Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirAKP’nin Kürt çıkmazı, KDP’nin sefaleti ve Jeffrey’nin ajandasındaki havuç

AKP’nin Kürt çıkmazı, KDP’nin sefaleti ve Jeffrey’nin ajandasındaki havuç


Abdulmelik Ş. Bekir


AKP-MHP iktidarı Neo-Osmanlıcı politikalarda yolun sonuna geldi. Dışa doğru izansız bir şekilde savrulan fetih naraları içeride oksijeni tüketti. Nefes nefese kalmış halde kriz geçiriyor. Yeni bir şeyler yapmak zorunda. Ya borç harç ederek içeriye oksijen sağlayacak -ki deyim yerindeyse taşıma suyla değirmen dönmeyeceği için nafile bir çaba olur- ya da şimdiye kadar yaptıklarının hilafına olacak şekilde yeni bir açılım/girişimde bulunacak. İktidarlarını koruyacak, içeride ve dışarıda yaşanılan krizi kısmen hafifletecek bir yeniliğe acil ihtiyacı var iktidar bloğunun. Mevcut denklem aleyhlerine işliyor ve bunu değiştirmeleri gerekir. Bu da muhalefeti parçalamak ve bir bölümünü yanına çekmektir. Son dönemlerde kısmi olarak basına yansıyan ama ağırlıklı olarak perde arkasında yürütülen girişimler iki farklı senaryoya işaret ediyor.

Birincisi, AKP-MHP bloğu ile İYİ Parti arasındaki girişimlerdi. MHP’nin tamamı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin de hatırı sayılır bir kesimi bu girişimi destekliyor. Bu senaryoya göre İYİ Parti’nin MHP’ye katılmasıyla Cumhur İttifakı’nın mevcut iktidarı kimi değişikliklerle tahkim edilmiş olacaktı. İçerde yaşanan siyasi kriz aşılacak, Cumhur İttifakı’nın kaybının önüne geçilecek ve giderek adeta AKP-MHP bloğu için bir kabusa dönüşen olası bir erken ya da zamanında seçimde iktidardan düşme seçeneği ortadan kaldırılmış olacaktı.

Cumhur İttifakı bileşenlerinin tamamının hemfikir olduğu bir seçenekti. İYİ Parti ve yetkililerine yönelik önceki söylemlerini değiştirmeleri ve bunu kendi tabanlarına anlatma gibi bir zorlukları da yoktu. İYİ Parti’nin bu ittifaka katılması içeride yukarıda belirtilen avantajları sağlamakla birlikte dışarıdaki krizlere çözüm olması mümkün değil. Hatta milliyetçi, fetihçi politikalarının daha da derinleştirilmesi ihtimali var.

Bahçeli’nin Akşener’e “Eve dön çağrısı” ve Erdoğan’ın çağrıya verdiği destek basına yansıyan kısmı. Asıl pres bundan önce perde arkasında parti içine nüfuz edecek şekilde birebir markaja alma, siyasetçi, iş insanı, sivil toplum örgütü gibi kanaat oluşturan gruplar üzerinden farklı yol ve yöntemlerle yapıldı, rıza oluşturulmaya çalışıldı. İYİ Parti içinde bazı kesimlerde belli bir düzeyde beklenti ve kabul oluşturulsa da Akşener başta olmak üzere partinin kurmay ekibinin ağırlıklı bölümünün karşı durmasıyla bu girişimler akamete uğradı.

AKP ve MHP liderleri

İkincisi, Erdoğan ve AKP’nin önünde geriye kalan seçenek tekrar Kürtlerin desteğini kazanmaktır. Bu seçeneğin önünde birçok engel var. Büyük çoğunluğu da AKP’nin MHP ile ortaklaşarak kendi eliyle koyduğu engeller. Koyu milliyetçiliğe dayanan bariyerlerin kısa sürede ortadan kaldırılması oldukça zor. Büyük riskler, samimiyet ve güven inşasını zorunlu kılıyor. AKP’nin Kürtler açısında en fazla kaybettiği kavramlar.

