Ana SayfaGüncelGazetecilerden üçüne tahliye, üçünün tutukluluğuna devam kararı

Gazetecilerden üçüne tahliye, üçünün tutukluluğuna devam kararı

HABER MERKEZİ – 112 gündür “MİT kanununa muhalefet” iddiasıyla tutuklu bulunan altı gazeteci, bugün ilk kez hakim karşısındaydı. Gazetecilerden Ferhat Çelik savunmasında “Toplum vicdanında beraat ettik, mahkemeye düşen bunu tasdiklemek” dedi. Savcı ise gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamını talep etti. Mahkeme, Barış Terkoğlu, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’in tahliyesine kararı verdi. Diğer üç gazetecinin tutukluluk hali devam ediyor. Bir sonraki duruşma 9 Eylül’de.

Libya’da hayatını kaybeden MİT görevlisinin cenaze töreniyle ilgili haber yaptıkları gerekçesiyle tutuklanan gazeteciler Mehmet Ferhat Çelik, Aydın Keser, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç ile Murat Ağırel’in de aralarında bulunduğu sekiz basın çalışanı hakkında açılan davanın ilk duruşması, Çağlayan’daki İstanbul 34’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

Duruşmayı ulusal ve uluslararası çok sayıda basın meslek örgütü temsilcisi, milletvekilleri ve çok sayıda gazeteci takip etti.

Tutuklu gazetecilerin tamamı mahkemede hazır bulundu. Kimlik tespiti ve mahkeme başkanının iddianameyi özetlemesinin ardından sanık durumundaki gazetecilerin savunmalarına geçildi.

Erk Acarer’in avukatları, müvekkillerinin ‘kaçak’ olmadığını, 3 yıldır yurt dışında yaşadığını belirterek savunmasının istinabe yoluyla alınmasını talep etti.

Savunmalar

Ardından tutuklu gazetecilerden Murat Ağırel’in savunmasına geçildi:

“İddia edildiği gibi bir suçun olmadığını ve nasıl olmadığını savunacağım. Zira bu olmayan suçlamalarla tam 120 gündür cezaevinde bir odada tek başıma tutuluyorum. Hakkımdaki suçlamalar, ne bir somut delile dayanıyor ne de vicdana sığıyor. İddia makamının tarafınıza sunduğu iddianame bana göre bir niyetnamedir.”

Libya’da yaşamını yitiren MİT mensubuyla ilgili haberlerin kendisi yazmadan önce sosyal medyada paylaşıldığını söyleyen Ağırel, “19 Şubat’ta muhtarın paylaşımına denk geldim. Şehitlerimizin baba adı, adresi, defin yeri bildiriliyordu. Yorum kısmında da şehidimiz hakkında bilgi ve fotoğraflar vardı. Ancak iddianamede fotoğrafın ilk benim tarafımdan paylaşıldığı iddia ediliyor” dedi ve ekledi: “Suçlama konusu paylaşımların amacı şehit olan askerlerimizin şehadetini yüceltmekti. Başka bir amacım, düşüncem, kastım yoktu.”

Ağırel son olarak, “Mahkemenizin toplum vicdanını rahatlatacak, haksızlığa, hukuksuzluğa ‘dur’ diyecek bir karar vereceğine inanıyorum. Mahkemenizden öncelikle tahliyemi, sonrasında ise suçsuzluğumun nişanesi olarak beraatimi talep ediyorum” dedi.

Keser: 4 aydır tecrit altındayım

Duruşmaya verilen kısa aranın ardından, Yeni Yaşam gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser, savunması için söz aldı.

Hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini belirten Keser, “Haksız, hukuksuz iddialarla 4 aydır tecrit altındayım” dedi.

Keser, “Dava konusu haber, daha önce yayınlanan haberler ve sosyal medyada yer alan bilgilerden, açık kaynaklardan derlenerek yazılmıştır. İddianamedeki, haberin bizim yayınımızla ifşa edildiği iddiası yanlıştır” diye konuştu.

Tutukluluk durumundan eşi ve çocuğunun maddi olarak da olumsuz etkilendiğini belirten gazeteci Keser, tahliyesini talep etti.

