Ana SayfaÖzelKavuşamayan oyuncaklar… – Hayri Demir

Kavuşamayan oyuncaklar… – Hayri Demir

HABER MERKEZİ – Kobanili çocuklara oyuncak götürmek için Urfa Suruç’ta bir araya gelen 33 düş yolcusu, 20 Temmuz 2015’te IŞİD’in canlı bomba saldırısında yaşamını yitirdi. Üzerinden tam 5 yıl geçti… Kobani sınırındaki Suruç’ta o gün neler olduğunu biliyoruz. Peki sınırın öte yakasında durum neydi? Düş yolcularının, oyuncukları ileteceği Kobani’deki çocuklar henüz kara haber gelmeden ne yapıyorlardı, nasıl bir bekleyiş içindeydiler? Katliamdan önce ve sonra Kobani’deki durumu, o dönem Kobani’de haber takibinde olan gazeteci Hayri Demir anlatıyor.


Hayri Demir


“Çocukları küçük kurşunlar öldürür, değil mi anne?” diye sorar, Srebrenitsa Katliamı sırasında Sırbistan sınırına 10 km uzaktaki Boşnak şehrinde, adı bilinmeyen bir çocuk.

Kaderi değişmez çocukların, soruları da. Kimse de inanmaz çocukların küçük kurşunlarla öldürüldüğüne…

Yitik, bombalarla yerle bir olmuş bir kent; düş kurulacak sokakların, savaş artıklarından geçilmediği bir kent.

Aylar süren savaştan geriye kalan bir kent yaralarını sarmaya çalışıyordu. Bu kentte hiç kimse inanmasa da(!) çocuklar küçük kurşunlarla yaşamını yitirmişti. Sadece kurşunlar değildi can alan; daha birkaç hafta önce IŞİD saldırısıyla boylarından uzun kılıçlarla katledilmişti onlarca çocuk.

Tüm acılara rağmen ağır ağır yaralarını sarmaya çalışan kentti Kobani. Aylar süren, taş üstünde taş bırakmayan bir savaş geride kalmış, şimdi yaraları sarma vaktiydi.

Dün bomba sesleriyle ürken çocuklara birer oyuncak ulaştırmak, onların çocuksu düşlerine ortak olmak için yola koyulmuştu abi ve ablaları.

Kentte bir bayram havası esiyordu. Savaş artıklarını oyuncak yapan çocukları da bir heyecandı kaplamıştı. Türkiye’den sosyalist gençler bir süredir başlattıkları kampanya kapsamında topladıkları oyuncakları savaşın çocuklarına ulaştıracaklardı. Savaşta kaybettikleri oyuncaklarının yerine yenilerinin gelmesinin mutluluğuydu onları saran.

Onlara topladıkları oyuncakları ulaştıracak abileri, ablaları aynı zamanda kenttin çığlığına da ses olup henüz yeni başlayan inşa çalışmalarına katılarak yaralarını sarmaya bir nebze de olsa katkı sunacaklardı.

İstanbul, Ankara, Samsun, Diyarbakır’dan yola çıkmışlar ve 20 Temmuz sabahı Suruç’a ulaşmışlardı. Sabahın erken saatlerinde ilçeye gelen gençler öğlen saatlerine doğru sınır kapısından Kobani’ye geçeceklerdi.

Kobani’de gençleri karşılamak için o günün şartları çerçevesinde hazırlıklar yapılmıştı. Gelecek olan misafirleri sınır kapısından karşılayıp, nerede konaklayacaklarına kadar her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Konaklama derken öyle etrafı duvarlarla çevrili bir ev falan düşünmeyin; hükümet ağaçlığı denilen bir yerde kurulacak çadırlarda konaklayacaklardı.

Gençler, oyuncakları dağıttıktan sonra planlanan bir koordinasyonla kentin yeniden inşa çalışmalarına katılacaklardı. Birkaç günlük sembolik de olsa anlamlı desteğin ardından tekrar Türkiye’ye döneceklerdi.

Suruç’u geçerek Kobani’ye gelecek olan gençlerin sınırı kapısına ulaşacağı saatlerde biz de kalabalık bir çocuk grubu ve Kobanili bir kaç genç ile sınır kapısının bulunduğu bölgeye gelmiş ve beklemeye koyulmuştuk.

Çocuklar heyecanla beklerken, Suruç tarafından tarif edemediğimiz bir sesin gelmesinin ardından sınırın Türkiye tarafındaki askeri karakolda da bir hareketlilik yaşandı.

Aylardır aynı seslerle uyuyup, aynı seslerle kalkan çocuklar için bu ses bir anlam ifade etmese de bizlerde bir tedirginlik yaratmıştı.

Hemen dibimizdeki karakol ve askerlerde yaşanan panik, bir şeylerin yolunda gitmediğinin habercisiydi. Telefon hatlarının da o sırada kesilmesiyle birlikte her şey yerini endişeye bıraktı.

Türkiye tarafındaki askeri hareketliliği göstererek “ne oluyor” diye sorduğumuz kapıdaki görevlilerden birisinin, “Suruç’ta bomba patladı” ve ardından gelen “kapı kapatıldı” sözleri buz gibi yüzümüze çarptı.

