Ana SayfaManşetPost-korona dönemde demokratik siyasetin yeniden inşası – II

Post-korona dönemde demokratik siyasetin yeniden inşası – II


Nejat Uğraş*


“Biz dogmatik bir tarzda dünyanın geleceğini kestiriyor değiliz, tersine yeni dünyayı eskinin eleştirisi yoluyla bulup çıkartmaya uğraşıyoruz.  Geleceği bina etmek ve her şeyi bütün zamanlar için bir kerede yerli yerine koymak bizim işimiz olmadığına göre, şu anda yapmamız gereken şey  daha da açıktır; kastettiğim varolan her şeyin amansızca  eleştirilmesidir. Bu eleştiri hem vardığı sonuçlardan, hem de çatışmaya gireceği muhtemel güçlerden korkmaması anlamında amansız olmak  zorundadır.”

Karl Marx

Dünkü yazımızda, yaşanan mevcut halin bir panaromasını çıkarmış ve demokratik siyasetin artık kendini yeniden inşa etmesi gerektiğini iddia etmiştik. Yeniden inşa sürecinin siyasi ve ahlaki sorumluluğunun nasıl ve ne şekilde kendisini örgütlemesi gerektiğinin altını naçizane çizmiştik.

Bugün de siyasetin entellektüel işlevi, üslubu ve aktörlerin sorumluluğu, eylem anlayışı ve ittifak sorununa yurttaşın bakış açısıyla eşlik ederek, tartışmalara bir tutam fikir ve duygu katmayı önceledik. Biliyoruz ki sahip olunan bütün mevzilerin, kazanımların amansız bir mücadeleyle kazanıldığını ve gidenlerin yüzü suyu hürmetine burada olduğumuzu unutmadan ve hep hatırlayarak cevap olmak gibi bir yükümlülükle hareket etmek, kazandıran yaklaşım olacaktır. Başlayalım o zaman…

Demokratik siyasetin entelektüel işlevi

Entelektüel işlev, hakikat arayışçılığıdır. Temel görev, hakikatin peşinde olmaktır. Dolayısıyla entelektüel içerik hakikat ile bağlantılıdır. Entelektüel görev, hakikat ilkesini toplumsal işleyiş kurallarına bağlamanın düşün eylemidir. Bilgiyi hakikate ulaşmanın gücüne dönüştürecek, toplumsal bilinçlenmeyi yaratarak, bireylerin olay ve olguları analiz etmede toplumsal olarak olumlu ve olumsuzu ayırt etmesini sağlamaktır. Toplumsalın kendisi hakkındaki düşünce üretimi ve zihniyet inşasıdır. Bu da, toplumun en derin duygusu olarak ortak vicdana, yani ahlaka ve özgürleşme eylemi olarak da siyasete bağlanan bir etkinliktir. Entelektüel sorumluluğun, pratik tutarlılığı ölçüsünde ahlak ve siyaset ile birlikte yürütülmesi hayatiyet arz etmektedir.

Demokratik siyasetin entelektüel sorumluluğu, zihniyet devrimini süreklileştirmesidir. Duygu ve düşünce bakımından toplumsal değişimi sağlayarak, demokratik yaşam formasyonunu ve biçimlenmesini yaratmaktır. Bu inşa ve oluş önce düş ve düşüncede, zihinde kurulur. Yüce duygularla büyük düşünme gerçekleşmeden, devrimsel pratik gelişmeler yaratılamaz. Büyük eylemler ve çıkışlar her zaman güçlü bir entelektüel birikim ve zihinsel güce dayanmıştır. Sistem inşasının ilk tohumları zihinde açığa çıkar ve zihinsel değişim olmadan yapısal sistem-inşası gerçekleş(e)mez.