Bu hususlar AKP’nin üstelik ortağı MHP iken Kürtlere yönelik yeni bir açılım ya da girişim başlatmasının önündeki engellerin sadece birkaçı. Kürtlerle olası bir açılım aynı zamanda AKP’nin MHP ile kurduğu mevcut denklemi dağıtması demek. Bu durumda vaziyeti milliyetçileştirdiği tabanına kabul ettirmesi ve tabanı tutmasının zorlukları ortada. Ekilen bunca düşmanlık tohumu varken böylesi bir girişimin Erdoğan ve AKP’ye maliyeti belli.

Ancak bu senaryonun AKP ve Türkiye’ye kazandıracağı avantajlar da az ve yabana atılacak gibi değildir. AKP dahil son 40 yıla bakıldığında Kürt savaşına girişen iktidarların yaşadığı kader hemen hemen aynı. Savaş dozuna paralel olarak siyasi ve toplumsal krizin derinleşmesi ve ekonomik krizlerle boğuşan iktidarların yıkılması. Ateşkes ve açılım girişimlerinin olduğu dönemlerde ise siyasi ve toplumsal yumuşamaya bağlı olarak ekonominin hızla toparlandığı istatistiklerle ortadadır.

AKP iktidarı döneminde de aynı denklemin işlediğini istatistiklere bakıldığında hemen görülecektir. Aslında işin formülünü Erdoğan ve ortağı Bahçeli sürekli, “Siz bir merminin kaç para olduğunu biliyor musunuz?” sorusunu sorarak ifade ediyorlar. Türkiye’nin 2001 krizine devlet istatistiklerine göre 400 milyar doları bulan savaş bütçesi neden oldu. Krizden sonra hızlı toparlanmasında AB üyeliğine adaylık gibi faktörler olsa da asıl nedeni PKK’nin tek taraflı sürdürdüğü 5-6 yıllık tek taraflı ateşkesti.

Devletin “düşük ve orta yoğunluklu” savaş olarak değerlendirdiği sürecin tekrar 2005 yılında başlamasıyla yılların denklemi kısa sürede tekrarlanmıştır. Çatışmalı ortamın başlamasıyla ekonomik dengeler bozulmuş ancak Oslo ve Açılım süreçleriyle derinleşmemişti. Açılım Süreci ile Türkiye dışarıda tarihinin en prestijli ve etkili dönemini, içeride ise toplumsal barış başta olmak üzere ekonomik olarak kişi başı gelirin 13 bin dolara dayandığı en güçlü dönemini yaşamıştır.

AKP iktidarı bu süreci Kürt barışından azade kendi başarısı olarak değerlendirmiş ve Kürt düşmanlığı üzerinden MHP ile ortaklaşarak yayılmacı ve hegemon politikaları tercih etti. Kim ne derse desin Barış Süreci’nin bitmesinin tek ve yegane nedeni AKP’nin Suriye’de Kürtlerin hak ve statü sahibi olmasını engelleme kararını almasıdır.

AKP’nin ve gayet tabii devletin, “Kürtler Rojava’da statü elde ederse Türkiye’de de benzer hakları ister. Bu mutlaka engellemeli” kararına karşı Öcalan ve Kürt hareketinin, “Suriye’de Kürtlerin hak ve statüsüne tahammül edemeyen AKP’nin Türkiye’de Kürtlerin haklarını kabul etmesi nafile bir beklentidir” kanaatine varmasıdır süreci bitiren. Nitekim AKP, 2014 yılında aldığı bu kararın gereği olarak son altı yıldır kendisine bağlı gruplarla birlikte Rojava’ya saldırıyor.

