Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirDört bir yandan HDP’ye taarruzun sebeb-i hikmeti – I

Dört bir yandan HDP’ye taarruzun sebeb-i hikmeti – I


Abdulmelik Ş. Bekir


İktidar bloğunun, devlet gücünü de kullanarak, tüm etkisiz ve görünmez kılma çabasına rağmen HDP gündemdeki yerini koruyor. Son dönemde bu bloğun artan saldırılarıyla birlikte kimi içeriden olmak üzere farklı çevrelerden de eleştiriler yapılıyor HDP’ye; Türk muhafazakâr İslamcılarından tutalım Türk nasyonalist ve laiklere, Kürt İslamcı muhafazakârlarından tutalım da Kürt milliyetçilerine kadar. HDP’ye taarruz etmelerinin sebeb-i hikmeti ne acaba? İnsan düşünmeden edemiyor doğrusu. AKP-MHP iktidarına karşıt gibi görünen bu çevrelerin, AKP-MHP iktidarının ülkede ‘iyi’ namına ne varsa yerle bir ettiği bir dönemde iktidara bir söz söylemek yerine, oklarını, tek suçu iktidara biat etmediği ve direndiği için sürekli şiddete maruz kalan HDP’ye doğrultmalarının yaman bir sebebi olsa gerek.

Öncelikle iç içe gelişen saldırı ve eleştirilerin iyi değerlendirilmesi ve birbirinden ayrıştırılmasında fayda var. Zira eleştirilerden edinilen güçle saldırılara karşı mücadele edilir ve savunma yapılır. HDP’nin tüm saldırılara karşı güçlü bir varlık göstermesinin belki de en önemli sırrı ve kaynağı müteşekkil olduğu tüm yapıların güçlü bir eleştiri ve özeleştiri geleneğinden gelmesidir. İktidarın ağır saldırıları HDP’den duyduğu korkunun nişanesi olurken, gelen eleştiriler ise partiden duyulan umudun işareti olarak değerlendirilmelidir. Ancak Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek de ahlaki bir sorumluluktur.

Yapılan her eleştiri dinlenir ancak bu, gelen her eleştirinin mutlak doğru ve yerinde olduğu anlamına gelmez. Sırf eleştiriye açık olma gereği gelen her eleştiriye karşı sessiz kalmak da tersinden bir eleştirisizlik halini barındırdığı için yanılgılı ve dahi tehlikelidir.

Eleştirilerden faydalanabilmenin ve eleştirel bir ortamın oluşmasının önemli şartlarından biri gelen eleştirinin iyi bir süzgeçten geçirilmesidir. Bu bağlamda her ne kadar eleştiri olarak takdim edilse de iktidar bloğu ve tek ses haline getirdiği medyanın HDP’ye yönelik söylemleri eleştiri değil, saldırıdır. Zaten yapılanların antipropaganda, karalama, etkisiz ve görünmez kılma saldırıları olduğu herkesin malumudur. Bunlar üzerinde durmak ve anlam vermek yerine, buna karşı mücadele etmeye odaklanmak kazandırıcı tarz olacaktır.

HDP’nin şiddetle ilişkili olduğu retoriği üzerinden geliştirilen bu eleştirilerin türediği zihinsel kaynak, Osmanlı’nın son dönemlerini de içeren İttihat Terakki’nin Türk-İslam sentezidir. HDP’nin Türkiyelileşme politikası da bu cenah tarafından bu bağlamda ve bu ideolojik perspektifle ele alınmaktadır.

İktidarın saldırılarını bir yana bırakırsak… Farklı kesimlerden gelen eleştirilere bakalım. Zira asıl üzerinde durulması, değerlendirilmesi ve faydalanılması gereken eleştiriler bunlardır. Bu bağlamda söylenenine ve söylemine, içeriğine bakılarak farklı kesimler tarafından farklı dozlarda olsalar da mantalite itibarıyla gelen eleştirileri kolayca üç başlık altında toplamak mümkündür.

