Ana SayfaYazarlarErcan SezginIrak-Türkiye yakınlaşması: Erbil yönetimi kaynayan kurbağa gibi beklerken

Irak-Türkiye yakınlaşması: Erbil yönetimi kaynayan kurbağa gibi beklerken


Ercan Sezgin



Türkiye ile Irak arasında son zamanlarda dikkat çekici bir trafik baş gösterdi. Aslında iki ülke arasındaki yakınlaşma bir önceki hükümetin başbakanı Adil Abdulmehdi’nin 2019 yılı sonlarına doğru istifa etmesinin ardından yerine gelen Mustafa Kazımi’nin koltuğa oturur oturmasıyla başlamıştı.

Ancak Ağustos ayında Erbil’in Sideka nahiyesinde iki Iraklı komutanın TSK’ye ait savaş uçakları ile havadan vurulup öldürülmesinin ardından bir sonraki gün Bağdat’a gitmesi beklenen Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ziyareti Irak hükümeti tarafından iptal edilmişti. Daha sonra devreye giren Türkiye’nin Bağdat Konsolosu Fatih Yıldız, Erdoğan’ın Başbakan Mustafa Kazımi’yi Ankara’ya davet ettiğini söyledi. Yine aynı görüşmede Erdoğan’ın da Bağdat’ı ziyaret edebileceği belirtilmişti.

Mustafa Kazımi, göreve geldiği günden bu yana Türkiye ile sıcak ilişkiler geliştiriyor. Göreve gelir gelmez bir Türkmen’i bakan olarak atamıştı. Eski bir istihbaratçı olan Kazımi, başbakan olduktan hemen sonra meslektaşı MİT Başkanı Hakan Fidan tarafından ziyaret edilmişti. Ziyaretin hemen ardından PKK kamplarıyla Şengal ve Mahmur alanları 30 kadar savaş uçağı ile vurulmuştu. Beş yıldır ABD-TC-KDP eksenli Irak’ın kuzeyinde yürütülen askeri güvenlik politikalarına Kazımi’nin sahneye çıkışıyla Irak devleti de dahil edilmiş oldu.

Dolayısıyla geçen hafta Ankara’ya gelen Kazımi’nin Erdoğan ile görüşmesinin esas nedenleri arasında PKK ile mücadelenin yer aldığı söylenebilir. Kazımi’nin heyetinde askerlerin çoğunlukta olması da bunun göstergesiydi. Şüphesiz görüşmede ekonomik ticari konular da vardı. Özellikle Ovaköy’den Telafer ve Bağdat’a kadar uzanacak yeni sınır kapısı açılması görüşmenin önemli gündemlerinden birisiydi.

Ovaköy sınır kapısının açılması Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nde 2017 yılında yapılan bağımsızlık referandumdan sonra Erbil yönetiminin Bağdat ve Ankara’yı karşısına almasının ardından gündeme getirilmişti. Bu proje, Habur sınırı kapısını işlevsizleştiren, Federe Kürdistan’ı, Bağdat üzerinden dengeleme ve tümden denetim ve kontrol altına almayı hedefliyor. Erdoğan birçok defa yaptığı açıklamalarda bundan sonra Erbil yönetiminden ziyade daha çok Irak merkezi hükümetini esas alacaklarını dile getirmişti. Çünkü Erdoğan zihniyeti, kendisiyle işbirliği içinde bile olsa, Kürt varlığını ve Kürt siyasal iradesini, statüsünü her zaman potansiyel tehlike olarak görür. Ona göre Kürtlerin öyle veya böyle elde ettiği bir statü varsa ya kontrol altına alınmalı ya da tasfiye edilmelidir. Her ne kadar referandum sonrası bölgesel Kürt hükümeti ile ilişkiler gelişmişse de daha çok taktiksel olarak yaklaşmıştır.

PKK gücünün tasfiyesi veya daraltılması için bu ilişkiler geliştirildi. Yine Türkiye Cumhuriyeti Federe Kürdistan’ı ekonomik olarak kendi çöplüğü gibi görüyor. Bu ekonomik krizde Federe Kürdistan Türkiye için ciddi bir pazar alanı. Bu sebeple referandumdan sonra yeniden ilişkiler geliştirildi. Ama özünde hiç bir zaman Kürt statüsünü kabul etmemiştir. Zaten içine sindiremediğini geçtiğimiz yıllarda “Suriye’nin kuzeyinde Irak’ın kuzeyindeki gibi bir Kürt oluşumuna, asla müsaade etmeyiz” sözleri ile birçok defa dile getirmiştir. Türkiye’nin stratejik hedefi, Irak ve Federe Kürdistan’da yaşayan Türkmenleri statü ve irade sahibi yapmaktır. “Irak’ta 3 milyon Türkmen var” demesi bunun içindir. Türkiye’nin Irak’taki temel stratejisi öncelikle PKK’nin tasfiyesi ardından da Federe Kürdistan’ın statüsünün ortadan kaldırılmasıdır.

Dolayısıyla Irak Başbakanı Kazımi ile Erdoğan görüşmesinde ana gündem PKK olsa da sonrasında Federe Kürdistan’ın statüsünün daraltılması ve sınırlandırılması da var. Tarihsel olarak iki devletin de Kürt politikaları buna uygundur.