Toplumun politik enerjisini, anlam dünyasını ve işlevselliklerini boyunduruk altına alma ve hapsetme esasına dayanan devletçi ve iktidarcı zihniyet kalıplarını aşmak entelektüel görev ve sorumlulukla mümkündür. İktidarın bilme dayanaklarını ve kökenlerini, toplum merkezli ve özgür bilme düzlemleri oluşturarak aşmak, demokratik siyasetin entelektüel çabasıyla mümkün olur. İktidar, bilme düzeneklerine dayanmadan bunları kendi çıkarları doğrultusunda çarpıtmadan toplum üzerinde kendi meşruluğunu kuramaz. Tarihsel olarak iktidar; mitoloji, din, felsefe ve bilimsel düşünüş ile bilme düzlemlerine dayanarak ve “yuvarlandıkça büyüyen kartopu” misali -kümülatif olarak- varlığını sürdürmüştür. İktidarın bu tahakkümcü bilme dayanaklarını aşmadan yeni bir sistem inşası gerçekleştirilemez. Bunları aşmak entelektüel çabanın gereğidir. Özgürlük sosyolojisiyle mitoloji ve dinin kapsamlı ve derinlikli çözümlemeleri yapılmadan; felsefe ve bilim iktidarcı, devletçi zihniyet ve kapitalist modernitenin pozitivist özgürlük ilişkileri yapısöküme tabi tutulmadan entelektüel bir birikim oluşturulamaz. Bu da özgürlükçü bir anlambilim ve yorum sanatını gerekli kılıyor.

Geldiğimiz noktada kapitalist modernitenin yapısal krizleri, zihniyet, yani entelektüel krizin bir sonucudur. “Tarihin Sonu” söylemi, kapitalist modernitenin bilme sorunsalı ve entelektüel krizinin bir ifadesidir. Bilme düzlemleri ve yöntemleri toplumsal sorunları kalıcı çözümlere kavuşturamıyorsa, son tahlilde kendi yıkımını hazırlar. Toplumsal değişim, dönüşüm ve sorunların çözüm gücü ve yaratıcılığından yoksun bilmeler, “entelektüel zırvalar” olmaktan öteye bir anlam ifade etmez. Çünkü hakikatlerini yitirmişlerdir. Çözüm kudretinden yoksunluk bu anlama gelir. Ve hakikatini yitirmiş “entelektüel bilme”, bilim adına yeni dogmalar, yeni putlar inşa etmekten, dolayısıyla cehaletin karanlığından kendini kurtaramaz.

Demokratik siyasetin ilk koşulu, zihniyet dönüşümüdür. Yeni ve alternatif bir sistem ancak kapitalist modernitenin devletçi ve kar amaçlı zihniyetinden kopuşla mümkün olabilir. Bu da ancak entelektüel devrimle gerçekleşir.

Kapitalist modernitenin zihniyet ve kurumsal siyaset kalıplarının Hegelci özünü günümüz dünyasında da esas olarak koruyup sürdürdüğünü belirlemek anlaşılmayacak bir husus değildir. “Devletsiz toplum olamayacağı” paradigmasına bağlı zihniyet ve kurumların gerçeği budur. İktidar ve sermaye rejimleri esas olarak modernist egemen zihniyet ve kurumlaşmanın kalıcılığına hizmet eden Newtoncu bir zorunluluk ve donuk dogmatik bilme ideasıyla yolun sonundaki diğer çıkmaza ulaşmıştı. Üçüncü bin yılın henüz başında peyda olan küresel pandemi, obez sistemin eksiğini-gediğini örtmesine fırsat tanımıyor. Başından itibaren bilgiyi karartmaya yönelik post-modern ve aşırı tarzda kurmaca bir yöntem buram buram kokuyor. Tarihsel bellek ve gelenekten kopuk, yoğun bir istismara konu edilen bozulmuş-kuantumik bir rastlantısalcılıkla bilgiyi iktidarın en katı dogmatik yorumlarına ve/ya en kuralsız liberal kritiklerine tabi kılarak, egemenlikleri için hiçbir ölçü ve sınır tanımıyorlar. Bu şekilde sisteme yönelik olası eleştiriler ve muhalefet de daha baştan kontrol altına alınmaya, sistem-içileştirerek baskı ve sömürünün hizmetine koşulmaya çalışılmaktadır.