Çelik: Gazetecilik ters yüz edildi

Keser’in ardından savunmasına geçilen Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik, “4 aydır tecrit altında olduğumuz için konuşmayı unuttuk, dilim sürçerse affola” diyerek sözlerine başladı.

Çelik, “Ekonomik ve politik anlamda zorluklar içinde gazetecilik yapıyoruz. Gazetecilik bu dönemde ters yüz edildi” dedi.

“Cumhurbaşkanı ‘Libya’da birkaç şehidimiz var’ diyorsa bu şehitlerin kimliği merak edilir. O dönemde sosyal medyada şehit haberleriyle ilgili paylaşımlar yapıldı. Gazeteciler de açık kaynaklardan, vakanın tutarlılığı ve mantığı çerçevesinde önüne haber gelmişse yapar” diyerek sözlerini sürdüren Çelik, şöyle devam etti:

“Bu haberi yapmak için bana bir yerden talimat gelmesi gerekmez. Ama gazetecilik öyle bir hale gelmiş ki, talimatla dönüyor bu işler. Eğer Cumhurbaşkanı ‘şehit var’ dediyse, senin işin bunu kurcalamamak, yazmamak. Yazdıysan ‘talimat var’ deniyor.
“Bu süreçte kimse bu insanların MİT mensubu olduğunu bilmiyordu. En azından biz bunu açık kaynaklarda böyle görmemişiz. 23 ve 24 Şubat tarihli iki haberimiz var. 23 Şubat’taki haber internete, 24 Şubat’taki basılı gazeteye girdi.
“Savcı ‘Yeni Yaşam bu haberi yazılı olarak ilk defa yapan gazete’ diyor. Ama iddianamede bu haberi vermiyor; Yeni Yaşam gazetesinin iki haberi de iddianamede yok. Başlığa bakıp geçmiş. Başlıkta da ‘Albayın yaşamını yitirdiği iddiası’ demişiz, MİT mensubu dememişiz.”

Gazetenin internet sitesinde ve kağıt baskısında çıkan iki haberi de mahkeme huzurunda okuyan Ferhat Çelik, iddianamede ne bu iki habere ne de soruşturma aşamasındaki ifadelerine yer verildiğini, yalnızca nerede doğduğu, kimlik bilgileri gibi bilgilerin yer aldığını söyledi.

“Ben bu haberi görmedim. Ama görsem de görmesem de künyede ismim var; gazetenin baş sayfasından son sayfasına kadar sorumluyum” diyen Çelik, “Ben gazeteci olarak kimin MİT mensubu olup olmadığını bilemem. Açık kaynaklardan kopyala-yapıştır yapmışız. Bu nasıl casusluktur?” diye sordu.

Gazeteci Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Madem devletin güvenliğini riske edecek bir haberdi, neden 12 gün beklemişler ve bize ‘Bu haber kritik bilgidir, kaldırın’ diye yazı gelmemiş? Haberi yayınlarken insanların kimlik bilgilerinden bihaberiz. Bilsek binbaşı ya da astsubay yazmayız. Zorlama bir iddianame.
“Haberin içerisinde devletin gizli kalması gereken sırrı hangisi? TSK’nın Libya’da olduğu bilgisi her yerde haber. Bizzat Cumhurbaşkanı, ‘MİT kendisine verilen görevi Libya’da hakkıyla yerine getiriyor’ diyor. Biz hangi gizli bilgiyi ifşa etmişiz?
“Biz gazeteciyiz, kamu görevi yapıyoruz; onaylama ve reddetme merci değiliz. Musa Anter, Hrant Dink, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, gazeteciliklerinin bedelini canlarıyla ödemişler. Ben bu isimlerden feyz aldım.
“Planlı, organize bir iş olsa bunun bir delili, olay örgüsü olur. Dört yıl da olsa yatarız. Basın şehitlerinin anısı var, sesimizi çıkarmayız. Vicdanlarda zaten suçumuz olmadığı tasdik edilmiş. Mahkemenizden de hukuken bunu tasdik etmesini ve beraatimi talep ediyorum.”

Kılınç: Benim yaptığım iş sadece ve sadece gazeteciliktir

Duruşmaya öğle arasının ardından devam edildi. Odatv muhabiri Hülya Kılınç savunması için söz aldı.