Birincisi iktidar bloğu dışında kalan kimi muhafazakar kesimler ile laik ve ulusalcılardan gelen eleştirilerdir. İkincisi Kürt İslamcılar ile milliyetçilerinin eleştirileridir. Üçüncüsü ise HDP’nin kendi hinterlandından gelen eleştirilerdir. Üç kesimin eleştirileri de içerik ve üslup olarak farklı amaçları muhteva ettiği için farklı başlıklar altında ele almakta fayda var. Bu yazımızda sadece birinci grup olarak ifade edilen kesimlerin eleştirileri üzerinde durmak uygun olabilir.

Bu kesimlerin tüm eleştirilerini burada sıralamak mümkün değil. Zaten bilinen hususlar. Yine de özetle söylemek gerekirse ortak noktası “HDP’nin yapısal sorunları olduğu ve şiddetle arasına mesafe koymadığı” iddiasıdır. Yani bu kez eleştirileri HDP’nin pratik, politik eksik ve yanlışlarından ziyade partinin varoluş kimliğiyle ilgilidir. Eleştirilerinin odak noktası HDP’nin kendini anlamlandırdığı ve kitleler nezdinde anlam kazandığı zemine dönüktür ve gereğinin yapılması demek HDP’nin varlık nedeninden, geleneğinden ve ideolojik hattından ayrılması demektir.

HDP’nin şiddetle ilişkili olduğu retoriği üzerinden geliştirilen bu eleştirilerin türediği zihinsel kaynak, Osmanlı’nın son dönemlerini de içeren İttihat Terakki’nin Türk-İslam sentezidir. HDP’nin Türkiyelileşme politikası da bu cenah tarafından bu bağlamda ve bu ideolojik perspektifle ele alınmaktadır. Yani partinin çok kimlikli, çok sesli ve renkli yapısının içre olduğu ideolojik, politik hattını inkâr ederek kendilerine benzeşmesi arzulanmaktadır.

Cumhuriyet döneminde zaman zaman İslam-Türk ya da Türk-İslam damarları güçlenen bu zihniyetin HDP’de temsilini bulan başta Kürtler olmak üzere farklı etnik ve kültürel yapılara yönelik eleştirileri ve değerlendirmelerinden egemen ulus milliyetçiliği ve kibri kendini kesif bir şekilde dışa vurmaktadır. Son olarak HDP’li Sırrı Süreya Önder’in İyi Parti’ye yönelik değerlendirmelerine bu cenahtan gelen, “Önder, Millet İttifak’ını dağıtmak için provokasyon yapıyor” eleştirileri tam da bu egemen ulusun ‘efendi’ nobranlığını yansıtır tarzda bir örnekti. İyi Parti Genel Başkanı’nın Sırrı Sürreya Önder’e ve partisi HDP’ye “terörist” demesi provokasyon olmuyor ancak Önder’in, “Yahu düne kadar görüşüyorduk” demesi provokasyon oluyor.

Köle-efendi zihniyetini içselleştiren bu egemen ulus anlayışına göre ‘efendi’ kölesine her türlü hakareti, suçlamayı yapabilir. Zira bu onun hakkıdır. Ancak ‘köle’ efendisine karşı ağzını açtığında bu provokasyon oluyor. Bu anlayışın şu an HDP’ye saldırı pozisyonunda olan iktidardan farkı, resmi ideolojinin esneme skalası olan ‘İslam’ kelimesinin ‘Türk’ kelimesinin önünde mi yoksa arkasında mı yer aldığı kadardır. Aslında ideolojik olarak iktidarın devlet gücünü kullanarak şiddet yoluyla HDP’ye yapmak istediğini şiddetsiz dayatmaktır. Bunu yapmamasının nedeni de yapmak istemediğinden çok hâlihazırda şiddet araçlarını rakibine kaptırmış olmasındandır. Nitekim mevcut iktidarın kullandığı yöntemler onlardan miras kalma ve daha öce HDP geleneğinden gelen partilere farklı dozlarda uygulandı.