Durum bu kadar açık iken KDP’nin bu denklem içinde olması tarihsel Kürt düşmanlarına yarar. Görüşme öncesi KDP sözcülerinin Amediye’de PKK’nin peşmergeye saldırdığını iddia etmesi, aynı anda YPG’nin peşmergeye saldırdığını ortaya atması Mesrur Barzani’nin ABD’nin Suriye özel temsilcisini araması, tüm bu çabalar Irak-Türkiye denklemine girme amaçlıdır. İki ülke görüşürken, “Ben de sizin yanınızdayım” mesajıydı tüm bu açıklamalar. Zaten bu olaylar yaşanırken Irak’ın KDP’li Kürt Dışişleri Bakanı Fuat Huseyni Türkiye’deydi.

Mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklaması da bunu doğruluyor. “Irak devletiyle yaptığımız görüşmeler ve anlaşmalar başka güçleri dışladığımız anlamına gelmez” diyordu. Bu mesaj tümden KDP’ye verildi. Yine Erdoğan’ın Kazımi görüşmesi sonrası “Irak’taki tüm etnik ve mezhebi yapılara eşit mesafedeyiz” demesi bunun içindi. Oysa işin gerçeğinin bu olmadığını bir Kürt çocuğu bile bilir. KDP’nin bunu bilmemesi mümkün değil. Herkes biliyor ki Kürtler arasında Irak veya Suriye’de patlak verecek bir çatışma her iki parçadaki Kürt kazanımlarını da tehlikeye atacaktır. Bu da tarihsel olarak Kürt düşmanlarına yarayacak, Kürt soykırımına davetiye çıkaracak. Öyleyse KDP neden bu planın içinde? Bunu anlamak KDP’nin tarihine, ilişkilerine, yönetim tarzı ve kurumsal yapısına bakmak yeterli olacaktır. KDP’nin bu politikada ısrarcı olması Federe Kürdistan’ın statüsünü ortadan kaldırır.

Tüm bunların yanında bu planların yürütücülerinin sallantıda olması işin başka bir boyutu. ABD’nin Irak’a 2003’te yaptığı müdahalenin ardından ülkenin başbakanları İran ve ABD’nin dolaylı anlaşması sonucunda belirleniyor. Nuri el Maliki, Haydar İbadi ve Adil Abdulmehdi böyle belirlenmişti. Ancak süreç ilerledikçe başbakanların politikaları bu iki güçten birine kaydığında diğer devlet tarafından müdahalede bulunulmuştur. Maliki, İbadi ve Abdulmehdi böyle gitmişti. Nitekim Abdulmehdi daha bir yılı dolmadan istifa etmek zorunda kalmıştı. Kazımi hükümeti de İran ve ABD’nin dolaylı anlaşması sonucunda oluştu. Ancak Kazımi iş başına geldiği günden bu yana dümeni daha çok ABD politikalarına kırmış durumda.

Özellikle Kazımi’nin ABD ziyareti ve vardığı anlaşmalar İran’ı çok rahatsız etmiş durumda. Büyük olasılıkla Türkiye ziyareti de İran’ı rahatsız edecektir. Şu an Kazımi’yi ayakta tutan Arap Şiiliğinin güçlü temsilcisi Sadr hareketidir. Bağdat’taki Kazımi karşıtı gösterilere Sadr taraftarları müdahale etmişti. Dolayısıyla Kazımi her ne kadar Irak’ta bir siyasi figür olmak istese de kaderi Sadr hareketine bağlı. Haziran ayında yapılacak Irak seçimlerinde Kazımi’nin işi çok zor görünmekte.

Bu konseptin en etkili yürütücüsü Türkiye’de ise AKP-MHP koalisyonu parti tarihlerinin en sıkışık dönemini yaşıyor. Yapılan son hamleler ölüm döşeğindeki birini yaşatmak için atılan çığlıklara benziyor. Gerek yapılan anketler, gerekse de sokağın sesine kulak verenler Cumhur İttifakı’nın en iyi ihtimalle erken seçim kararı alacağı ve buradan da iktidarı kaybederek ayrılacağını görüyor.

Planın Kürt ayağını oluşturan KDP’nin durumu ise diğerlerinden pek farklı değil. Her ne kadar Federe Kürdistan hükümeti adına hareket etse de esasında diğer Kürt partilerinden yeteri desteği alamadı. En son 2 yıldır kendisini destekleyen Goran hareketi ile köprüler atıldı. Bölge halkı mevcut politikaları benimsemiyor ve artık sokağa çıkarak tepkisini dile getiriyor. Son haftalarda Federe Kürdistan’ın pek çok kentinde günler süren eylemler yapılıyor. Bu eylemler karşısında çaresiz kalan asayiş güçleri çözümü halkın üzerine ateş açmakta bulunuyor. Şu ana kadar 3’ü çocuk en az 10 gösterici asayiş görevlileri tarafından öldürüldü. Ayrıca parti içi çatışma ve çelişkiler ayrışmayı daha da derinleştiriyor.

Görüldüğü gibi mevcut yürürlükte olan konseptin mimarları tek tek dökülüyor. İki devlet arasındaki görüşme trafiğini ve KDP yönetiminin yamanmasını son bir hamle olarak görmek de mümkün. Tüm adımlar olası pazarlıklarda elini güçlendirmeye yönelik. Ancak burası Ortadoğu ve hiçbir zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor. Hele ki halkı yanına değil de karşısına almış hiçbir yönetimin kapalı kapılar arkasındaki planları tutmamış, atılan bumerang sahibini vurmuştur.


PAYLAŞ:
    WhatsApp'da Paylaş!   Telegram'da Paylaş!     Yazdır   E-Posta Gönder

Önceki Haber
10 yıl aradan sonra: Taylan Biraderler 'Azizler'le geri dönüyor
Sonraki Haber
Adiaforize edilmiş HDP ve Kürtlük: Abartı soykırım örneği!