“20 yıllık deneyimli bir yerel gazeteciyim. Hayatımda ilk defa böyle ağır bir suçlama ile karşılaşıyorum ve ilk defa ağır ceza mahkemesi karşısında bulunuyorum” diyen Kılınç, “İddianamede, haberi yapmak için şehidin defnedildiği yere gitmem, yörenin muhtarı, aza, Akhisar Belediyesi Basın Bürosu görevlisi ve şehidin ailesiyle olan görüşmelerim gizli ve suç işleme amaçlı faaliyetler olarak anlatılmakta. Bu anlatımın gerçekle ilgisi yoktur” diye belirtti.

“Soruşturma aşamasındaki ifadelerimde yalnızca görüşme yaptığım muhtar ile haberde kullandığım iki fotoğrafı aldığım Akhisar Belediyesi Basın Bürosu görevlisinin adını söylemedim. Ben gazeteciyim; Basın Kanunu’na göre haber kaynaklarını açıklamama hakkına sahibim.
“Üstelik bu kişilerin, şehidin cenazesiyle ilgili hazırladığım haber için bana verdikleri bilgiler görevleri gereğiydi. Biri muhtar, diğeri basın bürosu görevlisiydi. Haber hakkında soruşturma açılması üzerine, benim yüzümden soruşturmaya dahil edilmelerini istemedim.”

“Ben şehidin Manisa’da defnedildiği ve resmi tören yapılmadığının haberini yaptım. Benim yaptığım iş sadece ve sadece gazeteciliktir” diyerek sözlerini sürdüren Kılınç, “Haberde, bu fotoğrafta MİT mensuplarının olduğu ya da olabileceğine ilişkin herhangi bir iz, ima, emare vs. bulunmamaktadır. Eğer MİT mensubu olduğunu bilmeden paylaşım yapanlar hakkında suç isnadı yapılmıyor ya da yapılamıyorsa, benim için de yapılmaması gerekir” diye konuştu.

Gazeteci Kılınç, “Sonuç olarak, MİT görev ve faaliyetlerine ilişkin devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıkladığım, yayınladığım, yaydığım ve MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve ünvanlarını ifşa ettiğim iddiası doğru değildir” diyerek tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Pehlivan: Fiilden ziyade failin hedef alındığı bir dava

Kılınç’ın ardından Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan’ın savunmasına geçildi. “MİT’in Libya’da görev yaptığını 6 Ocak tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan öğrendik” diyen Pehlivan, şöyle devam etti:

“Bize yöneltilen temel suçlama ‘MİT mensuplarını ifşa etmek’. Şehit cenazesi haberimizle bu suçu işlediğimiz iddia ediliyor. Biz de soruşturmanın başından beri diyoruz ki, haberimizde ifşa yoktur. Bizden önce ifşa edilen bilgiler vardır. Suçtan da bahsedilemez.
“İddianamenin bizi asıl suçladığı nokta, cenazeden paylaşılan fotoğraf karesi. İddianamenin sonlarında, Barış Terkoğlu hakkındaki bölümde ‘cenaze törenine katılan diğer MİT mensuplarının da deşifre edildiği bir adet fotoğraf’ diyerek bunu işaret ediyorlar.
“Biz tabut taşıma fotoğrafındakilerin MİT mensubu olduğunu ima dahi etmememize rağmen sanık olacağız, şehidin MİT mensubu olduğunu Hülya Kılınç’tan öğrendiğini ileri süren muhtar, MİT mensubunu ifşa eden paylaşımını silmeyecek ve tanık olacak. Böyle adalet olur mu?
“Suç ile fiil arasında olması gereken zorunlu bağ bu davada yokken neden tutukluyuz? Çünkü fiilden ziyade failin hedef alındığı bir dava bu. Yoksa, haberden haberi dahi olmayan Barış Terkoğlu niye sanık bu davada?”

Pehlivan, “FETÖ sanıklarını görevde tutup onlara FETÖ operasyonu yaptırıldığı, terörle mücadele biriminin başına üyelikten yargılanan birinin getirildiği, FETÖ’cüleri para karşılığı tahliye eden, başka tarikatların müridi yargı mensupları olduğunu yazmasaydım burada olmazdım” diyerek sözlerini tamamladı.

Terkoğlu: ‘Birileri’ Odatv’den başlamak üzere herkese tezgah kurdu

Son olarak tutuklu gazetecilerden Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, savunmasını yaptı.