Dolayısıyla bu Türk-İslamcı kesimlere karşı yine de şiddetsiz olduğu sürece eleştirilerin ideolojik bağlamda ele alınması ve buna göre ideolojik bir mücadelenin verilmesi gerekir. İktidarın hem suçlu hem güçlü olma misali hem mütemadiyen HDP’ye her türlü şiddeti uygulaması hem de şiddetle ilişkili olma ithamında bulunması bu kesimler için bir sorun teşkil etmez. Zira bunu efendi yeşil-beyaz Türk’ün hakkı olarak içselleştirmiştir. İktidarın şiddetini meşrulaştırmak için kullandığı söylemleri farklı bir tonda dillendirir, yeri geldiğinde iktidarın pervasız şiddetine kıyıdan köşeden destek verirler. Dolayısıyla iktidarla aynı madalyonun farklı yüzleri olarak değerlendirmek mümkün. Bu diskur benzerliğinin, ikisinin ideolojik olarak aynı kaynaktan beslenmelerinin eseri olduğu aşikardır. Eleştirilerine de bu anlamda kıymet biçmek gerekir.

Türkiye’de siyasetin en büyük yapısal sorunu aynı yerden şerbetlenen, aynı gübrelikte büyüyen ve aynı ideoloji ve zihniyet kodlarına sahip, yani aslında bir olan bu yapının iki farklı bedende tezahür etmesidir.Eski sistemin sahibi olan kimi nasyonalistlerin hiçbir beis görmeden iktidarın safında yer alması, CHP başta olmak üzere iktidarın dışında kalanların da hala ülkede demokrasi varmış gibi davranmalarının altında yatan neden bu ideolojik yakınlık ya da daha doğrusu aynılıktır.

Türkiye halkları yüz yıldan fazladır çok az ton farkı olan bu beyaz ve yeşil faşizmin pençesinde inlemektedir. Hangi yöne giderse gitsin prematüre zihniyeti nedeniyle tek bir kişinin aklına ve himmetine sığınmaktan kurtulamıyor. Bu nedenledir ki cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte Batı’dan uyarlanan tüm kural ve kurumlar birkaç yıl içinde tuzla buz oldu. Ne ağlayanı ne de savunanı oldu. İkisi aynı ideolojik kaynaktan beslendikleri için eski sahibi için de yeni sahibi için de geçerli kriter Türk-İslam ya da tersinden İslam-Türk efendiliğinin bu topraklarda var kalmasıdır. Beyazı ya da yeşili fark etmez. Aralarındaki çelişki iktidar kavgasından öte değildir. Kavgasının kaybedeni de kuşkusuz sürekli halklar olmaktadır.

Türkiye’de siyasetin en büyük yapısal sorunu aynı yerden şerbetlenen, aynı gübrelikte büyüyen ve aynı ideoloji ve zihniyet kodlarına sahip, yani aslında bir olan bu yapının iki farklı bedende tezahür etmesidir. Eski sistemin sahibi olan kimi nasyonalistlerin hiçbir beis görmeden iktidarın safında yer alması, CHP başta olmak üzere iktidarın dışında kalanların da hala ülkede demokrasi varmış gibi davranmalarının altında yatan neden bu ideolojik yakınlık ya da daha doğrusu aynılıktır. Oysa Türkiye artık tek adam rejimiyle birlikte sistemsiz bir sürece girmiştir. Ortada herhangi bir kurum ve kural kalmamıştır. Muhalefetteki partilerin iktidar bloğuna karşıt olmalarına ya da görünmelerine rağmen HDP’ye karşı iktidarın dilini kullanmaları, iktidarın argümanlarını doğru bulmaları ve sahiplenmelerinin nedeni aynı yumurta ikizleri olmalarındandır.

Her şeyin anormal hale geldiği bir yerde normalin anormal görülmesi, gerek tarihte gerek günümüzde tüm diktatörlüklerde yaşanan bir husustur. İktidar bloğu anormal olan amorf yapısını korumak için her şeyi hızla anormal hale getirmenin çabası içindedir. Tekeline aldığı devlet gücü ve medyayla yoğun bir propaganda eşliğinde, yaptığı her şeyi başkasına mal ederek ve aynı yalanı sonsuz kere tekrarlayarak adeta toplumu zehirlemekte. Tüm bu anomali de HDP ve Kürt düşmanlığı üzerinden inşa edilmektedir. Zira normalin zerresi bile kaldığı sürece anormal sırıtır ve kendini tehlikede hisseder. Yapılan pervasızca saldırılar bu korkunun dışavurumudur.

