Ana SayfaÇeviriŞikayet ve sağ çıkma – Sara Ahmed

Şikayet ve sağ çıkma – Sara Ahmed


Sara Ahmed

Çeviri: Evrim Şaşmaz


Bunaltıcı bir zaman; ne yapacağını bilmek zor. Elzem işkollarında olmayan bizler evde olarak, başkalarıyla fiziksel yakınlıktan imtina ederek başkalarına sadakatimizi, başkaları için özenimizi ifade ediyoruz. Kendilerinin daha dayanıklı olduğunu, Corona virüsü sebebiyle ciddi şekilde hastalanma ihtimalinin daha az olduğunu düşünenler içinse uzak kalmak, başkaları için göz açıp kapayıncaya kadar felakete yol açabilecek bir zincirin halkası haline gelmemeye çalışmak bir gereklilik.

Çoğu zaman başkalarının içinde kendilerini buldukları durumu bilmeyiz; çoğu zaman başka insanların felaketleri hakkında bilgimiz olmaz. Şefkat ve özenin başkalarının nasıl olduğuna yönelik varsayımlarda bulunmamaya dayandığını hissediyorum. Dinlemeye ihtiyacımız var, öğrenmeye ihtiyacımız var. Yükleri neyin hafifletebileceğine, maddi ve ekonomik güvencelere, destek sistemlerine, bazılarını krizlerden değilse de krizlerin en ağır sonuçlarından koruyabilecek tampon bölgelere işaret edebilsek bile bir durumu neyin daha fazla veya daha az zorlaştırdığı daima somut veya bariz değil.

Dayanaklarımızı kaybedersek zoru geçirmemize neyin yardım edeceğini daimi bilmiyoruz. Bağımsız bir akademisyen olarak benim açımdan yazmak bana tutunacak bir kol veren bir imkan oluyor. Bunun herkes için geçerli olmadığını biliyorum. Üretken olmak için ya da söyleyeceğim şey önemli olduğu için yazmıyorum. Öyle değil; neyse o. Şikayet üzerine olan tasarımda olduğu gibi kendi tasarılarıma devam etmek, onları devam ettirerek kendimi devam ettirmek, “yürütmek” ile, “sakin kalmak” ile ya da hiç yaşanmamış bir zamana dair ulusal nostalji gibi ortalıkta dolanan diğer apaçıklıklardan herhangi biri ile ilgili değil. Benim için yazmak dayanmakla ilgili; diğer kollarımdan bazıları kırıldığından kendim kadar başkalarıyla da nasıl temas halinde kaldığımla ilgili. Her zaman illa böyle olacak değil. Benim için, şu anda, yazmak, başkalarından duyarak yazmak, beni başkalarına yönlendiren bir rehber.

Yazarlar olmadan evvel okurlarız. Kendimi, Audre Lorde’u elime alırken buluyorum, yine. Yine onun kelimeleri bana yol gösteriyor. Audre Lorde’u düşünüyorum ve bir cankurtaran halatının sana fırlatıldığı anları düşünüyorum. Bir cankurtaran halatı; mevsimin hoyratlığıyla yıpranmış ve düğümlenmiş narin bir halat olabilir ama ağırlığını taşımak için, seni çekip çıkarmak için, yıkıcı bir deneyimden sağ çıkmak için kafidir, tam kafidir.

Kelimeler bizi çekip çıkarabilir.

Adrienne Rich ile röportajında Audre Lorde siyah bir çocuğu vuran beyaz bir polis memurunun beraat etmesiyle ilgili olarak nasıl “öfkeden midesi kalkarak” sıra dışı şiiri “Güç”ü (2017, 85)* yazdığını anlatmıştır.

Lorde’un kendi kelimeleriyle:

Arabayı sürüyordum ve radyoda aynasızın beraat ettiğiyle ilgili haberi duydum. Cidden öfkeden midem kalktı ve kenara çekerek bir kaza geçirmeden kasabayı kat etmemi sağlaması için not defterime hemen bir şeyler karaladım çünkü öyle midem bulandı ve öyle öfkelendim. Ve bu satırları yazdım. Yalnızca yazıyordum ve şiir hiçbir marifet gerektirmeden çıkıverdi.”

Arabayı durdurdu hislerini açığa çıkarmak için.

Arabayı durdurdu ve bir şiir ortaya çıktı.