Terkoğlu, “Yargılanırız, varsa suçumuz mahkûm oluruz, ardından infazımız yerine getirilir. Hukukun ilerleyişi budur. Oysa siyasi intikam davaları pek de öyle işlemiyor. Önce infaz ediliyorsunuz, yargılama ona yetişmeye çalışıyor” dedi.

Savcılığın soruşturmayı Odatv haberinden sonra başlattığına vurgu yapan Terkoğlu, “Hatta Ümit Özdağ hakkındaki fezleke bile Odatv haberinden sonra yazılmaya başlıyor. Burada komik bir şey var. Ümit Özdağ ile ilgili soruşturma, açıklama yaptığı gün değil, hafta değil, benim gözaltına alındığım gün yani 4 Mart 2020’de başlatılmış” diye belirtti.

“Savcı Hamza Yokuş imzalı tutanakta ‘resen soruşturma açılmasına karar verildi’ diyor. Yani soruşturma açıldığında orada da MİT’in bir şikâyeti yok. Şimdi gelelim savcının Özdağ hakkında soruşturma açmaya nasıl karar verdiğine. Tutanaktan aynen aktarıyorum: ‘4 Mart 2020 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı’mızca yapılan olağan internet taramasında…’ Çok acayip değil mi?
“26 Şubat ile 4 Mart arasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda internet mi kesikti? Savcı bu kadar gün ‘olağan internet araması’ neden yapmadı? Siz savcının yazdığı gibi benim gözaltına alındığım gün bunun ‘olağan’ olduğunu düşünüyor musunuz?
“Elbette hayır! Ortadaki tablo çok açık. İstanbul’daki savcıları da Ankara’daki savcıları da hatta MİT’i de birileri harekete geçirdi. O ‘birileri’ kimse Odatv’den başlamak üzere herkese tezgah kurdu.”

Terkoğlu, “Sizden sadece adalete uygun, gerçekle barışık, vicdanla örtüşen, tartışmasız, sadece ama sadece millet adına bir karar beklediğimi söylemek istiyorum” diyerek savunmasını tamamladı.

Davada tutuksuz olarak yargılanan Akhisar Belediyesi basın birimi çalışanı Eren Ekinci de savunması için söz aldı.

Ekinci, “Hakkımdaki tüm suçlamaları ve iddiaları reddediyorum. Salondaki sanıkları, Hülya Kılınç dışında tanımıyorum” dedi ve ekledi: “Biz cenazenin asker cenazesi olduğunu düşünerek gittik. MİT mensubu olduğunu da tutuklama haberlerinden sonra öğrendim. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.”

Savcı, gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamını talep etti

Tanıkların dinlenmesinin ardından duruşma savcısı, mütalaanın hazırlanması için dosyanın tarafına tevdi edilmesini, Erk Acarer hakkında çıkarılan yakalama emrinin infazının beklenmesini ve tutuklu gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamını talep etti.

Avukatlar: Ortada gazetecilik faaliyetinden başka bir şey yok

Ardından gazetecilerin avukatlarının beyanlarına geçildi. İlk olarak söz alan Murat Ağırel’in avukatı Mehmet Ruşen Gültekin, soruşturma gizli olduğu halde basına sızdırıldığını söyledi.

Gültekin, “Müvekkilim suçlamaya konu paylaşımlarındaki bilgileri internetten toplamıştır. Buradaki sanıkların birbirlerinin eylemleriyle ilgisi yok. Dosyaların ayrılması gerekiyordu” diye belirtti.

Ardından Aydın Keser’in avukatı Sercan Korkmaz söz alarak, “Soruşturma safhasından itibaren birçok dilekçe sunduk. Söylenecek bir şey kalmadı. İddianamede hukuki bir gerçeklik yok. Salgın döneminde gazetecilerin tahliye edilmesini talep ediyoruz” dedi.

