Ana SayfaManşetÇavdar Tarlası ve Berivanlar – Mithat Sancar

Çavdar Tarlası ve Berivanlar – Mithat Sancar

HABER MERKEZİ – Nusaybin’de bir polisin, evlerinin önünde oynayan çocukları havaya ateş açarak “korkuttuğu”, içlerinden birini kolundan tutarak zorla zırhlı araca sürüklediği görüntüyü görmeyen kalmamıştır. Olayın iki haftadan uzun bir süre önce yaşandığı resmi açıklamayla ortaya çıktı. Yani üzeri haftalarca kapatılmış. Eğer bir mahalleli görüntüleri gazeteci Nuri Akman’a ulaştırmasa konu ne gündem olacak ne de tepkiler üzerine polis açığa alınacaktı… Kürt çocuklarına yönelen bu polis şiddeti ilk değil. Öyle ki, olay üzerine aileye telefonla ulaşan ve “Bu nefret, gücünü iktidardan alıyor; özellikle Kürt coğrafyasına ve çocuklarına yöneliyor” diyen HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın bundan yaklaşık 10 yıl önce kaleme aldığı bir yazı yaşananın ne denli sistematik olduğunu gösteriyor. Kendisi de Nusaybinli olan Sancar’ın, dün, bugünmüş izlenimi veren o yazısını paylaşıyoruz.


Mithat Sancar


Ne zaman kar yağsa, Ezginin Günlüğü’nün o şahane şarkısı hemen yapışır dilime. “Leyla” adını taşıyan bu şarkıyı dinlediğim andan beri, abartmıyorum, istisnası yoktur bu halimin. Kar taneleri salınarak düşmeye başlayınca, içimdeki pikabın iğnesi de usulca iner o plağa ve nakaratın ilk dizeleri gelir sese:

Kar yağıyor bu gece
Öyle beyaz ki şehir

Hamburg’a bu kış “mevsim normalleri”nin üstünde kar düşüyormuş. Hakikaten şehir hep beyaz. Limanda gemiler, karları yararak ilerliyor. Alster Gölü, kaç gündür buzla kaplı.

Lakin beyaz çabuk kirlenir. Hatta Özdemir Asaf’ın meşhur deyişindeki gibi, “bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler”. Nakarat da öyle devam ediyor zaten:

Anlamak bir ömür sürer
Hayat niye kirlenir

Kardan söz açılınca, akla çocukların gelmemesi mümkün değil. Bugünlerde adından en çok söz edilen çocuklardan biri, herhalde Holden Caulfield’dir. Geçen hafta ölen gizemli usta, ebedi münzevi Salinger’in “ölümsüz eseri” Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın on altı yaşındaki anti-kahramanı yani.

Okuldan atılmıştır Holden; zaten sevmiyor da okulu. Büyüklerin yalan dolu dünyasını da sevmiyor. Büyümek istemiyor. Hep düş kuruyor. Alıp başını gitmektir arzusu; kendisini kimsenin tanımadığı, kendisinin kimseyi tanımadığı yerlere. Araya şarkımız giriyor:

Belki bir düşte unutulmak
Her sabah bir dev masalında uyanınca
Hep çocuk kalmak unutulmak

Salinger’in bu romanının en tutkulu okuru, herhalde Mark David Chapman’dır; hani şu John Lennon’ı vuran adam. Kitabı hep yanında taşıyormuş, neredeyse her satırını ezbere biliyormuş.

Holden adına talihsiz bir tesadüf! Holden’ın rüyası bambaşka çünkü. O iyilikten yana biri. Çocukları, büyüklerin kirli dünyasından ve riyakâr kuşatmasından kurtarmak istiyor. Kocaman bir çavdar tarlasında; ailelerden, muallimlerden ve tüm büyüklerden, yani her türlü ceberutluktan uzakta, kendilerinden geçercesine oynayan çocukların koruyucu meleği olmayı düşlüyor.

Hamburg’a kar yağıyor, şehir beyaz. Belki Holden bilmez, Kavafis’i de okumamıştır zaten. Lakin yıllar öğretiyor insana; nereye gidersen git, memleket gelir arkandan. Mesela Berivan’ın öyküsü bırakmaz peşini. Berivan ve onun gibi binlerce Kürt çocuğu, Holden’ın Çavdar Tarlası’ndan çok uzaktalar. Holden duysa bu çocuklara reva görülen muameleyi, muhtemelen ağzından o sık kullandığı sözler dökülürdü ilkin: Lanet olsun!

Berivanların payına düşen Çavdar Tarlası değil sokaklardır. Bir kısmı zaten dağlara sürülmüştür; şimdi daha fazlasına dağların yolu mecburi istikamet olarak gösteriliyor. Şarkımızdan bu çocukların payına düşen dizeler ise şunlar olabilir ancak:

Bir sabah çıksam kaybolsam
Dönmesem kalsam anılarda
Belki bir sevda türküsünde vurulurdum
Gel künyemi al dağlardan

Çocuklar için oyun, büyüklerin hesap kitap üzerine kurulu insafsız dünyasından kaçış, o dünyaya karşı gizli bir isyandır. Holden de asi bir çocuktur ve isyanının en büyük aracı, çocukların kaygısızca oyun oynayabilecekleri sınırsız bir Çavdar Tarlası’dır.

İsyan da, aslında gizli bir oyundur çocuklar için; ama ondan da öte, bir olumsuzluğa, bir haksızlığa karşı büyükleri uyandırma çabasıdır, bir tür alarm düdüğüdür. Kendilerinin yaratmadıkları, oluşmasına katılmadıkları adaletsiz bir dünyaya “taş atan” çocuklar, “isyan oyunu”yla uyarmaktalar büyükleri. Onların karşısına bu devlet, büyük büyük kanunlarla, ciddi ciddi mahkemelerle, ağır ağır cezalarla çıkıyor ve toplumun çoğunluğu sessizce seyrediyor.

Sanki Başbakan Erdoğan’ın, Diyarbakır’da Mart 2006’da yaşanan ve on çocuğun polis kurşunlarıyla can verdiği o kara trajedi üzerine söylediği şu sözlerin gereği yapılıyor: “Kadın da çocuk da olsa güvenlik güçlerimiz terörün maşaları için gereken her türlü mücadeleyi yapacak.”

Aradan dört yıla yakın zaman geçti. Başbakan, Gazze’de İsrail zulmü altında inleyen çocuklara dünyanın gözleri önünde sahip çıktı; hükümet “demokratik açılım” sürecini başlattı; kaos yaratmak amacıyla çocuk katletmeyi öngören planlar ortaya döküldü ve fakat binlerce Kürt çocuğu, hâlâ “terörist” olarak yargılanıyor, mahkûm ediliyor.

Yani hayat kirlenmeye ve memleket de kanamaya devam ediyor. Holden, o naif dünyasından öfkeyle bağırıyor: Lanet olsun!..

Previous post
Sahra hastanesindeki işçiler: Salgına karşı önlem yok, hayatımız riske atılıyor
Next post
Erdoğan: Size bazı sıkıntılar veriyor olabiliriz