Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirDört bir yandan HDP’ye taarruzun sebeb-i hikmeti – II

Dört bir yandan HDP’ye taarruzun sebeb-i hikmeti – II


Abdulmelik Ş. Bekir


Önceki yazımızda Türkiye’de iktidar bloğuna ve birbirlerine karşıt ya da muhalif gibi görünen Türk muhafazakâr ve laik/ulusalcıların HDP’ye karşı dil birliği yapmasının nedenlerine değinmiştik (bakınız). Bu yazımızda da Kürt muhafazakâr ya da Kürt siyasal İslamcıların HDP’ye yönelik eleştiri ve suçlamalarını irdeleyeceğiz.

Bu cenahın eleştirileri ve dahi suçlamaları ağırlıklı olarak, HDP’nin sosyalist kimliğine işaret ederek dini, sosyal ve kültürel olarak Kürt halkıyla bağını ölçmek ve sorgulamaktır.

Öncelikle hali mevcut kesimleri ‘Kürt siyasal İslamcılığı’ gibi nitelemek toptancı bir yaklaşım olabilir. Doğrusu böylesi bir nitelemenin ne kadar isabetli olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur. Zira günümüzde ortada Kürt siyasal İslamcılığı olarak ifade edebileceğimiz bir yapı ve akım yok. Olanın da ne kadar Kürt ve Kürtlük iddiasında olduğu oldukça muğlâk.

Günümüzde böyle olsa da Kürt tarihinde İslami tandanslı önemli akımların olduğu aşikar. İslam’la tanıştıktan sonra birçok tarikat ve cemaat gelişim göstermiştir. Kadiri ve Nakşibendi tarikatları bu akımın en önemlileridir. Kendi aralarında sürekli bir iç rekabet yaşayan bu iki tarikatın halk arasında oldukça etkili olduğu zamanlar vardır.

İslam dünyasında da önemli bir yeri olan Eyyubi Hanedanlığı bir yana bırakılırsa Kürt muhafazakârlığının siyasal bir misyonla Kürt tarihinde en etkili olduğu dönem 18. yüzyıldır.

Osmanlının merkezileşme politikaları kapsamında Kürt beyliklerini ortadan kaldırmasıyla oluşan siyasal boşluğun tamamına yakını Kadiri ve Nakşibendi tarikatlarından olan şeyhler tarafından doldurulmaya çalışılmıştır. Şeyh Ubeydullah Nehri ve Şeyh Mahmud Berzenci ile başlayan bu süreç Şeyh Said’in katledilmesiyle son bulmuştur. Yüz yılı aşkın Kürt ulusal ve politik taleplerinin taşıyıcısı olan şeyhler ve cemaatleri bu uğurda büyük bir mücadele vermiş ve ciddi bedeller ödemişlerdir.

Bu anlamda Şeyh Said İsyanı Kürt siyasal İslamcılığı tarihinde adeta bir milattır. Bu tarihten sonra bu akımın Kürtlük iddia ve mücadelesi öncülleri gibi sürdürülememiştir. Hatta mirasa dahi sahip çıkılmamıştır. Öncüllerinin yolunda gitmek ve Kürt kimliğiyle bir varlık göstermek yerine Türk siyasal İslamcı akımlara yamanma tercih edilmiştir. Bu tarihten sonra bir Kürt siyasal İslamcı akımından bahsetmek dahi zordur. Kürt kimliği ve rengi oldukça baskın ve belirgin olan akım, ümmetçilik adı altından Türk siyasal İslamcılığı içinde eritilmiştir.

Dolayısıyla Kürt siyasal İslamcılığının Şeyh Sait’den sonraki tarihi tam bir laf-ı güzaftır. Daha doğrusu Şeyh Said’in ağıdını bile yakmayan sonraki reddi mirasçıların Kürt muhafazakâr kitlelerini Türk siyasal İslamcılığına iliştirme ve meze etme tarihidir. Bir yandan Kürtleri, Türk siyasal İslamcılığı için adeta oy deposu haline getirmişler öte yandan bu kesimin ümmetçilikle hiçbir alakası olmayan kesif Türk milliyetçiliğinin Kürtlere içirilmesinde acı şuruba katılan şerbet görevi görmüşlerdir. Türk siyasal İslamcılığının milliyetçilik yüzünü saklayan asma yaprağı olarak Kürt halkının tarihine, geçmişine ve geleceğine büyük zararlar vermişler.

Sorgulamaya ve sorgulanmaya en çok ihtiyacı olan bu çevrelerin taktiği, sürekli başkasını sorgulamak ve sıranın kendilerine gelmesini engellemektir. Zira sıra kendilerine geldiğinde Kürtleri neden Türk siyasal İslamcılığına meze ettiklerinin hesabını veremezler.

Bugün televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde, sağda solda HDP’nin Kürtlük düzeyini ölçen Kürt siyasal İslamcıların en büyük sorunu hiçbir zaman tarihsel bir muhasebe yapmamalarıdır; kendilerinin nereden geldikleri, nerede durdukları ve nereye varacaklarını düşünmemeleri ya da özellikle düşünmekten kaçınmalarıdır. Bu alanın onlar için hesap verme yeri olduğunun gayet farkındadırlar. Dosyanın açılmasını istemedikleri gibi açılmaması için de sürekli “Cambaza bak cambaza” diyerek HDP’ye saldırmakta ve gündemi değiştirmektedirler.