Bu yönüyle Türkiye’de yapısal sorun yaşamayan tek parti belki de HDP ve bileşenleridir. Yapısal sorun antagonist çelişkilerin varlığı demektir. Oysa gerek ideolojik politik hattı, gerek buna uygun bileşen topluluğu ve istenilen düzeyde olmasa da mücadele pratiğine bakıldığında, HDP’nin başarıya ulaşmasını engelleyen ya da başarıya ulaştıktan sonra programının hilafına sonuçlar doğuracak bir antagonist çelişkinin ya da çelişkilerin görünmediği açıktır. Elbette HDP’nin pratik, söylemsel eksik ve yetmezlikleri vardır. Ancak bunların yapısal sorun olarak değerlendirilmesi partinin hakikatini eksik ifade ettiği gibi var olan konjonktürel sorunlarının doğru tahlili ve doğru tedavisine de fayda sağlamaz.

Türkiye’de yapısal sorun yaşamayan tek parti belki de HDP ve bileşenleridir. Yapısal sorun antagonist çelişkilerin varlığı demektir. Oysa gerek ideolojik politik hattı, gerek buna uygun bileşen topluluğu ve istenilen düzeyde olmasa da mücadele pratiğine bakıldığında, HDP’nin başarıya ulaşmasını engelleyen ya da başarıya ulaştıktan sonra programının hilafına sonuçlar doğuracak bir antagonist çelişkinin ya da çelişkilerin görünmediği açıktır.

İktidarı ve muhalefetiyle farklı kelimelerle aynı şeyi söyleyen partilerin topluma sunacakları bir çözümlerinin olmadığı yüz yıllık tarih yeterince gösterdi. Farklı zamanlarda olsa da defalarca iktidara gelen ancak herhangi bir çözüm sunmayan bu Türk-İslam / İslam-Türk zihniyetinin gelip geleceği nokta mevcut tek adam rejimidir. Diyalektik işleyiş gereği bu zihniyet ve bu zihniyetin ürünü olan kesimler ister yeşil, ister beyaz, ister kara hangi tondan olurlarsa olsunlar ciddi bir yapı bozumuna uğramadıkça kaç defa iktidara gelseler de yine dayanacakları nokta mevut iktidar gibi amorf tek adam rejimi olacaktır. Bu zihniyete karşı HDP’nin üçüncü yol olarak alternatif haline gelmesi aynı zamanda Türkiye’de siyasetin bu paradokstan ve yapısal sorundan kurtulması anlamına gelmektedir.

Bu gerçekliğe binaen HDP’nin ilişki-çelişki diyalektiği gereği bu iki bloğun iktidar kavgasında kimi zaman konjonktürel ve taktik ilişki kurması ve hamle yapması mümkün olmakla birlikte, esas olan bu zihniyete karşı ideolojik ve politik mücadelesi olmalıdır. HDP’nin üçüncü yol olarak ortaya çıkması tam da bu ideolojik ve politik ihtiyacın tezahürüdür. Önemli olan halkları, dönüp dolaşıp anti demokratik, tek adam iktidar ve rejimleriyle sonuçlanan bu zihniyetten kurtarmak ve anlamlı bir alternatif sunmaktır. Bunun yolu da çok renkli, çok kimlikli, çok sesli, demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü hattında ısrarla ve sebatla devam etmektir. Hangi taraftan gelirse gelsin bu ideolojik politik hattını her türlü ırkçı, milliyetçi ve dinci dayatmalara karşı savunmak ve kitlelere taşırmak halkların geleceği açısından oldukça önem taşımaktadır.

HDP’ye yönelik Kürt siyasal İslamcı ve milliyetçilerinden gelen eleştiri ve bu eleştirilerin arka planı ile içerden gelen eleştiriler ise sonraki yazıya kalsın.


Previous post
Canlı Blog | Salgında vaka sayısı beş buçuk milyona yaklaşıyor
Next post
Apê Musa 100 yaşında! – Hüseyin Aykol