Demokratik siyasetin ilk koşulu, zihniyet dönüşümüdür. Yeni ve alternatif bir sistem ancak kapitalist modernitenin devletçi ve kar amaçlı zihniyetinden kopuşla mümkün olabilir. Bu da ancak entelektüel devrimle gerçekleşir. Özgürlük ahlakına ve değerler-toplumuna odaklı, hakikat arayışçılığı temelindeki bilgi-kuramsal yenilenme, bilişsel bir nitelik yaratarak entelektüel devrimi mümkün kılar. Bu bir yeniden doğuştur. Rönesanstır. Toplumsal bilinçlenme ve demokratik aydınlanmadır. Yani yeni bir yaşamın ve demokratik uygarlık sisteminin şafak vaktidir.

Burada kavrayış derinliği olmadan pratik etkinlik sağlanamaz. Anlam yüceliği yakalanmadan özgürleşme düzeyi yaratılamaz. Düşünce yoğunluğu sağlamadan işlerin gerçekleşmesi ve sorunların çözüm olanağı elde edilemez. Zihinsel eylemlilik olmadan, toplumsal düzeyde politik yetkinlik yaratılamaz. Bu düzlemde demokratik siyasetin düşün dünyasını, hakikatin ışığında, ahlaki ve politik toplum temelinde entelektüel çabayla, yeni bir anlam haritasıyla donatmak toplumsal özgürlüğün en önemli dönemsel görevlerinden biri olmalıdır.

Demokratik siyasetin entelektüel işlevi, durağanlığa karşı hareketi, değişimi ve ilerlemeyi esas alır; dogmatik olana karşı eleştirel ve özgürlükçü olup, monotonluk ve tekdüzeliğe karşı farklılıkları ve çoğulluğu öngörür. Toplumun özgürleşmesini bu temelde yürüten ideolojik, teorik, akademik düzlemdeki ahlaki ve politik düşün eylemselliğidir.

Demokratik siyasetin üslubu ve aktörlerin sorumluluğu

Siyaset ilkeli, kurallı, canlı-dinamik, üretken ve sorun çözen tarzda icra edilerek demokratik bir çekim merkezi haline gelebilir. Bu bakımdan, özellikle ulus-devletçi ve onun bir versiyonu olan liberal ideolojilerin tuzak ve ayartmalarına gelmemek, boyunduruğuna girmemek; demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesinin gerçek bir öznesi olarak politik aktörlerin moral ve motivasyonları başat önemdedir. Diğer taraftan, ideolojik bağımsızlığı siyasal sekterizme ve örgütsel darlığa götürmemek, demokrasinin halk ve toplum ihtiyaçları temelinde bir ortaklaşma rejimi olduğunu da unutmamak gerekir. Buna bağlı olarak, bir sorunun çözümünde ortak paydada buluşmak üzere, ilkelere uygun ve ruhuna bağlı kalmak kaydıyla demokratik siyaset sahasında bulunan bütün aktörler “kimi ödünler verebilmeyi” demokratik siyasetin gereği saymalıdır. Herkesin kendisinde ısrar ettiği yerde birlik ve demokrasiden söz edilemez. Mücadele-birlik diyalektiğini bütünlüklü olarak yürütmek, her şeyden önce öncünün görev ve sorumluluk alanı içindedir. Burada bir orta yolculuktan değil, ortaklaşma ve ortaklaştırmanın, yani çözümde buluşmanın önemi ve gereğinden söz ediyoruz. Ve bu buluşmanın isabetli olabilmesi için, siyasetin, temel ve taşınamaz boyutlara varmış acil sorunlarımızın çözümünü içermesi gerekir. Siyasette çözüm önceliği bunlarla bağlantılıdır.