Arabayı durdurdu çünkü öyle veya böyle, ne hissettiyse ortaya çıkacaktı; bir kaza ya da bir şiir.

Bir şiir, bir kaza değil.

Bunun üzerine düşünüyordum: yükselen bir adaletsizliğin, bir olay kadar bir yapının, bir tarihin, bitmemiş bir tarihin öfkesini, bir şeyin hakiki etkisini hissetmek, bu etkiyi bedenlerimizin hissetmesine izin vermek için nasıl da yapmakta olduğumuzu bazen durdurmamız gerektiğini…

Bazen bağlılıklarını devam ettirmek için yapmakta olduğunu durdurursun.

Durdurduğunda, bir şey ortaya çıkar. Bir şeyin etkisini kaydetmeyi durdurduğumuzda neyin ortaya çıkacağını daima bilmeyiz. Etkiyi kaydetmek ömürlük bir tasarı olabilir. Belki de kolektifler olup bitenin, parçalanmakta olanın etkisini kaydetme çalışmasını paylaşabilelim diye toplanıyordur.

Durmak ve başlamak üzerine düşünüyordum; bir durumun hakikatini ifade etmek için ne yapmamız gerektiğini; şikayet ve sağ çıkma üzerine düşünüyordum.

Yerli kadın bir akademisyen tarafından bana aktarılan bir tanıklıktan bazı alıntılar paylaşmak isterim. Bana, sömürgeci işgalin şiddetinden sağ çıkma tasarısının onu nasıl hem şikayet etmeye hem de şikayet etmemeye yönlendirdiğini anlattı. Her iki eylem de, hem şikayet etmek hem de şikayet etmemek onun için sağ çıkmayla ilgiliydi; yalnızca kendi sağ çıkmasıyla değil, aynı zamanda ailesinin, halkının sağ çıkması…

Şöyle dedi:

İşimi kaybetmemek ve sabit gelire sahip olmak… için çenemi kapatmamın ve bu tip karşılaşmalardan nasıl kaçınacağım, kendimi korumayı ve bunun hakkında sessiz kalmayı öğrenmenin daha iyi olduğunu öğrendim.”

Çoğu için kurumlardan sağ çıkmak, vuku bulduğu için farkına vardığın “o karşılaşmalardan” kaçınmayı gerektiriyor. Vuku bulursa ya da vuku bulduğu için bunlar hakkında sessiz kalarak bunlardan kaçınmaya çalışırsın. Sessiz kalmamak, ses çıkarmak, ses yükseltmek seni hedef haline getirebilir. Neden bazılarının sessiz kalmayı reddetmeyi reddettikleri belli; ailen, halkın hedef alındıysa göze batmamaya çalışabilir, sessiz kalabilir, şikayetlenmeyebilir ya da şikayet gibi duyulabilecek hiçbir şey yapmayabilirsin. Sağ çıkmak için elinden geleni yaparsın.

Sağ çıkmak için elinden geleni yaparsın: Bazı tarihlerden sağ çıkmak bunlar hakkında şikayetlenmemeyi ya da en azından belirli bir durum hakkında ne düşündüğünü, hissettiğini form doldurmamak veya açık paylaşmamak suretiyle olağan yerlerde şikayetlerini ifade etmemeyi gerektirebilir. Bir önceki yazımda şikayetlerin bir durumun ortasında nasıl ortaya çıkabildiğini, bazen bize rağmen ifade edildiğini not etmiştim. Sağ çıkma, bir şikayeti ifade etmenin, bir durumun taleplerine boyun eğmeyi reddetmenin başka bir yolu olabilir. Burada bunun sonucu, “şikayetlenmeme” ile ilişkili görünebilecek eylemlerden bazılarının verev şikayetler olabilmesidir; pek ya da tam ifade edilmemiş şikayetler, yüzeyin altında kalan şikayetler, gizli şikayetler, yeraltında şikayetler, kuir şikayetler.