Türkiye’nin Kürtlere karşı topyekun savaş başlatmasının kısa vadeli avantajları olmadı değil. MHP ve diğer ulusalcı, milliyetçi kesimlerin desteğini alarak iktidarını uzattı. İçeride Kürt siyaseti ve kurumlarını kıskaca alarak belli bir düzeyde daralttı. Ancak bedeli de ağır oldu. Suriye ve Irak başta olmak üzere Ortadoğu’da birçok bölgeye Kürtlerle asgari barış koşullarında rahatlıkla nüfuz ederken, Kürtlerle savaş sonrasında yerle yeksan oldu.

Şu an Türkiye’nin Ortadoğu’da beş yıl önce sahip olduğu nüfuz ve prestijin esamisi bile okunmuyor. Yayılmacılık politikaları nedeniyle Kürtler ve Araplarla karşı karşıya. Askeri olarak girdiği yerlerde kalmakta ısrar ettikçe de ödediği bedel ağırlaşacak. İçeride yarattığı toplumsal karşıtlık ve kutuplaştırma nedeniyle Kürtlerin desteğini tamamıyla kaybetti. 2019 Mart seçimlerinde Kürtlerin tercihi AKP-MHP bloğunun siyasi krizini tetikledi.

Şu an Türkiye’nin Ortadoğu’da beş yıl önce sahip olduğu nüfuz ve prestijin esamisi bile okunmuyor. Yayılmacılık politikaları nedeniyle Kürtler ve Araplarla karşı karşıya. Askeri olarak girdiği yerlerde kalmakta ısrar ettikçe de ödediği bedel ağırlaşacak.

Kürtlerle savaş ve yayılmacı politikalar, toplumsal ve siyasi krizin ekonomiye yükü ağır oldu. Siyasi, toplumsal ve ekonomik kriz kısır bir döngü olarak birbirini derinleştirerek sürüyor ve AKP-MHP bloğu her geçen gün daha fazla zemin kaybetmeye devam ediyor. Kürtlere yönelik savaş nedeniyle ABD ve Rusya gibi güçler başta olmak üzere bölgesel devletler tarafından adeta esir alınmış durumda. Dış güçlerle ilişkilenmesi de karşıtlaşması da Kürtlere yaklaşımları üzerinde gerçekleşiyor.

Kürtler kelimenin tam anlamıyla Türkiye’nin “Aşil topuğu” haline geldi. Türkiye’nin canını yakmak ve istediklerini kabul ettirmek isteyen oraya dokunuyor. Oysa Kürtlerin Türkiye’nin güç alacağı ve güç vereceği önemli bir ortağı haline gelmesi oldukça mümkündü. Tarihte bunun birçok örneği mevcuttu. AKP-MHP milliyetçi bloğu bu fırsatı önemli oranda kaybetti. Askeri olarak Kürtleri tasfiye etme stratejisi Kürtler ve Türk devleti arasında onarılması zor tahribatlar yarattı.

AKP’nin bilerek, isteyerek Neo-Osmanlıcı heveslerle tercih ettiği yayılmacı politikalar artık bir zorunluluk haline geldi. Geri çekilse hezimet devam etse bataklıktır. Önünde büyük engeller olsa da ciddi riskler gerektirse de AKP’ye içeride kimi handikaplara neden olsa da bu işin içinde asgari düzeyde çıkmasının tek yolu Kürtlere el uzatmaktır. Zira Kürtlerle asgari barış koşullarında rahatlıkla edindiği kazanım ve nüfuzu insani ve ekonomik yükü oldukça ağır olan savaş politikalarıyla kaybediyor.

Bu zorlu ve risklerle dolu ahval ve şerait içinde AKP adeta sarılacak dal, tutunacak el arıyor. Ama kafası oldukça karışık. Bir yanı kendini şimdiye kadar sürdürdüğü politikalara inandırmış ve sürdürmekten yana. İYİ Parti ile ortaklığının zorlanmasını istiyor. Öte yanı bu çıkmazın giderek derinleştiğini, sonun yaklaştığının farkında. Hem içeride hem dışarıda Kürtlerle gerçekleştirilecek bir uzlaşmanın AKP’nin tek başına iktidar olduğu ve şimdilerde “Asrı Saadet” mertebesine çıkarılan “Çözüm Süreci” gibi uzlaşmacı politikalara dönme arzusunda.

