Ana SayfaYazarlarElend AydınKelebek bilinci

Kelebek bilinci


Elend Aydın


“Aynalı dolaplarda kaldı geçmiş günler / kelebeklerin camları kırıldı / kısacık ömürlerde / bedenler bizim değil / emanettirler, emanetler / fakat bir tek kelebekler / bilir bu gerçeği kırık camlarıyla / onlar bilge / biz cahiliz” demişim, sizin için çevirdiğim, son şiirlerimden birinde.

Aynalı dolaplar, bu sefer gerçekten “ev” olan evlerde ne yapar, kelebek camları, nerede, nasıl kırılır? Ya da kırılmayıp Coronalı günlerde elimizden tutar mı, bilinmez ama kırılan bir şeylerin olduğu kesin.

Ve gerçekten global bir köy olduğunu iyice anladığımız dünyanın, en az hayat kadar kırılgan olduğunu da iyice görmüş bulunuyoruz. Meğer devletler, sınırlar, birlikler, erk-eklikler, milliyetçi ejderhalar nasıl da güçsüzmüş, hem de gözle bile görülemeyen “bir şey” karşısında!

Demek ki, gözle göremediğimize, göze görünme tenezzülünde bulunmayana da artık inanacak, at gözlüklerini atıp “görünmüyorsa yoktur” demeyi bırakacağız. Ayrıca bu dünyanın gerçekten ama gerçekten sadece bize ait olmadığını anlayacağız. Ekolojik bilinç ve duygunun kefiyeleri nerede? Artık onlarsız olmayız.

“Nulla crux, nulla Corona” diye Latince bir deyim var, Coronasız zamanlardan süzülüp gelen… “Ne bir haç, ne bir taç” anlamına gelmekte. Haç için bir şey diyemeyiz ama “taç”ın yani Corona’nın hepimizin başında olduğu aşikâr.

Taçlı bir zamandan geçiyoruz. Taçlı zamanlar bizden geçiyor. Ve bir sınavdan geçiyoruz yine, yeniden; daha kapsamlı olarak. Birey, aile, toplum, şehir, ülke ve dünya olarak ilk kez birlikte bir sınavdan geçiyoruz. İlk kez tüm dünya, insanlık ailesi olarak aynı şeyi yapıyor, aynı şeyi yaşıyor, aynı sınavdan geçiyor. Ama bu sınavın öğrencisi de öğretmeni de aynı, yani bizleriz.

Bu sınavın düsturlarından biri, “birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için”dir. O anlamlı şövalye yemini. Hadi bunu da orijinali, Latincesini okuyalım: “Unus pro omnibus, omnes pro uno.” Bu düsturu şimdi tüm dünya yaşamakta ama negatif anlamı da taşıyarak; çünkü birimizin ihmalkârlığı hepimizi götürür, hepimizin ihmalkârlığı hiçbirimizi bırakmaz! Yazgı denilen zaman tünelinde bu düsturu böyle yaşamak varmış, başımızda, taçlarla!

Keza anarşistlerin şu zekice ideali de gerçekleşmektedir: “Bireyin toplumsallaşması, toplumun bireyleşmesi.” Şimdi herkes hem birey hem toplumdur, hem olumlu hem de olumsuz anlamda.

“Çatı katında inziva vakti” diyen bir şarkının sesi uzaklardan süzülüp geliyor şimdi. Evet, inzivasızlıktan gına gelmişti aslında. Toplu devlet binalarında ve kuyruklarında modern “sürüler” olarak bulunma halinin yarattığı genetikleşmiş alışkanlıklardan dolayı boşluğa savrulmalar olsa da özgür bir bakışla baktığımızda, bir arada sıkışıp tıkışıp kalmanın ne bireyleştirip ne de toplumsallaştırdığını görürüz. Bedeli insanlık için ağır olsa da başımızdaki “taçların” sıfırlandığı çoğu şeylerin çoktan sıfırlanası olduğunu da unutmayalım ve… şu Latince “mumla” yola devam edelim: “De omnibus Dubidantum” (Her şeyden şüphelen).

Üstelik şimdi sadece görünen değil, görünmeyenden de şüphelenme vakti. Çünkü İngilizce deyimle karşıdaki “invisible”, yani görünmezdir. Ama görünene de görünmeyene de kanmayacak kadar bir kalbimiz var değil mi, her yeni ayla yenilenen…

Previous post
Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali’nin kazananları belli oldu
Next post
Pandemi sürecinde cezaevleri: 452 tanı konuldu, altı mahpus yaşamını yitirdi