Siyasette “somut koşulların somut tahlili” temel ufuk kabul edilmelidir. Bazen küçük bir ayrıntının ihmal edilmesinin ciddi pürüzlere yol açabileceğinden hareketle ayrıntılara dikkat etmek ve bütün bunlar içinde de ayrıntılara boğulmamak üzerine bir çalışma prensibi esas alınmalıdır. Burada iyiyi, güzeli, doğruları büyütüp çoğaltmak, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adaleti sağlamak esastır. Siyasette darlık marjinalleşme, etkisizleşme ve başarıdan uzak bir açı çizer. Demokratik siyasette sorunların çözümünde, çözüm için en uygun seçeneği seçebilmek ve farklı çözüm yollarını ortaklaştırmak demokratik siyasetin aktörlerinin başlıca meziyetleri arasında yer almalıdır. Politik aktör, sorunun çözümüyle ilgisi, çıkarı bulunan tüm kesimlerle ilkeli ve kurallı, amaca uygun temelde ilişkilenmeyi esas ilke olarak kabul etmelidir.

Demokratik siyasetin ve aktörlerinin dili de üslubun ayrılmaz bir parçasıdır. Amorf söylemler, reel politik düzlemde karşılığı olmayan retorik ve çağrılar, genellemeci ve indirgemeci mağduriyet melankolisine bulanmış ağdalı bir dilin, oto kolonizasyonu üreten bir içeriğe sahip olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Protestocu bir tarzla kınayan, en kınayan, hamasetin pik yaptığı, savunma mevzisinden çıkamayan politik dilin, söylemde hakikati esas alan, etkileyici, yalın ve kesinlikle anadilinde olması dönemin temel yaklaşımlarından birisi olmalıdır. Çünkü örgütlü siyasal bir gücün dili ve retoriği duruşa ve taleplere içkindir.

Siyaset örgütlü güçtür. Güç, iktidardan oldukça farklı olan bir gerçekliktir. Maddileşmiş bir enerji ortaklaşması olarak kısa, orta ve uzun vadeli yapılanmalarla açığa çıkıp mücadelede sonuç alabilmek açısından vazgeçilmez ve hayati bir önemdedir. Gücün kaynağı -potansiyeli- toplum ve halktır. Örgütlenip bir güç düzeyine ulaşamamış toplumlar, harekete ve hayata geçmemiş düşünce ve projeler, taşıdıkları hakikat payları ne olursa olsun, kendini gündelik olana yazabilir ama tarihe yazamaz. Siyasette güçsüzlük başarısızlıkla doğru orantılıdır. Tam da bu noktada güçsüzlüğü bireysel çıkışlarla sağlama yaklaşımı tümüyle işlevsiz olmamakla birlikte, sınırlı bir role sahip sahiptir. Kişiler yani bütün politik aktörler bir “sıra neferi” olma duygusundan uzaklaşmamalıdır. Örgütlü mücadelede kolektivizm ve dayanışma esastır. Rekabet ancak demokratik ölçülerde meşru görülebilir. Bu noktada ahlaki tavır ve tutumu yeterince gözetmeyen aşırı politize yaklaşımların toplumsal ve komünal dayanışmayı zayıflatıp eksilttiğini, kimi durumlarda yozlaştırdığını belirlemek gerekiyor. Bu haseple demokratik rekabeti yadsımamak kaydıyla, belli bir olgunlukla gönül tokluğuna erişmeyi hedeflemek anlamlı bir yaklaşım olacaktır.

Demokratik siyasetin politik aktörleri, toplumun/halkın tercih ve teveccühüne saygılı yaklaşmalıdır. Her koşulda halka hesap verebilecek ciddiyet ve sorumluluk duygusuna sahip olmak temel hacettir.  Politik aktör, gerektiğinde, uygun zemin ve yöntemlerle sorunların ve başarısızlıkların hesabını vermekten imtina etmeyen, lakin tersi durumlarda da muhataplarından da hesap sormayı ilkesel bir yaklaşım olarak kabul eden kişidir. Bu noktada esas, bozup dağıtmak değil, düzeltip toparlamak ve sorunu çözmektir. Demokratik siyasette itici, kırıcı, dökücü olmak topluma ve halka kaybettirir. Olması gereken, demokratik siyasetin ilkeleri temelinde çekici, yapıcı ve toparlayıcı olmayı başarının yegâne yolu saymaktır.