Kürtlerle olası bir uzlaşının üç ayağı

Kürtlerle olası bir uzlaşma sadece Türkiye’de toplumsal barışı ve ekonomik refahı sağlamaz. Aynı zamanda Ortadoğu’da nüfuz sahibi olması ve ABD, Rusya başta olmak üzere hegemon güçlerin kılıcının sürekli dokunduğu “Aşil Topuğu”ndan kurtulması demektir. Erdoğan ve AKP bunu yapar mı yapmaz mı bilinmez ama zamanı giderek daraldığı bilinen bir gerçeklik. Kamuoyuna yansımasa da alttan alta bu yönlü kimi girişimlerin olduğu aşikar.

Girişim kaba taslak olarak üç ayak üzerinde yürüyor. Birinci ayağı. Kürt görünümlü ve istediği gibi davranan bir muhatap yaratmak. AKP’nin daha önce de bu girişimleri olmuş ancak sonuç vermemişti. Kemal Burkay’ın apar topar yurt dışından getirilmesi, uzun süre Türk medyasının baş konuğu olmasını hatırlayın. Zaman zaman basına yansıyan AKP’nin yeni bir “Kürt partisi” kurma girişimleri bu “yeni muhatap” arayışıyla ilgili.

AKP’nin böyle bir parti kurması mümkün mü? Gayet mümkün. 100 kişi yeter. Peki bu parti maya tutar mı? İmkansız. Bir partiyi parti yapan mücadele mirası, yarattığı değerler ve halkın bu mücadele ve değerlere teveccühüdür. Şu an Türkiye’de farklı tonlarda onu aşkın Kürt partisi mevcut. Buna rağmen halkın destek verdiği, özdeşleştiği ve somutlaştığı parti HDP.

AKP-MHP bloğunun tüm devlet gücünü kullanarak son beş yılda uyguladığı tüm bastırma ve tasfiye etme kampanyasına rağmen ne örgüt yapısında ne de halk desteği yönünde milim geri adım atmadı. HDP’ye uygulanan baskı AKP başta olmak üzere herhangi bir partiye uygulansa bir ayda esamisi okunmaz. Dolayısıyla girişim bu yönüyle başlayabilecek en kötü noktadan başlamış ya da başlayacak gibi.

İkinci ayağı ise KDP üzerinden kurgulanıyor. KDP şu an AKP-MHP bloğu açısından İsviçre çakısı mahiyetinde kullanışlı bir araç. Bu ayak üzerinden bir yandan PKK üzerinden ortak askeri operasyonlarla baskı oluşturulma hedeflenirken, öte yandan KDP-ENKS üzerinden Rojava’ya nüfuz etmek istiyor. Yine “yeni muhatap” yaratımında KDP’nin bağlantılarını kullanmayı hedefliyor. Neçirvan Barzani’nin Türkiye ziyaretleri ve bağlı medyasının son dönemlerde adeta AKP-MHP iktidarının dilini kullanması bu projenin gereği. Genelde KDP özelde Neçirvan Barzani’nin öteden beri AKP ile olan ekonomik ve siyasi ilişkileri de zaten bu tür ortaklıklara ziyadesiyle müsait.

KDP şu an AKP-MHP bloğu açısından İsviçre çakısı mahiyetinde kullanışlı bir araç. Bu ayak üzerinden bir yandan PKK üzerinden ortak askeri operasyonlarla baskı oluşturulma hedeflenirken, öte yandan KDP-ENKS üzerinden Rojava’ya nüfuz etmek istiyor.