Daha olağan yollarla şikayetlerde bulunduğumuzda olanlar sebebiyle şikayetlerimizi daha az olağan yollarla ifade ederken bulabiliriz kendimizi. O da, beyaz üst düzey bir yönetici tarafından kadrosu sabote edildikten sonra aslında resmi bir şikayet, bir dert bildirmeye çalıştı:

Ona konu kısmı tamamı büyük harflerden oluşan ve ünlemle biten bir e-posta göndermek zorunda kaldım; 7 aydan sonra ona son e-postamdı. BU BİR DERT! BU BİR DERT! Ve üniversite kurallarına ve sürece göre onun yükümlülüğü de bunu [ilgili birimlere] yönlendirmek. Yapmadı. O e-postayı yönlendirmedi.”

Bir şikayet yönlenmiyor çünkü şikayeti alanlarca yönlendirilmiyor. O büyük harflerle yazılmış konu kısmının bize şikayetlerin nasıl duyulmadığıyla ilgili öğreteceği çok şey var. Bağırmak zorundasın çünkü duyulmuyorsun. Duyulmadığın için bağırmak zorundaysan bağırırken duyuluyorsun. Şikayetler bağrışma olarak duyulduğunda şikayetler duyulmuyor.

Sessizlikten duvarlar örülebilir. Duvarlar sonuçlar olabilir. Şikayetlerin nasıl duyulmadığının neticeleri şikayetlerin duyulacak olma ihtimalini azaltır; bir şikayeti yerine geçirmeye mücadeleyle bitik hale gelirsin, tükenik hale gelirsin.

Geçiremedikçe, daha fazlasını yapmak zorundasındır. Taktik değiştirirsin:

Kapımdan her şeyi söktüm, posterlerimi, aktivizmimi, broşürlerimi. Binanın etrafındaki her şeyi tütsüledim. Savaşa girdiğimi biliyordum; kendi geleneğimizde bir savaş ritüeli yaptım. Perdeyi indirdim. Maskemi çektim; halkımın bir maskesi var… ve bir yıl boyunca asla kapımı açmadım. Öyle beton gibi bıraktım. Ve sadece öğrencilerim içeri girebildi. Davet etmediğim bir kişinin bile yıl boyunca ofisime girmesine müsaade etmezdim.”

Kurumlardan sağ çıkmak için onları dönüştürmeye ihtiyaç duyarız. Ama yine de değiştirmeye çalıştığımız kurumlardan sağ çıkmaya ihtiyacımız var. Kapıyı kapatmak bir sağ çıkma stratejisi olabilir; [konuştuğum kadın] kendini, bağlılıklarını kurumdan geri çekerek kuruma kapısını kapatıyor. Yine de çalışmasını yapıyor; öğrencilerini okutuyor. Ne yapabileceğini, kim olduğunu dışarıda bırakmak için kapıyı kullanarak kurumun kapısını kullanılır kılıyor. Kapılar o kadar çok tarih tutabilir ki… Eğer kapıyı kurumu dışarıda bırakmak için kullanıyorsa kapıdan da her şeyi söküyor (“posterlerimi, aktivizmimi, broşürlerimi”). Kapıyı gayrişahsileştiriyor; onu kendinden arındırıyor, politikasından sıyırıyor. O kapı, onun kendini ifade ettiği yer olmayacak. Ve perdeleri indiriyor, ve bir maske takıyor, halkının maskesini; böylece kendi mücadelesini daha evvelki çatışmalara bağlıyor çünkü pek açıkçası onun için bu bir savaş.

Ve böylece öğreniyoruz: Bir mücadeleyi üstlenmek için kurumdan çekilebilirsin. Kurumu dışarı çıkararak onunla mücadeleyi üstüne alabilirsin. Elindeki her şeyi buna koymak zorunda değilsin; geç(ir)mek için ne yapmak zorundaysan onu yaparsın.

Lorde’u düşünüyorum: Yaptığı şeyi durdurduğunda bir şiirin nasıl ortaya çıktığını. Bağlılıklarını ifade etmek için bazen bir durumdan, araç kullanmaktan, sürücü koltuğunda olmaktan, çekilirsin. Kapıyı kapatırsın; arabayı durdurursun çünkü bir şeyi dışarı çıkarma ihtiyacındasındır; kendini dışarı çıkarma ihtiyacındasındır.

Kendini dışarı çıkarma ihtiyacındasındır; kendin zoru geçirme ihtiyacındasındır.

