Ana SayfaYazarlarElend AydınVeda bulutları

Veda bulutları


Elend Aydın


Nedense bu akşam bulutları, veda duygusunu yaratıyorlar bende. Belki de veda bulutlarıdır, dedim. Ama Kürtçedeki yankısı daha lirik ve güzel: ewrên xatirxwaz. “Vedacı bulutlar” diyebiliriz ama “vedacı”nın yapay, zorlama bir tadı var fakat Kürtçedeki “xatirxwaz” çok isabetli ve doğal. Neyse.

Belki de hepimiz veda bulutları ya da sürekli vedalaşan bulutlarız. Hem bizi sürükleyen zaman fırtınasının her anı, aslında bir veda değil midir? Mesela bu kelimeye dek yazdıklarımla vedalaştım bile. Sizin bulutsever (Kürtçe “ewrhez”) kirpiklerinizin, her cümleye deyişi de bir veda olacaktır aslında, değil mi?

Peki veda şiiriniz olsaydı hangisi olsun isterdiniz? Çünkü geçen aylarda yazdığım bir şiir benim için veda şiiri tat ve mânâsında. Okumak isterseniz buyurun:

Gömlek

gömleğimsin

seni giyerim her sabah

birer birer kapatırım düğmelerini tenimde

çocukluğun gözleri

yağmurun elleri

suyun ayak sesleri

yaseminin iç çekişi

birer birer açarım

düğmelerini tenimde

çırılçıplak kalır her şey

herkesin kaybolduğu

bir yazın yankısında

mayınlar patlıyor varoluşun sınırlarında

çırılçıplaktır herkes

gömleğimsin

seni giyerim tenime

her sabah düğme düğme

bulutlar yağmurun terlikleriyle

misafirimiz olur

mavi gömleğimsin sen

eski sabahlarla giyerim seni

günlerin yakasını biraraya getirerek

tufandır her şey artık

yol, yolcudan daha uzun

birer birer kapatırım düğmelerini

ikişer ikişer kapatırım düğmelerimi

kanatlarım yaparım sana

birini yüreğine diker

öbürünü belleğine

saatler kendinden geçer

son düğme dökülmüş yapraktır artık

gömleğimsin

gömleğim

gömleğimsin

seninle ısınır kış sabahları

birer birer kapatırım düğmelerini

kırlangıçlar yuva kurar

çimenler şarkı söyler

yıldız tozları uçuşur

birer birer açarım düğmelerini

akşam kapıya gelir

şafak giysilerden soyunur

gömleğimsin

her mevsim

her yerde

Bu veda şiiri böyle diyor ve muhtemelen okurken her zamanki gibi yeniden yazacak ve yaşayacaksınız. Kim bilir ne gömlekler ne ihtimaller çıkar siz okurken. Neticede denizin şişeye sığmaması gibi mânâ da metne ve kelimelere sığamıyor, hele de tercüme olunca! Çünkü bu şiiri de orijinalinden –Kürtçe- okumanızı isterdim.

Gömlek demişken, burada bir metafor olarak geçiyor elbet ama aklıma başka bir “gömleği” getirdi. Bir güz vakti dağlar arasındaki Zaza bir Kürt kentine gitmiştim ve yaprakları savurup kış kasveti getiren, rüzgâr değil bir “gömlek”ti! Çünkü bir iftiracı-itirafçının adını “gömlek” koymuştu haşmetmeapları ve tüm kent o gömlekle sarsılıyor, çıktığı operasyonlarla yakalattığı insanlarla parçalanıyordu. Peki kullanıla kullanıla faşizmin piyonluğunu yerine getiren o “gömlek” kimdi? İşte bunu kimse bilmiyor ve maskeli yüzü, “yüzsüz” olduğu için herkes birbirinden şüpheleniyordu. Mesela anne-babalar çocuklarına: “yoksa gömlek sen misin?” diye soruyordu, kardeşler de birbirine… Hatta bir arkadaş: “Annem abimi takibe almış, ‘gömlek’ olduğundan şüpheleniyor” demişti. Neyse. Neticede “gömlek”in sömürge karşıtı bir aileye mensup ve menenjit hastalığıyla muzdarip olduğu ortaya çıktı ve balon söndü sonra her zamanki gibi. Ama heyûlası hep kaldı, kalacak. Bu anlamda gömleklerden de sakınmak lazım.

Fakat neşesiz kadife çiçeklerinin yazdığı bu şiir tertemiz ve sizindir, gömleğinizdir işte. Ötesi yok. Çok eski bir dosttan gelmiş, çok özlenmiş bir dosta gider gibi. Dedim ya, kim bilir nasıl güzelleştireceksiniz okurken.

Bu arada karantina* günlerinde okuduğum iki kitap Saramago’dandı: Körlük ve Torağın Uyanışı (babam H. Arendt’in Kötülüğün Sıradanlığı’nı bitirdi mi acaba?) O kadar çok hayıflandım ki Coronalı karantina zamanlarımızı mevcut varoluş boyutu anlamında göremediğine! Çünkü Körlük tam da bu zamanları anlatıyor aslında. O hızlı yayılması… Körlüğün hiçbir şey göremeyerek aslında Coronayı göremememize benzemesi ve daha neler neler.

Sizleri gömleğinizle baş başa bırakmak istiyorum aslında ama Coronayı bile şaşırttığı kuşkusuz olan iki noktaya da değinmeden geçmek olmaz: Boş sokakların keyfini, zevk-û sâfasını hiçbir polis, Türk Polisi kadar çıkarmadı! O ne zeybekler, göbek atmalardı arkadaş! Sokakların onlara kalmasını bu kadar çok mu istemişlerdi? Ve… tabii ki yine “kahraman askerimiz, polisimiz”le ilgisi olan şu kayyumlar durmadı ya! Bence Coronaya çok ayıp oldu, bu kadar ciddiyetsizlik olmamalıydı ve bence görünmezliğiyle mutlaka bir yerlere not etmiştir, ne dersiniz?

Tamam, susma zamanı. İyi veda şiirleri arkadaşlar!


* İngilizcesi: Ouarantine, Fransızcası da öyle. İspanyolcası: Cuarentena, İtalyancası ise Quarentena… “Hayat” manasına geleceğini kim bilebilirdi?
Previous post
Milletvekili Işık'tan evli olduğu kadına şiddet, HDP'den açıklama
Next post
Gazeteci Ayşe Güney üç gündür gözaltında