Üçüncü ayak ise kuşkusuz ABD ile ilgili. Bir kesişme noktası da denilebilir. ABD bir süredir üç koldan eski müttefikleri konsolide etme ve Ortadoğu’da mevzileri tahkim uğraşında. Trump’ın damadı Kushner, Yüzyılın Antlaşması olarak değerlendiren Filistin-İsrail anlaşmasıyla uğraşıyor. Dışişleri Bakanı Pompeo, Kushner’in çabalarına paralel olarak Arap ülkelerine geçen yıldan beri zaman zaman seri ziyaretler düzenledi. Birçok kesimin “buradan iş çıkmaz” dediği anda anlaşma ürün vermeye başladı.

İlk olarak İsrail-Birleşik Arap Emirlikleri normalleşme anlaşması imzaladı. Ardından Suudi Arabistan yeşil ışık yaktı. Derken Bahreyn’in benzer bir anlaşmayı İsrail’le imzaladığı duyuruldu. ABD’nin Ortadoğu’da zayıf karnı olan ve müttefiklerinin konsolide edilmesini engelleyen İsrail-Arap çatışmasında önemli bir mesafe kat edildi. İran ve dolaylı olarak Rusya-Çin nüfuzuna karşı İsrail-Arap aksının oluşturulması için önemli bir aşama bu. Geriye sorunlu müttefik Türkiye’nin buraya bir şekilde dahil edilmesi kaldı.

Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey bizzat konuyla ilgileniyor. Türkiye’de Büyükelçilik de yapan Jeffrey siyasal atmosfere oldukça aşina. Temmuz başında ABD’li bir petrol şirketinin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile imzaladığı petrol anlaşması konusunda Türkiye’ye bilgi verildiğini söyledi. Temmuz sonunda ise Türkiye’yi ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın başta olmak üzere birçok yetkiliyle temasta bulundu. Jeffrey ayrılmadan önce Suriye konusunda sürprizlerin yaşanacağı müjdesini verdi.

James Jeffrey ve İbrahim Kalın

Bu döneme denk gelecek şekilde ABD Irak Büyükelçiliği’nin Türkiye, Irak ve KDP’ye Şengal başta olmak üzere PKK’ye karşı ortak hareket etme çağrısı yapması ve Irak Başbakanı Mustafa el Kazımi’nin Washington ziyareti sonrası benzer temalı açıklamalar Jeffrey’nin ajandası ve emelleri hakkında epey bilgi veriyor.

Jeffrey’nin yardımcısı da bir süredir Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim bölgesinde. Kürtler arası diyaloğu teşvik ve takip ediyor. Görüşmeler zorlu geçse de geçtiğimiz günlerde üçüncü ve son aşamaya geçildiğine dair haberler basına yansıdı. Burada puzzle parçaları birleştirildiğinde PKK ile Kuzey ve Doğu Suriye odaklı bir ajandanın olduğu aşikar. AKP’nin “yeni muhataplık” girişimleri, KDP ve medyasının PKK’ye karşı AKP-MHP iktidarının dilini benimseyerek adeta bir saldırı kampanyası başlatması ve Jeffrey’nin girişimleri yerli yerine oturuyor.

Jeffrey’nin ajandası işlerse ENKS üzerinden Rojava’nın birkaç ilçesinde KDP’nin ağzına bir parmak bal çalınacak, Türkiye, Federal Kürdistan Bölgesi’nden İdlib’e kadar Suriye ve Irak’ta yaşadığı çıkmazdan kurtarılacak ve önü açılacaktır. PKK’ye karşı KDP ve ABD’nin desteği artarak devam edecektir. ABD ise müttefiklerini konsolide ederek Ortadoğu’da Rusya ve İran’a karşı bir aks oluşturacak. Aynı zamanda Çin’in bu alana yönelik ekonomik nüfuzuna set çekmiş olacaktır.

Ancak projenin ayağa dolanan birçok yanı var. Kürt ayağının KDP üzerinden kurgulanması Türkiye ve Suriye’de yaşayan Kürtleri daha işin başında denklemin dışına itiyor. Federal Kürdistan Bölgesi’nde ise halk desteğini kaybeden, giderek AKP-MHP tarzı halkı silah gücüyle denetim altına almaya çalışan, ekonomik olarak memurların maaşını dahi ödeyemeyen, Türkiye ile girdiği ilişki nedeniyle Kürt halkı nezrinde meşruiyetini yitirmiş KDP gerçekliği var. Zaten Türkiye’de yaşayan Kürtler adına “yeni muhatap” ihtiyacı da ortaklarının KDP’ye güvenmediğinin işareti.

