Ana SayfaManşetBir bayrak, bin endişe – Vartan Estukyan

Bir bayrak, bin endişe – Vartan Estukyan


Vartan Estukyan


Bugün bayram, belki de yeryüzünün en naiflerinden üstelik. Çocuk Bayramı. Yine de canımı sıkan bazı şeyler var.

29 yıllık hayatımın 22’sini Kurtuluş’ta geçirdim, halen de orada, merkezinde, Kurtuluş Caddesi’nde yaşıyorum. Henüz yedi yaşımdayken Yeniköy’den Kurtuluş’a taşınmıştık, dolayısıyla o günlere dair bir Kurtuluş tahlili yapmam pek mümkün görünmüyor. Söyleyebileceğim şey en fazla, hemen her gün sokakta birlikte vakit geçirdiğim, arkadaşım sandığım yaşıtımın, annesinin benim Ermeni olduğumu söylemesi üzerine yüzüme tükürmesi olabilir. Tabii, yine aynı sokakta bizden başka birçok Ermeni’nin de yaşadığını ifade etmeliyim.

22 yıldır aynı semtin farklı sokaklarında yaşıyorum, son birkaç senemde ise Kurtuluş Caddesi ev sahipliği yapıyor bana, zaten söylemiştim. Birkaç gün önce televizyon ekranlarında ‘Burası korkusuz bir cadde’ diye bahsedilen yer, evet. Zira ne sokağa çıkma yasağı engel olabiliyor insanların dışarıya akın etmelerine, ne başka bir şey. Kimi -haklı olarak- işi için dışarıda, kimi -haksız olarak- evde sıkıldığı için. Velhasıl, işbu yazıda bahsetmek istediğim bambaşka bir konu.

Çocuk Bayramı olmasına rağmen canımı sıkan bazı hususlar olduğunu belirtmiştim, onları biraz olsun açmak ve bu yazı vesilesiyle aşmak istiyorum. Dolayısıyla bu yazıyı bir iç dökme olarak ele alabilirsiniz.

Eminim, birçoğunuzun yaşadığı semtte bayram vesilesiyle pek çok apartmanın penceresi bayrakla kaplıdır. Kurtuluş Caddesi’nde durum öyle çünkü. Ve Kurtuluş Caddesi’nde durum öyleyse, her yerde de öyle olmalı.

Uzun zamandır bu konu üzerine düşünüyor, ve aslında bir o kadar da endişeleniyorum. Kurtuluş hep romantik bir anektodla anlatılıyor çünkü insanlara. Hatta  özür dilerim, Kurtuluş değil, Tatavla!

Son 10 yılda, özellikle de Osmanbey’deki metro istasyonunun açılmasıyla şehrin farklı yerlerinde yaşayanlar, merkezî konumundan ötürü Kurtuluş’u tercih eder oldu. İnsanları Kurtuluş’a taşındıkları için suçlamamakla birlikte, son 10 yılda semtin çehresinin tamamen değiştiğini de söylemek zorundayım. Burada bu çehreyi değiştiren semte sonradan gelenler olmasa bile, değiştirenlere etki ettikleri su götürmez bir gerçek. Zira semt her şeyden önce gayrimüslim nüfusu oranında ciddi bir azalma yaşadı. Her gün yürüdüğüm [en azından salgından önce] caddede her geçen gün daha az Ermenice ve Rumca duyuyorum. Bunun sebebi belki sadece bununla açıklanamaz, ama yine de, dediğim gibi, çehrenin değişmesinin büyük bir etkisi var.

Bu çehrenin değişmesi benim gözüme en çok bayramlarda çarpıyor. 23 Nisan’dan 10 Kasım’a, 19 Mayıs’tan ölen asker haberlerine, her fırsatta bayrak asmaya hazır bir kitle oluştu Kurtuluş’ta. Türk bayrağı benim için her zaman bir tehdit unsuru olmuştur. Bunun sebebini, zamanında annemle yaptığımız bir diyalogla açıklayabilirim.

6-7 Eylül pogromundan / Fotoğraf: Dimitrios Kalumenos

Evdeki kanepenin altında bir bayrak bulduğumda, bunun nedenini şaşkınlıkla anneme sormuştum. Şaşkınlıkla çünkü ben sol görüşlü bir ailede büyüdüm ve bayrakların manasız birer kâğıt parçası olduklarının bilincindeydim. Bugüne kadar unutmadığım, bundan sonra da unutmaya niyetli olmadığım bir cevap vermişti annem: “6-7 Eylül’den sonra tüm gayrimüslimler ‘Ya bir kez daha tekrarlanırsa’ endişesiyle evlerine bayrak aldılar.”

Kurtuluş’ta evlerin pencerelerine asılan bayraklar, son yıllarda edinilen bir huy. Bu yüzden artık bir gayrimüslim olarak Kurtuluş’u ‘kurtarılmış bir bölge’ olarak görmüyorum, kabul edemiyorum. Evet, elbette Ümraniye’den bütünüyle farklı bir yapıya sahip, ve fakat burada büyük bir ‘ama’ giriyor işin içine. O ‘ama’ da başka bir fanatik kesimi barındırıyor. Tüm gün Rumca taverna şarkıları dinleyip rakı içtikten sonra hep bir ağızdan ‘İzmir’in dağlarında çiçekler açan’ bir kitle. Bu kez daha küçük bir nüfusa sahip yine bir başka fanatik kesim ise ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ nidaları atıyordu bundan birkaç ay önce. Aynı güruhu ilk olarak birkaç sene evvel, Kurtuluş Caddesi’nde yine vatanın bölünmeyeceğini ifade eden tezahüratlarla yürüyüş yaparken görmüş ve ilk kez yaşadığım yeri o an sorgulamıştım. Belirli aralıklarla o güruhu, her bayram da o bayrakları görünce endişeleniyor, ‘iyi gayrimüslim’ refleksi gösteriyor ve mümkün olduğunca kimseyle muhattap olmuyorum.

Tam da bu refleksler 22 yıldır yaşadığım yeri, görece İstanbul’un gayrimüslimler için en ‘ideal’ semtlerinden birini sorgulamama neden oluyor. Çünkü biliyorum, o insanlar 23 Nisan’da bayrak asabilir, ama ben 24 Nisan’da öldürülenlerin fotoğrafını asamam. Çünkü biliyorum, burası bizi öldürmek isteyenlerin değil, zaten öldürenlerin ülkesi.

Previous post
31 ilde dört gün sürecek sokağa çıkma yasağı başladı
Next post
Şırnak'ta aşırı yağış: Habur çayı taştı, tarla ve ahırlar sular altında kaldı