benim naçizane ömrümde, ilk defa bir Newroz, nerede olduğundan bağımsız, herkesin yüreğindeki ateşle sınanacak. Kimimiz ev içlerinde, kimimiz ise evlerinden çıkmama olanağı olanların aksine fabrikalarda, şirketlerde, hastanelerde, atölyelerde, şantiyelerde, sınırlarda ve mülteci kamplarında kalabalıksız varsayılan bir Newroz’u selamlamaya mecbur.

Benim naçizane ömrümde, ilk defa, her şeye kadir olduğunu sanan insanlık aslında her şeye de kadir olamadığıyla yüzleşiyor. Newroz’u hiç bilmeyenler, özellikle de onlar, bahar hasreti çekiyor.

Emekçilerin canlarına zerre kıymet verilmediği her yandan ifşa olurken, kadınlar eviçlerine birlikte kapatıldıkları erkekler tarafından öldürülmeye daha da çok yaklaşıyor. Durumu olan kimseler yan yana gelmiyor, -gelmesin de mümkünse-, ama halk sağlığı kimin sağlığı sorusu baki kalıyor. Mesailer uzatılıyor, market rafları boşalıyor, suya sabuna dokunmayanlar stoklarını istiflemeye devam ederken, susuz sabunsuz kondular, mahpushaneler çoğalıyor.

Bu Newroz her Newroz’dan daha çok hak ediyor ateşlerin tutuşturulmasını. Hangi toprağın üstünde, hangi küçük odalarda, hangi üretim mekânında ya da kampta olursak olalım, bu Newroz her fitili bir bir ateşlemeyi hak ediyor. Bu Newroz insanca yaşamak arzusuyla bahara ve isyana inancı tazelemeyi hak ediyor. Bahar isyancıdır demiş ya Onat Kutlar, öyle olsun dilerim. Newroz da direniştir, insanca yaşama arzusunun tebliğidir.

Yalnız halaya en az iki kişi gerek, geçen seneki Newroz’da bu çelişkiyi aşamamıştım. Ama sanırım bu Newroz görüntülü halay çekmeyi dahi deneyebiliriz dostlarla, aynı tadı vermez ama elimizdeki her imkânı değerlendirebileceğimizi anladığımız, buna çabaladığımız bir vakitteyiz.

Şimdi insanlık beş kısım; evlerinden çıkamayanlar, evlerinden çıkmama şansı olanlar, evlerine girmeyi lüzumlu bulmayanlar, evlerine kapanmaya lüksü olmayanlar ve evi olmayanlar. Sanırım sınıf ve cins çelişkilerinin bu kadar sahih ve yoğun harmanlanabileceği çok fazla an çıkmaz karşımıza şu hayatta. Hal böyleyken, Newroz zamanı ve mekânıdır, her biri birer devrimci hücre olan yüreklerdeki ateşin.

Previous post
Kemal Kurkut cinayetinin üzerinden üç yıl geçti
Next post
Araştırma: Her dört işyerinden birinde 'Corona' önlemi yok