Küresel iktidar odaklarının kendi çıkarlarını esas alıp, bunu bütün dünya toplumları ve doğaya kendilerini dayatma çabalarının aksine, demokratik siyaset, küresel düşünüp yerel uygulamayı esas alan bir diskurla yürümelidir. Kendisini evrensele, doğaya ve insanlığın ortak değerlerine bağlayarak özgürlük, demokrasi, eşitlik ve adalet mücadelesi dönemin temel mücadele üslubu sayılmalıdır.

Siyasette tecrübe ve taktik yetkinlik kazanmak toplumsal ihtiyaçlara cevap olabildiği ölçüde gelişebilecek meziyetlerdir. Her türlü şikâyetçilik, çözümü dışarıdan bekleyen yaklaşım tarzı, ailecilik, bölgecilik, dedikoduculuk ve kısır çekişmeler demokratik siyasetin ruhuna temelden aykırı olup ciddi güç ve potansiyel kaybına yol açarlar. Bunun yerine esas alınması gereken ise, pozitif politik enerjinin yapıcı ve kurucu rolüdür.

Siyasette krizi, kaosu, keşmekeşi aşmak için geliştirilecek temel yöntem idareciliğe, uzlaşmacılığa, dengeciliğe bir karşı duruşu gerektirir. Çünkü bunlar hem iyiyi, güzeli, hakikati; demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalete ilişkin değerleri aşındırırken; kötüyü, çirkini, yalanı, despotluk, kölelik, eşitsizlik, pek çok haksızlık ve adaletsizlikleri bir arada idare edip, sonuçta bunları bir şekilde dengeleyip uzlaştırmayı esas alan zaaf ve eğilimleri de besler. Her bir aktörün kendinde ısrar edip bu şekilde örgütsüzlüğe ve halk güçlerinin dağınıklığına yol açan tutumlar alenilik ilkesi çerçevesinde teşhir ve mahkûm edilmelidir. Mücadele-birlik diyalektiğini mücadele aleyhine yorumlayıp çürüten uzlaşmacılığa, eleştirisizliğe karşı bir tutumun geliştirilmesi gereği muhakkaktır.

Son kertede, küresel iktidar odaklarının kendi çıkarlarını esas alıp, bunu bütün dünya toplumları ve doğaya kendilerini dayatma çabalarının aksine, demokratik siyaset, küresel düşünüp yerel uygulamayı esas alan bir diskurla yürümelidir. Kendisini evrensele, doğaya ve insanlığın ortak değerlerine bağlayarak özgürlük, demokrasi, eşitlik ve adalet mücadelesi dönemin temel mücadele üslubu sayılmalıdır.

Demokratik siyasetin eylem anlayışı

Öcalan, “eylem” kavramına şöyle bir anlam yüklemektedir. “Zihniyetin pratik irade ile ilişkisi eylemsellikle ilgilidir. Kavramak, ahlakilik ancak eylemsellikle bütünleştiğinde değer taşır, çözüm gücüne kavuşur.” bu izleği takip ettiğimizde ulaşacağımız yer demokratik siyasetin aktörleri, zihniyeti, ancak eylemsellikle politik bir iradeye dönüştürebilirler.

Eylem halkın örgütlü gücünü, duruşunu ve iradesini açığa çıkarmak için vazgeçilmez bir öneme haizdir. Demokratik siyasetin eylem tarzı iktidar tekelleri, devlet, savaş ve militarizm; cinsiyetçilik, dincilik, milliyetçilik ve pozitivist bilimcilik karşısında demokratik özgür iradi bir duruşa sahip olmak durumundadır. Sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik vd. alanlarda demokratik dönüşümü sağlama, toplumsal ekoloji ve cinsiyet özgürlüğü perspektifiyle hareket etmek temel bir yaklaşım olarak kabul edilmelidir. Halkın, toplumun gerçek gündemlerinden uzak, demokratik-özgür iradeyi güçlendirip çoğaltmayan, örgütlemeyen, gerçekleşebilir değişim-dönüşümlerin açığa çıkmasına hizmet etmeyen eylemler sonuç itibariyle güç katmaktan ziyade, zamanla zayıflatan bir rol oynayacakları aşikârdır.