Sorgulamaya ve sorgulanmaya en çok ihtiyacı olan bu çevrelerin taktiği, sürekli başkasını sorgulamak ve sıranın kendilerine gelmesini engellemektir. Zira sıra kendilerine geldiğinde Kürtleri neden Türk siyasal İslamcılığına meze ettiklerinin hesabını veremezler. Ümmetçilik adı altında iktidara taşıdıkları Türk siyasal İslamcılığının Kürtler başta olmak üzere halklara yaptıklarının ortağı oldukları ortaya çıkacaktır, bunu biliyorlar. HDP’ye her gün bilgiçlik taslayan akıllarının neden Türk siyasal İslamcılığının koyu milliyetçi karakterini kavramaya yetmediği ya da yettiyse neyin karşılığında susulduğu sorusuna cevap vermek zorundadırlar. ‘Ümmet kardeşlerinin’ neden hala Şeyh Said ve arkadaşlarının cenazesinin yerini söylemedikleri gerçeğiyle yüzleşmek zorundadırlar.

Kendilerinin Türk siyasal İslamcılığa/milliyetçiliğe eklemledikleri Kürt muhafazakâr kitlenin önemli bir bölümünün bugün neden kendilerinden ziyade Türk siyasal İslamcıların peşinden gittiğinin cevabını vermek zorundadırlar. Şeyh Abdullah Nehri’den Şehy Said’e kadar yüz yılı aşkın Kürt ulusal taleplerine öncülük eden bir miras ve çizginin neden ve nasıl böyle ters yüz edildiğinin hesabını vermek mecburiyetindedirler.

Kendini politik, tarihsel ve toplumsal olarak her şeyden münezzeh bir konuma yerleştiren Kürt siyasal İslamcılar, kendilerini sorgulamadan, Kürtleri neden ümmetçilik adı altında Türk siyasal İslamcılığı/milliyetçiliğine yama ettikleri özeleştirisini vermeden ve daha önemlisi bu tarihi hatayı nasıl düzelteceklerine dair niyet ve perspektif beyan etmeden söyleyeceklerinin hiçbir kifayetinin olmadığı ve olmayacağını bilmeleri gerekir. Bunu yapmadan başkasına akıl vermenin, ahkâm kesmenin kendini kandırmaktan öte bir anlamı yoktur. Kürt siyasal İslamcıları isteseler de istemeseler de bu dosya açılacaktır.

AKP iktidarıyla Türk siyasal İslamcılığının ümmetçilikle bir ilgisinin olmadığı aksine milliyetçilikten beslendiği ortaya çıktıkça bu mesele daha fazla gün yüzüne çıkacaktır. Sürekli HDP’yi eleştirerek, bu dosyanın açılması ancak bir zaman için ertelenebilir. Elbette, Kürt siyasal İslamcılığının kendi kimliğiyle bir varlık olarak ortaya çıkma niyet, iddia ve cesareti varsa. Yoksa zaten tarihi misyonlarını tamamlamışlardır. Bir süre daha televizyonlarda ve gazete köşelerinde HDP’yi eleştirerek uzun bir dönemdir üstlendikleri misyonlarını bir süre daha sürdürmüş olurlar. Kürt halkına karşı şimdiye kadar işledikleri vebal da boyunlarında tarihi bir vesika olarak durur elbette.

Elbette HDP eleştirilebilir ve eleştirilmelidir. Ancak başka dosyaların perdelenmesi ya da tartışılmasının ertelenmesi için sürekli HDP’ye ahkâm kesmek, akıl vermek ve suçlamak başka bir şeydir. Açık ki bu eleştiri mekanizması kendi eksiklerini, gediklerini, yetmezliklerini gizlemek için bir asma yaprağı olarak kullanmaktadırlar.

HDP’nin Kürtler başta olmak üzere Türkiye halkları ve bilcümle ezilenleri için en azından ortaya koyduğu bir program ve bu program etrafında geliştirdiği bir pratik ve kitle tabanı vardır. Eleştirilebilecek, katkı sunulacak ya da karşı çıkılabilecek bir olgu olarak karşımızda duruyor. Elbette HDP eleştirilebilir ve eleştirilmelidir. Ancak başka dosyaların perdelenmesi ya da tartışılmasının ertelenmesi için sürekli HDP’ye ahkâm kesmek, akıl vermek ve suçlamak başka bir şeydir. Açık ki bu eleştiri mekanizması kendi eksiklerini, gediklerini, yetmezliklerini gizlemek için bir asma yaprağı olarak kullanmaktadırlar.

Kürt ulusalcıların eleştirilerini de başka bir yazıda irdeleyeceğiz.


Dört bir yandan HDP’ye taarruzun sebeb-i hikmeti – I

Dört bir yandan HDP’ye taarruzun sebeb-i hikmeti – III

Previous post
Canlı Blog | Dünya genelinde vaka sayısı beş buçuk milyonu aştı
Next post
Çorum'da CHP'li Belediye Meclis üyesine silahlı saldırı