Ana SayfaYazarlarElend AydınKurban-oluşa saplanıp kalmamak

Kurban-oluşa saplanıp kalmamak


Elend Aydın


Ortalık tecavüzcülerden geçilmiyor, değil mi? Ki, tecavüz, sadece cinsel kimliğe karşı gerçekleşen saldırı değildir. Asimilasyon, manipülasyon, kayyım atamak da tecavüzdür, başka onlarca insanlık dışı fiil de. Ama gündemde olan daha çok cinsel saldırılarda bulunanlardır. Zaten “kadın tacizleri”, “kadın cinayetleri” medyada “gecelik dantelleri” ya da “akide şekerleri” hafiflik ve sıradanlığında geçiyor. Sular iyice bulanıyor.

Kadın kendisi ve dostları tarafından da gittikçe daha cafcaflı bir “kurban” haline getiriliyor. Bu, iğne ya da çuvaldızı batırma meselesi değil ama tecavüzcü sistem karşısındaki duruş; mağduriyet ve “kurban edildik, kurban ediliyorum” orkestrasının bozuk senfonilerini çalmaktan öteye gitmiyoruz. Artık “kurbanız, kurban ediliyoruz!” diye bağrışıp durmanın “kurban olmayı” daha da güçlendirdiğini görmeyecek miyiz?

Kurban-oluşun köpükleri yeri göğü sarsa da bir şey değişmiyor. Üstelik bu mağduriyet tellallığı tecavüzcüyü daha da güçlendiriyor. Ama burada durup soralım: kimdir tecavüzcü? İnsanlıktan düşmüş en aşağılık türdür ve aslında tecavüze uğramış biridir.

Evet, tüm tecavüzcülerin künyesinde, irade kırıcı bir tecavüz var ve o tecavüz, o kadar yerle bir etmiş ki onları, tecavüz etmeden duramıyorlar. Çünkü ancak o şekilde kendilerini avutuyor ya da öyle sanıyorlar. Peki bu durum onları da “kurban”, “mağdur” ya da “masum” kılar mı? Hayır. Çünkü bir tecavüzcüye dönüşerek cellatlaşıyor, insanlık suçlarını katladıkça katlıyorlar.

Peki bu şekilde durduramadığımız ortada olan bu türe ne yapacağız? Pek çok yol var, kadın hareketlerince uygulanıyor da, ama öncelikle avcı da olan bir tecavüzcüye av olmayacağız. Av olmayınca avcı ancak kendini avlar. Yani gerçekteki ve sinemadaki tüm filmleri değiştireceğiz. Kadının elinde silah bile varsa kazanan erkek oluyor, çünkü elleri titriyor ve sonuç: av olmak.

Ama güzel haberler de arz-ı endam ediyor bazen. Mesela geçen gün aracından inen kadına tekme tokat saldırmaya yeltenen bir erkek (karşıdaki kadın ya, her şeyi yapabilir sanıyordu herhalde) kendini kolları arkadan bükülmüş, ensesi tutulmuş bir halde buldu! Çünkü kadın karateciydi. Demek ki bu sahneler değişebilir; hatta o anki psikolojik üstünlük korunup ruhen ve bedenen bir teslimiyet gerçekleşmese de yeter. Yani karate bile gerekmeyebilir. Yeter ki özsavunma duygusu, özgüven yerinde olsun; tüm tecavüzcüler bir hiç olduklarını, iğrenç ruh ve bedenleriyle ancak kendilerini tüketebileceklerini görürler.

Yani yanı sıra odaklanmamız gereken; tecavüzcünün tecavüz edilmişliği, zavallılığı ve iradeli bir duruşla nasıl etkisizleştirilebileceğidir. Çünkü kurban-oluşa odaklanıp tekrar tekrar aynı çığlığı atınca biz, tecavüzcü güçlü kudretli görünerek alıp başını gidiyor. Ve kurban-oluşun bir yanı tüm ufku kaplayıp bu gerçek kâbusa dönüşüyor. Ama bir kölenin, uzayda bile köle olarak kalması ve özgür bir tutsağın, onlarca kapının ardında, onlarca cellat pençesinde olmasına rağmen özgür kalması gibi, maddi gerçeklik tersine dönüştürülebilir.

Ayrıca da kurban olmayı ve sürekli kurban-oluş üzerinden yaşamı kurgulamayı da hak etmiyoruz. Kurbansız, cellatsız bir varoluş için, sonuna kadar anti-faşist, anti-militarist, anti-totaliter olacağız.

“Hiçbir tecavüzcüye ne av olacağız, ne de kurban” demelidir orkestramız. Kendilerini “kurban” olarak gören arkadaşlar da hızla toparlanmalı, asıl kurbanın, insanlığını kurban eden tecavüzcü olduğunu görmelidir.


PAYLAŞ:
    WhatsApp'da Paylaş!   Telegram'da Paylaş!     Yazdır   E-Posta Gönder

Önceki Haber
İBB'ye Taksim uyarısı: Meydanın hafızası zarar görebilir
Sonraki Haber
Halk Cephesi’ne yönelik operasyonda 100'e yakın gözaltı