Yaşanan deneyimler göstermiştir ki, radikalleşmeye yanaşmayan liberal demokrat yaklaşımlar iktidar ve statükoya karşı “en az tavır ve eylem çizgisi”yle yetinip çoğu zaman sisteme yedeklenirken, demokratikleşmeye yanaşmayan radikalizm de sonuçta marjinal kalmaktan ve kendisini tasfiyeye açık hale getirmekten kurtulamaz. Demokrasinin radikalleşmesi, radikalizmin demokratikleşmesi arasındaki hassas denge mutlak surette bir sınıf perspektifiyle ele alınmalıdır. Benzer şekilde, eylemlere “dostlar alışverişte görsün” temelli yaklaşımlar, sadece imaj edinmeye yönelik popülist yaklaşımlar da sonuç alıcı olamamakta, uzun vadede kaybettiren bir niteliğe sahip oldukları bilinmektedir. Hakeza eylemsiz örgütlenme ise hantallaşarak, bürokratizmi mukim kılar.

Yaşanan deneyimler göstermiştir ki, radikalleşmeye yanaşmayan liberal demokrat yaklaşımlar iktidar ve statükoya karşı “en az tavır ve eylem çizgisi”yle yetinip çoğu zaman sisteme yedeklenirken, demokratikleşmeye yanaşmayan radikalizm de sonuçta marjinal kalmaktan ve kendisini tasfiyeye açık hale getirmekten kurtulamaz.

Biz yine Öcalan’la devam edelim. Şöyle der: “Demokrasilerin eylem tarzını kavramadan, işleyişi geçerli kılmak güçtür. Eylemsiz demokrasi sessiz insan gibidir. Eylem demokrasinin dilidir. Halkın her hareketliliği, örgütlerin her faaliyeti bir eylemdir. Basitten karmaşığa doğru gösteri, toplantı, yürüyüş, seçim, miting, protesto, grev, şartları doğduğunda yasal direnme ve ayaklanmalara kadar eylemler dizisi yerinde ve zamanında sergilenmeden demokrasiler yürütülemez. Özellikle halkın temel talepleri göz ardı edildiğinde, demokrasinin birçok kurum, kural ve amacı tahrip edildiğinde eylemler zorunlu çözüm araçlarıdır.”

Bu konuda en önemli hususlardan biri yasallıktan öte, meşruluğun temel alınmasının önemi ve ihtiyacıdır. Bilindiği üzere yasallık genelde hukukla gerçeklendirilmekte, özelde ise çok daha baskıcı, inkârcı ve istismarcı kanunlarla, kararnamelerle vb. tasarruflarla temel hak ve özgürlükler alabildiğine daraltılıp sınırlandırılmaktadır. Bu durum iktidarlar tarafından rahatlıkla halk ve toplum aleyhine işletilip kullanılmaktadır. Meşruluk, gücünü ahlaki ve politik toplumun hakikatinden alır. Kendisini yasallıkla bağlamadığı ve sınırlandırmadığı gibi, gerektiği zaman başvurmak durumunda kaldığı zor’u meşru savunma ölçüleriyle sınırlandırır. Bu bağlamda demokratik siyasetin eylem tarzı koşullara bağlı olarak, mevcut yasallığı tümden dışlayıp, reddetmese de meşruluğu esas alır, almak durumundadır. Özellikle verili koşullarda meşruluğu esas almayan eylem tarzının günümüzde yasalar karşısında başarı şansı yoktur.

Demokratik siyasetin ittifak sorunsalı

Güç olgusu, maddileşmiş bir politik enerji ortaklaşması olarak mücadelede sonuç alıcı olabilmek açısından gerekli ve vazgeçilmez bir role sahipse, kendisi bir güç bağlaşması ve ortaklaşması olan ittifak da toplum bazında büyük siyasal başarıların elde edilmesinde oldukça önemli ve işlevseldir. İttifak, mücadele içindeki farklı güçlerin ortak hedef(ler)i ekseninde gerçekleştirdikleri bir güç bağlaşması ve ortaklaşmasıdır.

