Ana SayfaDünyaTedbirler, farklar, belirsizlikler: Almanya ‘Corona’yla nasıl mücadele ediyor?

Tedbirler, farklar, belirsizlikler: Almanya ‘Corona’yla nasıl mücadele ediyor?

HABER MERKEZİ – Dünya genelinde Corona virüsü nedeniyle yaşanan can kaybı 40 bini aştı, vaka sayısı bir milyona doğru gidiyor. Salgın her ülkede etkili olsa da bu etkinin boyutu ülkeden ülkeye değişiyor. Almanya bu örneklerden biri; hâlihazırda oradaki vakalar 71 binin üzerinde, can kaybıysa 800’e yakın. Bu veriler İtalya, Fransa ve İspanya gibi diğer Avrupalı emsalleriyle kıyaslayınca Almanya’yı ayrı kılıyor. Tabii salgında zirveyi henüz görmedi ve önümüzdeki günlerde gidişat netleşecek. Ama bugünün koşullarıyla bakıldığında, bu farkın nedenleri neler? Hem bunu hem de fazlasını Almanya’nın Bochum şehrinde doktorluk yapan, ayrıca Bochum Sağlık Departmanı Corona hattında danışman doktor olan Serhat Sönmez’le konuştuk.*


Söyleşi: Fatma Sönmez


Vakaların ve can kayıplarının trajik bir şekilde arttığı İtalya, Fransa ve İspanya gibi aynı kıtadaki emsalleriyle mukayese edince Almanya’da Covid-19’a bağlı vaka ve ölüm oranlarında belirgin bir fark gözümüze çarpıyor. Öncelikle bu farkı, bunun nedenlerini nasıl açıklarsınız?

Dr. Serhat Sönmez

Mutlak ölüm oranlarındaki farkın çeşitli nedenleri var. Bir ülkenin sağlık sisteminin kapasitesinden tutun da o toplumun demografik ve sosyal yapısına kadar birçok etken damlacık eksenli bir salgının yayılmasında değişik roller oynuyor. Yalnız bahsettiğiniz ölüm oranlarındaki farklılığının altında daha çok istatistiksel nedenler yatıyor. Mesela İtalya ve İspanya gibi ülkelerin kriterlerine göre sadece ağır Covid-19 semptomlular test edildiği için istatistiksel bir şişirilmiş oran söz konusu. Demek istediğim, ölüm oranlarının test edilme kapasitesindeki yetersizliğinden doğan bir çarpıklık var ve ölüm oranları yüzde 10’larda olan ülkelerde gerçekten Sars-CoV-2 virüsünü taşıyan ve hafif veya hiç hastalık belirtisi göstermeyen kişilerinin sayısı çok daha yükseklerde.

Almanya veya Güney Kore’de ise test ölçütleri ve kapasitesi oldukça geniş. Bu ülkelerde hafif hastalık belirtileri olanlar da genelde PCR testinden geçiriliyor. Ayrıca önemli sektörlerde çalışıp ve son 14 günde Sars-CoV-2-pozitif bir insanla temasta olmuş şahıslar da teste tabi tutuluyor. Ek olarak, hazırlık ve vakit faktörleri bulunmakta.

Nedir bu faktörler? Yani test oranlarının yanı sıra hangi etkenler bu farkta rol oynuyor? Salgın öncesinde alınan tedbirler nelerdi?

Almanya, Çin dışındaki ilk büyük hasta kohortlarından birini Ocak ayında, yani daha pandemik bir boyuttan henüz çok uzakken tedavi edebilme “şansını” yakaladı. Bu “Webasto kohortu” sayesinde laboratuvarlarında tekniksel altyapıyı oluşturdu. İtalya’daki katastrofik vaziyet gündemi belirlediğinden beri Almanya hem sağlık sisteminde gerekli kapasiteyi yarattı hem de tüm ülkeyi kapsayan etkili tedbirlerde bulundu.

“Worldometer” verileriyle 1 Nisan 2020 itibariyle ülkelerdeki Covid-19 vakaları ve can kayıpları.

Peki, bu tedbirlere rağmen önümüzdeki günlerde Almanya’da farklı bir tablo görür müyüz?

İtalya ve İspanya‘da salgının zirvesinin yakınlarındayız. Almanya’da ise epidemiksel zirveyi henüz bir iki hafta sonra bekliyoruz. Böyle bir “peak” yaşayıp yaşamayacağımızı henüz kestirmek mümkün değil. Şahsen Almanya‘nın pandeminin bu ilk dalgasını diğer ülkelere nispeten daha hafif geçireceğini düşünüyorum.

İtalya’daki ölümlerden sonra Almanya’nın sağlık sisteminde gerekli kapasiteyi yarattığını söylediniz. Neler yapıldı, nasıl hazırlanıldı?