Çok geçmeden sınır kapısının her türlü geçişe de kapatıldığını öğrendik, ama çevremizdeki çocuklar yine çocuksu oyunlarına, heyecanlı bekleyişlerine devam ediyordu.

Sınır kapısının kapatıldığını öğrendikten sonra oradan ayrılıp, kaldığımız basın merkezi olarak kullanılan binaya doğru yola alırken, yolda bir dakikalığına ulaşabildiğimiz ajans merkezi o kahreden haberi vermişti bize; “Kobanê’ye gelecek olan gençlerin toplandığı yerde bomba patlamış, çok sayıda ölü var.”

Yine bir bomba, düşlerin tam orta yerine düşmüştü.

Aldığımız bu haber üzerine günlerdir birlikte haber kovaladığımız meslektaşımla hızla basın merkezi olarak kullandığımız yere ulaşmaya çalışırken, haber kentte de yayılmaya başlamıştı. Yolda hastaneden tanıdığımız bir sağlık görevlisinin patlamaya dair bilgi için bizi durdurup soru sorması ise bu kez yanı başımızda yaşanacak bir başka patlamadan bizi şans eseri kuracaktı. Bir an evvel neler olduğunu öğrenmek için hemen basın merkezine ulaşma düşüncemize rağmen sağlıkçının uzayıp giden sorularını yanıtsız bırakamama; daha demin gencecik bedenleri aramızdan alan o sesin bir benzerinden tesadüf eseri kurtarmıştı bizi. Halep yoluna çıkıp tam basın merkezinin olduğu sokağa doğru ilerlerken önümüzde bir anda yükselen o ses ve kara bulutlarla dört bir yana savrulan şarapnel parçalarından kaldırım taşlarını siper ederek yaralanmamayı başarabilmiştik.

Suruç’ta, yanı başımızda gençlerin ortasında patlayan o bombada gençlerin kendilerine siper edecekleri ufacık bir taş parçasının bile olmayışını bilemezken, biz kaldırımları siper yaparak patlamadan kendimizi koruyabilmiştik.

Oysa kulaklarımızı sağır eden o ses, daha demincek yapay tellerin ayırdığı sınırın diğer tarafından kim bilir kimleri almıştı aramızdan.

Çocukların beklediği oyuncakların haberini yazmayı düşünürken, art arda patlayan iki bombanın arasında kalakalmıştık. Yaşananları ajansıma haber geçmek için sırt çantasından çıkardığım bilgisayarın bir şarapnel parçasının isabet etmesinden dolayı artık kullanılmaz durumda olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Patlamanın sivil yerleşim alanına uzak olması büyük bir faciayı önlemiş olsa da iki kişi yaşamını yitirmişti.

Kobani’de bunlar oluyordu ama herkesin aklı Suruç’taydı. Patlama nasıl meydana gelmişti? Can kaybı var mı? Herkesin merak ettiği sorulardı ve sağlıklı bir şekilde bilgi alamıyorduk. İletişim kuracak bir araç yoktu, telefonların hiçbiri çekmiyordu. Bir kaç saat sonra ise yaşanan katliamın tüm ayrıntıları kenti bir kez daha hüzne boğacaktı.

Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde toplanıp Kobani’ye hareket etmeye hazırlanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi onlarca gencin bulunduğu yerde o kahreden bomba patlamış ve etraf kan gölüne dönmüştü. Patlama canlı bomba saldırısıydı ve 33 düş yolcusu çıktıkları düş yolculuğunda yaşamını yitirmiş, onlarcası yaralanmıştı.

Düşlerinin peşinden giderken ölüme yakalanan gençlerin hayalleri ise bir kaç gün sonra Kobanili gençler tarafından yerine getirilecekti. Saldırıdan bir kaç gün sonra gençlerin anısına yeniden inşa için önemli ilk kazma vurulurken, Kobanili gençler de kentte “direniş bölgesi” olarak anılan Kanîya Kurda bölgesinde “özgürlük bahçesi” ismiyle “Suruç Şehitleri Ormanı” oluşturacaktı. 33 genç, anılarına dikilen fidanlarla büyüyecekti.

Katliamın yaşandığı sene Kobani’de oluşturulan “Suruç Şehitleri Ormanı”

Ama…

Sınır kapısında beklerken, henüz o kahrolası patlama yaşanmadan birkaç dakika önce “Apo, hevalên ku wê ji me ra lîstok bianîna wê kengê bên / Amca bize oyuncak getirecek arkadaşlar ne zaman gelecek” sorusunu soran Arjin’e o gün olduğu gibi bugün de yanıt verebilmiş değilim. “Gelemedi/gelemeyecek” diyeydim.

Arjin ve arkadaşları oyuncaklarına kavuşamadılar; ama “çocukları sadece küçük kurşunların öldürmediğini” artık o da biliyor…

Previous post
Figen Yüksekdağ hakkında yeni soruşturma
Next post
Suruç Katliamı'nın üzerinden 5 yıl geçti: 'Düşlerini gerçekleştireceğiz'