Demokratik ittifak; demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adaleti; iyiliği, güzelliği, mutluluğu, hakikati arama iddiasıyla farklı farklı yollardan yürüyen güçlerin asgari müştereklerde en temel ve öncelikli toplumsal ihtiyaçların karşılanması ve kazanama dönüştürülmesi için ortak akılda, ortak yol ve yöntemlerde buluşması ve de bunu ortak bir programa dayalı aleni ve şeffaf bir iradeye dönüştürülmelidir.

Dün, bugün ve gelecek zaman diyalektiği üzerinden yerel ve evrensel tüm devrimci-direnişçi mirası sahiplenerek “hakikat”in çoğulcu anaforunda siyasanın alternatif bir toplumsallık yaratma gücünü yeni bir özgürlük ve yaşam felsefesi bağlamında yeniden kurmak için yeterli birikim, donanım ve güce sahip olunduğuna inanmakla büyük özgürlük yürüyüşünü zafere ve başarıya taşımak her zamankinden daha çok imkân dâhilindedir.

Katlanarak büyüyüp kendi bileşenlerinin basit bir toplamı olmayı aşmayı başaran böyle bir güç bağlaşması ve ortaklaşmasıyla potansiyel halindeki toplumsal enerji çok daha etkin ve sonuç alıcı şekilde örgütlenip açığa çıkarılabilir. Bu ittifaklar örneğin sadece olağanüstü durumlar veya seçim dönemleri için yapılabildiği gibi, uzun vadeli bir çatı örgütlenmesi düzeyinde de gerçekleşebilmelidir. Demokratik ittifak, toplumun kolektif vicdanı temelinde ortaya çıkan ortak akıldır. Ortak bir programla lakin kesin ilkesel çizgilerin belirgin olduğu ortak hedeflere ulaşmadaki kararlılığın kristizasyonudur. Siyasal esneklik ve kapsayıcılık olmazsa olmazdır. Bu bağlamda halka, topluma ve tarihe yönelik ahlaki ve politik sorumlulukla hareket etmek, güçleri birbirinden ayırıp parçalayan siyasi sekterizmden uzak,  “küçük olsun, benim olsun” gibi dar ve grupçu yaklaşımları izole etmek, ortak güven ve dayanışmayı zedeleyen rekabetçilik ve dayatmacılığı aşmayı gerektirir.  Amaç halka, topluma ve tarihe yönelik ahlaki ve politik sorumlulukları yerine getirmektir. Bu mealde kararlı bir arzu ortaya çıkmışsa, bunun ortak yol ve yöntemlerini bulup geliştirmek hiç de imkânsız değildir.  Temel amaç faşizme karşı mücadeleyi yükseltmek, bütün ezilenleri ve madunları ortak bir cephede buluşturmaktır. Bunun için üç temel ilke üzerinden ortaklaşma sağlamak yaşamsal bir muhtevaya sahiptir. Birincisi; Şovenizme ve milliyetçiliğe karşı genelde ulusal ve inançsal kimliklerin tam eşitliğini savunma, özelde Kürt ulusunun demokratik haklarını kabul etmek. İkincisi; erkek egemenliğe ve eril tahakküme karşı cins eşitliği ve kadın özgürlüğünü savunmak, üçüncüsü de kapitalist moderniteye ve burjuvaziye karşı işçi sınıfının, ezilenlerin, emekçilerin, bilcümle büyük çoğunluğun haklarını savunmaktır. Birleşik cephe üç temel ilke üzerinden sağlanmadığı müddetçe kırk yıllık nostaljik bir temenniyi terennüm etmekten öte bir anlam taşımayacaktır. Çünkü Türkiye halkları ve emekçileri bağırlarına yeteri kadar taş basmaktan harap ve bitap düşmüş durumdalar.

