Ana SayfaÇeviriTürkiye, dünyanın en güçlü teknoloji şirketleri ile neden hesaplaşmaya giriyor?

Türkiye, dünyanın en güçlü teknoloji şirketleri ile neden hesaplaşmaya giriyor?

HABER MERKEZİ – Türkiye, sosyal medya için yeni düzenlemeler getirdi. ABD’nin önde gelen gazetelerinden biri olan Washington Post‘a (WP) göre söz konusu gelişme, şimdiye kadarki medya sansürünün işe yaramadığı anlamına gelebilir. WP, yeni yasayı “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın artan gücünün değil, aksine rejimin zayıflığının bir işareti olduğunu gösteriyor” diye yorumluyor. Andrew O’Donohue, Max Hoffman ve Alan Makovsky tarafından kaleme alınan yazıyı Gizem Şahin, Gazete Karınca okurları için tercüme etti.


Andrew O’Donohue, Max Hoffman & Alan Makovsky

Çeviri: Gizem Şahin


Türkiye parlamentosu, 29 Temmuz’da hükümetin yaptırımlarına uymazlarsa Facebook, Twitter ve YouTube gibi sosyal ağları yasaklayan düzenlemeleri kabul etti.

1 Ekim’de yürürlüğe girmesi beklenen düzenlemelere göre, her bir sosyal medya platformunun Türkiye’de yerel bir temsilci bulundurması, içerikleri engellemek veya kaldırmak için mahkeme kararlarına hızlı bir şekilde yanıt vermesi gerekecek.

Türkiye’de bir temsilci bulundurmayı reddetmesi durumunda şirketler ağır para cezaları ile karşılaşabilir. Yüzde 90’a varabilecek bant daraltma cezası da uygulanabilir.

Yeni yasa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın medyayı kontrol etmesini kolaylaştırıyor.

Diğer hükümetler pandemi döneminde yanlış bilgilendirme ile mücadele etmek veya kendilerine yönelik yapılan eleştirileri engellemek adına internet özgürlüğünü kısıtladı. Peki, Türkiye dünyanın en güçlü teknoloji şirketlerinden bazılarıyla neden hesaplaşmaya giriyor?

Türkiye’deki ulusal temsiliyeti olan anketlere dayanan araştırmamız gösteriyor ki, yeni yasa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın artan gücünün değil, aksine rejimin zayıflığının bir işareti. Veriler, hükümetin kamuoyunu kontrol etme kabiliyetini kaybetmesinin üç sebebine işaret ediyor.

Daha önceki sansür çabalarının zayıflığı, hükümetin odak noktasını sosyal medya üzerinde daha sıkı denetimlere yöneltmiş olabilir. İşte, bilmeniz gerekenler.

1) Türkiye’de yaşayanların çoğu zaten medya içeriklerinin sansürlendiğini biliyor

Sıradan insanların medyayı nasıl gördüklerini ve habere nasıl ulaştıklarını anlamak için tarafsız bir siyaset enstitüsü olan Amerikan İlerleme Merkezi (The Center for American Progress), 2018’in Mayıs ve Haziran aylarında 2 bin 534 yetişkin ile yüz yüze bir anket gerçekleştirdi. Araştırma, yerel anket şirketi Metropoll tarafından yürütüldü ve araştırma yöntemi olarak rastgele örneklem kullanıldı.

Anket sonuçları iki yıl önce dahi hükümet sansürünün Türkiye medyasında yüksek derecede güvensizliğe yol açtığını ortaya koyuyor. Ankete katılanların yüzde 70’i medyanın genel olarak ‘taraflı ve güvenilmez bilgiler verdiğini’ düşünüyor. Yüzde 56’sı ise medyanın ‘özgürce konuşamadığını ve hükümet tarafından kontrol edildiğini’ belirtiyor. Kısacası, hükümet günlük haberlere kendince yön verse bile Türkiye’de yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu resmi açıklamalara inanmıyor.

Bu veriler birçok seçmenin basın özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalardan haberdar olduğunu gösteriyor ve bu da Erdoğan’ın yeni sosyal medya düzenlemeleri için politik bir bedel ödemeyeceği anlamına gelebilir. Türkiye’nin yeni yasaları demokratik olamasa da Erdoğan’ın medyaya karşı olan baskıcı tutumu on yıldan uzun bir süredir biliniyor.

Sonuç olarak araştırmamız Erdoğan’ın, kendi destekçilerinden çoğunun halihazırda ifade özgürlüğünün kısıtladığını bildiğini gösterdi. 2018 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı destekleyenlerin yaklaşık yüzde 30’u medyanın ‘hükümet tarafından kontrol edildiğini’ kabul etti. Fakat Türkiye gibi aşırı kutuplaşmış bir ülkede parti bağlılıkları, demokratik ilkeler üzerindeki endişeleri gölgelemekte.