İşin püf noktası hastanelerdeki yoğun bakım bölümlerindeki kapasite ve solunum destek cihazlarının ve yine bunları kullanabilen uzmanların çoğunluluğu. Covid-19 özellikle risk grubundaki insanlarda akciğer yetmezliğine yol açtığı için birçok insan belli bir süre solunum cihazlarına bağımlı kalmak zorunda kalıyor. Bu durumdan dolayı Almanya, İtalya, İspanya veya Fransa’ya göre zaten hemen hemen üç katı olan solunum cihaz kapasitesini artırdı ve ayrıca son iki haftadır süresiz bir şekilde tüm planlanmış ameliyatları askıya aldı. Bu sayede pandeminin hotspotları olan Lombardiya, Madrid veya Alsas‘da yaşanılan dramın burada tekrarlanmasının önüne geçti.

Hazırlık demişken, Robert Koch Enstitüsü’nün 2012’de o dönemin Alman hükümetine sunduğu rapor çok konuşuldu. Türkiye’de söz konusu rapor üzerinden komplo teorileri dahi üretildi. Enstitünün çalışmalarına benzer çalışmaların yapılması Almanya’daki sağlık sisteminin alt yapısının güçlenmesinde belirleyici oldu mu? Bu raporu da bizlere hatırlatarak değerlendirmede bulunur musunuz?

Bir afete veya pandemiye “kader” perspektifinden bakanların, hazırlı ve tedbir gibi zorunlulukların doğallığını göz ardı edip komplo teorilerine sığınmaları pek anormal değil. Değindiğiniz rapor “Sivil Korunmada Risk Analizi” başlığını taşıyor. Bir bölümünde, milenyumun başlarındaki ilk SARS pandemisi de göz önünde bulundurularak bir worst-case senaryosu, yani beklenilebilecek en kötü durum çizilmiş ve belli sabitlerden yola çıkarak epidemolojik modeller sunulmuş. Raporun bir diğer bölümü ise Almanya’daki alçak dağlardaki su erimesinden kaynaklı yükselen sel tehlikesini modellemiş. Her iki model de ilgili aktörlerin geleceğe dönük ve hazırlanmaları yönünde adım atmaları için vereceği kararlara altyapı sunmayı hedefliyor. Elbette bu tür zihinsel egzersizlerin sistemin sürdürülebilirliğine katkı sunduğunu düşünüyorum.

Almanya’da karantina uygulaması ne durumda ve ne zamana kadar sürer?

Almanya’daki sokağa çıkma kısıtlamalarının ne kadar süreceğini tamamiyle kestirmek mümkün değil. Ancak vaziyet böyle devam ederse önümüzdeki bir iki hafta içerisinde yeniden değerlendirilmeye gidilir ve büyük bir ihtimalle Paskalya tatilinden sonra yavaş yavaş normalleşmeye geri dönülebilir. Tabii bu, adım adım gerçekleşebilir. Yani ilk aşamada ilkokullar, anaokulları vs., sonra da diğer okullar açılabilir. Spor müsabakalarının, konserlerin, düğünlerin veya buna benzer büyük toplulukların serbest bırakılması kanımca çok daha uzun sürebilir.

Türkiye ve İran gibi ülkelerin salgına karşın önlemlerini yeterli buluyor musunuz? Türkiye’de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca “herkesin kendi OHAL’ini oluşturması” ile alınacak bireysel önlemlerin öneminden bahsetti. Bireysel önlemler bu tür salgınlarda ne kadar önleyicidir?

Türkiye, İran, Rusya ve Çin gibi, paylaşılan verilerin şeffaflığı tartışılır olan yerlerin durumunu sağlıklı bir şekilde değerlendirmek mümkün değil. Covid-19 hastalığını tam küreselleşmiş dünyanın ilk pandemisi olarak tanımlayabiliriz. Bu yüzden şu ana kadar alıştığımız stokastik tahminlerin geçerliliğinden şüphe duyabiliriz.

Bunun dışında bir pandeminin sistemsel kısıtlamalar olmadan önüne geçilmesi imkânsız değil ama zor. Dünyadaki ülkelerin çoğunluğu, önde gelen epidemologlara katılarak şu an sokağa çıkma yasağı veya buna benzer kısıtlamalarla sağlık sistemlerinin çöküşünü önlemeye çalışıyor. Buna karşın İsveç gibi bazı ülkelerin ağır kısıtlamalar olmadan durumu şu ana kadar gayet iyi yönettiğini görüyoruz. Tabii İsveç’in sağlık sisteminin altyapısı bayağı güçlü.

Hangi modelin ve son iki hafta yoğun olarak alınan hangi tedbirlerin daha başarılı olduğunu önümüzdeki haftalar gösterecek. Buna dayanarak muhtemel ikinci veya üçüncü bir salgın dalgasında alınacak tedbirler başarılı olan modelin benzeri olacaktır.

Fotoğraf: AP

* Dr. Serhat Sönmez, Yeni Özgür Politika ve PolitikAzad gazetelerinde Corona virüsü salgınıyla ilgili yazılar da yazıyor. Ayrıca WDR Cosmo Radyosu Kürtçe programı “Bername Kurdi”de de salgına dair Sönmez’in görüşlerine geniş yer veriliyor.
Previous post
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin 7 acil önlem metni imzaya açıldı
Next post
Kadın cinayetleri: Mart'ta erkekler en az 29 kadını öldürdü