Hülasa;

Kapitalist moderniteye dayalı dünya-sistemde, iktidarın her yerde olması, yani hukuk kurallarıyla, ekonomik süreçlerle, bilgi ilişkileriyle, askeri zor ve savaşlarla, cinsel ilişkilerle topluma siyaset etmesi kurumsal olarak dışsal olsa da ilişkiler düzleminde içseldir. İktidarın, bütünsel olarak hukuk normlarıyla her yerdeliği, aynı zamanda ahlaki çöküntünün vahametini gösterir. Toplumun tahakküm ve tüketim kültürüyle gözetim ve denetim altına alınması pandemi ve sonrasında ahlaki ve politik bir sorun olmaya devam edecektir. İktidar, şehvet ve cinayet ölçüsünün yol açtığı kırım ve hastalıklar, manevi çöküntünün ve çözümsüzlüğün yarattığı intiharlar, canavarlaşan bireycilik, bir avuç tekelci elitin artan zenginliği ve bolluğunun bedeli olarak işsizlik, yoksulluk, açlık ile artan ekolojik sorunlar, kadının metalaştırılması ve daha sayabileceğimiz onlarca sorun kar maksimizasyonuna dayanan ölçüsüz sömürü mekanizmalarını parçalamayı gerektiriyor. Kapitalist tekelci sistem, ahlakın inkârı ve imhası olduğu için, özünde bir kriz yönetimidir. Dolayısıyla, aynı zamanda krizin kendisidir. Ahlaki kriz ve yoksunluktan kaynaklı sorun ve sonuçlar ancak demokratik siyasetin kendisini direniş eksenli kurmasıyla alternatif bir sonuç üretebilecektir.

Bilcümle, kendimizi ve tüm insanlığı kapitalist hegemonyanın etki alanından çıkarmak için berrak bir zihinle düşünmeye fazlasıyla ihtiyaç var. Dün, bugün ve gelecek zaman diyalektiği üzerinden yerel ve evrensel tüm devrimci-direnişçi mirası sahiplenerek “hakikat”in çoğulcu anaforunda siyasanın alternatif bir toplumsallık yaratma gücünü yeni bir özgürlük ve yaşam felsefesi bağlamında yeniden kurmak için yeterli birikim, donanım ve güce sahip olunduğuna inanmakla büyük özgürlük yürüyüşünü zafere ve başarıya taşımak her zamankinden daha çok imkân dâhilindedir.

Şöyle der, Öcalan: “Kapitalist modernitenin asıl gücü ne parasından ne de silahından kaynaklanmaktadır. Sonuncusu ve en güçlüsü olan sosyalist ütopya da dahil tüm ütopyaları her renge bürünen ve en değme sihirbaza taş çıkartan kendi liberalizminde boğması asıl gücünü oluşturmaktadır. Tüm insanlık ütopyalarını kendi liberalizminde boğması çözümlenmedikçe, kapitalizmle mücadele şurda kalsın en benim diyen düşünce ekolü bile en iyisinden onun bir hizmetkarı olmaktan kendini kurtaramaz.”

Doğru söze ne denir…


Okuyucuya bilgi notu: yaklaşık 10 yıl önce “demokratik siyaset” adlı bir dosya çalışması yapmıştık. o zaman Muş Cezaevi’nden üç arkadaşın hazırlamış oldukları el yazılarını worde dökmüş ve dosyanın editörlüğünü üstlenerek, ben de kendi katkılarımı sunmuştum. Biraz alelacele bir biçimde emek ve toplum dergisi’nin web sayfasında yayınlamıştık. Ne yazık ki dosya gereken ilgiyi görmemiş daha sonra web sayfasının hacklenmesi sonucu tümden gündemden kalkmıştı. Yıllar sonra dosyayı arşivimden çıkardığımda birçok yazım ve imla hatasının yanı sıra güncellenmesi gereken tespit ve çözümlemeleri de yeniden gözden geçirerek bu yazıları yayına hazırladım. Emeği geçen ve isimleri ben de olan arkadaşların emeğine saygının gereğine hürmeten bu notu izninizle buraya iliştirmek istiyorum.

* Yurttaş


Post-korona dönemde demokratik siyasetin yeniden inşası – I

Previous post
Canlı Blog | Dünya genelinde vaka sayısı altı milyonu aştı
Next post
Empire’a göre tüm zamanların en iyi 50 bilimkurgu filmi