2) Yeni sosyal medya kullanımı ve online haber kaynaklarının hızlı artışı

Anket verilerine yakından bakıldığında sansür, vatandaşları bağımsız yeni haber kaynaklarına yöneltmiş olabilir. İstatiksel analizimiz, bir katılımcının Türkiye medyasının özgür olmadığını düşünmesi durumunda, birincil haber kaynağı olarak sosyal medyaya televizyondan daha fazla güvendiğini tespit etti. Bu bilgi, katılımcının siyasi partisini, yaşını, eğitim düzeyini ve haber kaynağı tercihini etkileyen diğer birçok faktörü değerlendiğirdiğimizde de geçerli.

Türkiye’de hükümetin sıkı bir şekilde kontrol altında tuttuğu televizyon, en yaygın kullanılan haber kaynağı aracı olsa da popülerliği keskin bir şekilde düşüyor.

Türkiye Seçim Çalışması sonuçlarına göre 2015’in ortalarında Türkiye’de yaşayanların yüzde 87’si birincil haber kaynağı olarak televizyona güveniyordu. Ancak 2018 anketimize göre bu rakam yüzde 72’ye düştü. Bu süre içerisinde, sosyal medyayı birincil haber kaynağı olarak kullanan katılımcılar 2015 yılında yüzde 2 iken, 2018 yılında yüzde 10’a yükselerek beş kat arttı.

3) Bu gidişat Erdoğan’ın büyüyen kırılganlığını artırdı

Bağımsız online haber kaynaklarına olan eğilim arttıkça, Türk yetkililerin, gerek pandemi krizi karşısındaki tutumu gerekse toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı olan İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme ihtimali olsun hükümete yönelik eleştiriler barındıran içerikleri kontrol etme kabiliyeti azaldı.

Türkiye’nin yeni yasal düzenlemeleri hükümetin online haberleri önemli bir sorun olarak gördüğünü gösteriyor. Çünkü bu yeni yasa hakimlere sosyal medya platformlarının yanı sıra haber sitelerinin içeriği kaldırması yönünde talimat verme yetkisi de veriyor.

2018 anket verilerinin istatistiksel analizine göre, siyasi parti ve demografik özellikler kontrol edildikten sonra bile online içerik veya sosyal medya aracılığıyla haber kullanımı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tasvip etmeme arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Bu bulgu her ne kadar öneri mahiyetinde olsa da, akademik araştırmalar medya tüketiminin oy verme davranışlarını önemli ölçüde etkilediğini göstermiştir.

Online haberler ve sosyal medya Erdoğan’ın lideri olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP) ayrılıkçı grupların oluşumunu kolaylaştırmış olabilir. Geçen yıllarda iki eski partili Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan, Erdoğan’a meydan okuyarak kendi partilerini kurdular ve muhafazakar seçmenleri etkilediler. Memnun olmayan seçmenleri etkilemek adına online haber içerikleri ile sosyal medya platformlarını kullanarak YouTube’da milyonlarca görüntüleme elde ettiler.

Son olarak, Türkiye’de sosyal medyanın kendisi hükümete yönelik kızgınlığın ortaya çıkması için nadir bir zemin oluşturdu. Erdoğan, Haziran ayında YouTube üzerinden lise öğrencileriyle konuştuğu sırada yüz binlerce kişinin videoyu ‘dislike’ (beğenmeme) yağmuruna tuttu ve yorumlar kısmında Cumhurbaşkanı’na oy vermeyeceklerini ifade etti.

Türkiye siyaseti için ne anlama geliyor?

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı olarak 17 yıldır iktidarda. Diğer ülkelerde pandemi önlemleriyle ilgili olduğu gibi, Türkiye’nin sosyal medya düzenlemesi de liderin elinde tuttuğu iktidarın daha da sağlamlaştığının bir göstergesi mi? Türkiye daha büyük bir demokratik erozyona doğru adım atıyor olabilir, fakat araştırmamız bu hareketin itici gücünün, Erdoğan’ın hakimiyetini kaybetmeye yönelik endişesi olabileceğine işaret ediyor.


Bu çevirinin son okuması Evrim Şaşmaz tarafından yapılmıştır.
Previous post
Hayatta kalanların hikayeleri: “Ermeni Evine Figan Kuruldu”
Next post
Rusya: Covid-19 aşı çalışmalarında klinik testler başarıyla sonuçlandı