Ferhat Çelik’in avukatı Özcan Kılıç da şunları söyledi:

“Soruşturmada serbest bırakılıp 24 saat geçmeden yeniden gözaltına alınıp tutuklandılar ve tecrit altında tutuluyorlar. Vefat etmiş birinin haberini yapıyorsunuz fakat sanki kimliğini ifşa etmişsiniz gibi işlem yapılıyor. Ferhat Çelik ve Aydın Keser haberi bir cenaze haberi üzerinden yaptılar. MİT görevlisi hayattayken, görevinin başındayken yapmadılar, ifşa söz konusu değil. Bir madde daha eklenip ağır cezaya getirildi dosya. Dosyadaki sanıklar birbirlerini tanımıyor bile. Mahkemenizin hukuki ve adil bir değerlendirme yapıp tutuklama kararını kaldırmasını talep ediyorum.”

Hülya Kılınç’ın avukatı Celal Ülgen ise “Devlet sırlarının ifşası suçunda, ifşa açıklama demektir. İfşa bir defa yapıldığında aynı konunun bir daha ifşası olmaz. ‘FETÖ yargısı’ döneminde yaşanana benzer bir hukuk tutulması yaşıyoruz. Mahkemenizden hukuktan yana olmasını ve tahliye talep ediyoruz” diye konuştu.

Barış Pehlivan’nın avukatı Hüseyin Ersöz, “Halkın haber alma hakkı ve ifade özgürlüğü çerçevesinde yapılan haberler suç sayılamaz. Atılı suçun unsurları oluşmamıştır. Ortada gazetecilik faaliyetinden başka bir şey yoktur. Haksız bir şekilde tutuklanmış olan müvekkillerin tahliyesini talep ediyoruz” dedi.

Barış Terkoğlu’nun avukatı Kazım Yiğit Akalın da “Bunun siyasi bir dava olmadığı izlenimi için tüm sanıkların tahliyesini talep ediyorum” diye belirtti.

Üç gazeteciye ‘adli kontrol’ şartıyla tahliye

Verilen 45 dakikalık aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu gazetecilerden Barış Terkoğlu, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’in tahliyesine hükmetti.

Mahkeme ayrıca üç isme yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verdi.

Murat Ağırel, Hülya Kılınç ve Barış Pehlivan’ın ise tutukluluklarına devam kararı verildi.

Bir sonraki duruşma 9 Eylül’de yapılacak.

Duruşma öncesi

Duruşması öncesi Haberin Var Mı İnisiyatifi öncülüğünde adliye önünde bir araya gelen gazeteciler ile siyasi partili ve basın örgütü temsilcileri, “Bu utancı sonlandırın” diye seslendi.

“Bizler tutuklu meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını, haberin serbest dolaşımını istiyoruz. Tutuklu gazetecilerle ve aileleriyle dayanışma içindeyiz. Haber özgür kalıncaya kadar direnmeye devam edeceğiz.”

Geçtiğimiz gün de Haberin Var Mı İnisiyatifi tarafından düzenlenen basın toplantısında konuşan gazetecilerin avukatlarından Celal Ülgen, “Ülkede korku efekti yaratmak ve toplumu susturmak için gazetecilere komplo kuruluyor. Türkiye’de hukuk varsa Çarşamba günü görülecek davada tahliyeleri görmemiz gerekir” ifadelerini kullanmıştı.

Libya’da hayatını kaybeden MİT mensubunun cenaze töreniyle ilgili haber yaptıkları, bu haberlere gazeteleri ve haber sitelerinde yer verdikleri gerekçesiyle altı gazeteci tutuklu yargılanıyor.

Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser, Odatv Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv muhabiri Hülya Kılınç ile Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel “MİT Kanununa muhalefet” iddiasıyla tutuklanmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda sekiz basın çalışanı hakkında iddianame hazırlanmıştı. 50 sayfalık iddianamede altısı tutuklu, biri serbest, biri de yurt dışında olmak üzere sekiz sanık yer alıyor.

“Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” suçlamaları yöneltilen gazeteciler hakkında 4’er yıldan 10’ar yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Tutuklu gazetecilerin yanı sıra iddianamede ‘şüpheli’ sıfatıyla yer alan diğer iki isim şöyle: Gazeteci-yazar Erk Acarer ve Akhisar Belediyesi Basın Birimi görevlisi Eren Ekinci.


Bu haberde Punto24 Dava Takip ve Haberin Var Mı? İnisiyatifi‘nden yararlandık.
Previous post
Hafta sonu 81 ilde sokağa çıkma kısıtlaması
Next post
21 Kürt siyasetçiye 148 yıl hapis cezası