Tam da burada “Yeni Kürt partisi” ile yaratılmak istenen “yeni muhatap” girişimine durup dururken Selahattin Demirtaş’ın parti kuracağı haberlerinin ortaya atılması ve bu konunun sürekli tartışılma ihtiyacını hatırlamakta fayda var. Demirtaş’ın avukatları ve ailesi aracılığıyla son yaptığı, “HDP benim ruhumdur” açıklaması bu tartışmaya son noktayı koydu. Ama Kürt meselesine Kürtsüz bir şekilde çözüm aramak isteyen dahiyane akılın bu tartışmaları farklı yol ve yöntemlerle sürdürmesini de beklemek gerekir.

Ankara’nın sınavı

Projenin Türkiye ayağını yukarıda ifade ettik. MHP ortaklığıyla tabanını milliyetçileştiren, içeride siyasi ve ekonomik kriz yaşayan, giderek taban ve zemin kaybeden, dışarıda tecrit hale gelen AKP iktidarının kendi eliyle yarattığı handikapları nasıl aşacağı tam bir muamma. Aşmaya çalışsa başta ortağı MHP ile köprüleri atmak gibi ciddi risklerle karşı karşıya olduğu açık. Riskleri alsa bile Kürtlere karşı ekilen düşmanlık tohumları nedeniyle Kürtlerin güvenip güvenmeyeceği de ayrı bir bilinmeyen. Üstelik “kaybeden at” durumunda olan AKP’nin samimiyetine Kürtlerin güvenmeyeceği ve kaybeden ata oynamayacağı gerçeği ajandanın bu ayağını da oldukça sorunlu hale getiriyor.

Projenin ABD ayağı da az sorunlu değil. Bir yanda Türkiye ve Rojava Kürtleri arasında halk desteği olmayan ve dahi Kürtlük meşruiyeti tartışmalı KDP üzerinden denklem kurmak, bir yandan AKP-MHP iktidarının son beş yılda ektiği düşmanlık tohumlarına rağmen Kürtlerle bir uzlaşma yolu bulmak, öte taraftan Neo-Osmanlıcılık politikaları nedeniyle İsrail başta olmak üzere müttefiki olan tüm Arap ülkeleriyle kavgalı olan Türkiye ile aralarını bulmak gibi zorlu bir sınavla karşı karşıya.

ABD’nin avantajı ise kriz halinde olan AKP-MHP iktidarı ve KDP’nin tutunacak bir dal araması. Dolayısıyla uzatılan havuca karşı yenilecek sopaları kabule mecbur bir konumdalar. Benzer şekilde İran ve Türkiye yayılmacılığına karşı Arap ülkelerinin İsrail’le normalleşmeyi kabul ettikleri gibi Türkiye ile de normalleşme yolunda ABD’nin telkinlerini kabule meyyaller. Jeffrey’nin mimarı olduğu bu projenin uğursuz yanı çok. Engelleri gırla. Yürüyüp yürümeyeceğini bekleyip göreceğiz. Tabii projeden olumsuz etkilenecek diğer kesimlerin de eli armut toplamıyor. Rojava heyetinin Rusya’ya daveti gibi siyaset satrancı renklenebilir.


Yazarın son yazılarından:

ABD’nin Ortadoğu’da müttefik tahkimi ve İsrail-BAE normalleşmesi

Suriye’de yeni denklemler

Bir yalan hikaye: Libya’nın fethinden darbe girişimine

Previous post
Güneşe Yolculuk üzerine – Sultan Eylem Keleş
Next post
Fotoğraflarla: ABD'de üç eyalete yayılan yangınlar