Zoru geçirmekten seni alıkoyan bir çaba olduğunda, zoru geçirmek şikayeti ifade etmenin yolu olabilir. Orada bulunmaman gerektiği söylendiğinde, o yerin, o üniversitenin, o ulusun, o mahallenin senin için, senin gibiler için olmadığı söylendiğinde orada olmak şikayet olabilir; olmak şikayet olabilir, şikayet olarak olmak olabilir. Şikayetlenmemek sana daha iyi bir şans veriyorsa olmak için, şikayetlenmemek sana daha iyi bir şans verebilir şikayetlenmek için.

-ebilir: daima değil ve sadece değil. Zorlu bir anlaşma olabilir: Bazı yapılardan nasıl sağ çıktığımız bu yapıların nasıl yeniden üretildiğini gösterebilir. Evet, bu doğru. Fakat bundan daha fazlası da var. Yeniden üretim hikayesi, kendilerine verilenleri, tarih dediğimiz o mirası sorun haline getirmek için şikayetlerini verev ifade edenlerin, şikayet etmez sayılanların gözünden anlatıldığında daha pürüzlü bir hikayedir. Göze batmamak yaratıcılık içerebilir. Arka plana karıştığında grev yapar gibi görünmezsin (bir gülümsemenin ardında, bir grev olabilir bir gülümsemenin ardında). Yapabileceğin başka şeyler vardır.

Sağ çıkma stratejilerinden öğreniyoruz. Bizler sağ çıkma stratejileriyiz.

Ayrıca,

Üstüne alabildiğin kadarını içeri alabilirsin.

Ve

Her şeyi üstümüze alamayız. Her şeyi içeri alamayız.


Güç – Audre Lorde*

Şiir ile belagat arasındaki fark
istekli olmaktır öldürmeye
kendini
çocuklarının yerine.

Kısıldım bir çölünde, çiğ tüfek yaralarının
ve ölü bir çocuğun, çekip parçalanmış siyah
yüzünü uykumun kenarından alan
delinmiş yanakları ve omuzlarında kan
kilometrelerce tek sıvı
ve midem
kalkıyor hayali tatla
ağzım kuru dudaklara ayrılırken
sadakat veya mantık olmaksızın
kanının ıslaklığına susamış
beyazlığına akarken
kaybolduğum çölün
ne bir serap ne bir büyü
nefret ve yıkımdan güç devşirirken
ölen oğlumu öpücüklerle iyileştirmeye çalışırken
kemiklerini ancak güneş beyazlatır daha çabuk.

Bir polis memuru, Queens’de on yaşındakini vurup indiren,
çocukça kanın içinde aynasız pabuçlarıyla oğlanın yanında
ve bir ses “ölsene, seni anne s….” dedi ve
bunu kanıtlar kasetler. Duruşmasında
polis memuru dedi ki savunmasında
“bedenini ya da başka bir şeyi fark etmedim,
rengi yalnızca”. Ve
kanıtlar kasetler bunu da.

Bugün 37 yaşında beyaz erkeğin
13 yıllık kol kuvvetliğiyle
serbest bırakıldığı
tatmin olduklarını söyleyen on bir beyaz erkekçe
adaletin yerini bulduğunu
ve bir Siyah Kadınca, şöyle diyen
“beni ikna ettiler” mealen
4’10”luk Siyah Kadın çerçevesini sürüklediler
kızgın kömürler üzerine ki
dört yüz yıllık beyaz erkil tasdikidir
ta ki o bırakana kadar
ilk defa eline geçen gerçek gücü
ve rahmini çimentoyla sıvadılar ki
çocuklarımıza mezar olsun.

Yıkıma dokunamamıştım
içimde.
Ama kullanmayı öğrenmedikçe
şiir ile belagat arasındaki farkı
benim gücüm de zehirli bir kalıp gibi yozlaşıverecek
ya da bağlanmamış kablo gibi duracak yararsız ve gevşek
ve bir gün alacak ergen fişimi
ve en yakın prize bağlayacağım
tecavüz edip 85 yaşında beyaz bir kadına ki
birinin annesidir
ve döverken onu anlamsızca ve yatağını ateşe verirken
bir yunan korosu şakıyacak 3/4’lük ölçüde
“Zavallı şey. Tek bir cana asla zarar vermemişti. Ne biçim canavarlar böyle.”


Kaynak: Feminist Kill Joys
Previous post
Çocuklar için Corona virüsü rehberi
Next post
İtalya'dan, "geleceğimizden" bir mektup