‘HAYIR’ ÖYKÜLERİ | Ersan Üldes’ten bir öykü: ‘Semer’

‘HAYIR’ ÖYKÜLERİ | Ersan Üldes’ten bir öykü: ‘Semer’


ERSAN ÜLDES


Gün boyu nefesimizi yüzeyine aşkla üflediğimiz ayfonlar ağız kokumuzu almıyor olabilir. Henüz.

Muhtemelen tabletler de midemizden yükselen gurultuları duyacak kabiliyette değildir. Kaydır.

Şimdi sirkeye yatırılmış ve ince ince kıyılmış çerçöple midemizi tıka basa doldurmuş olsak kendimizi şanslı mı sayacağız? Biz ne yesek açız.

Bölünmüş mezarlıklarda saatte 200 kilometreyi gördüğümüzde en bayındır yerimizin basur sızısı azalacak mı yani? Pamuklara yatır.

Seksenkaçıncı katta, 2+1 kutuda, her daim bağıran televizyon, kanserli bölgelerimizi haber kuşağına taşıdığı zaman mı ancak hasta olduğumuza inanacağız? Hastalık biriktiren alışveriş merkezlerinde, alışveriş merkezine dönüşmüş hastanelerde hangi illetlere çareler bulacağız? Beğen.

Diğer canlılara ve diğer zaman parçalarına hastalıklarımız haricinde ne bırakacağız? Paylaş.

Obez martılarla diyabetli kumruların ağır ağır uçtuğu o 4×4 göğün altında tecrübe ettiğimiz özçekim keyfine sosyal meydanda arzuladığımız oranda yer açılmadığında mı yalnızca, gerçekten bir insan gibi üzüleceğiz? Artık karşıdan bile insana benzemiyoruz. Kestirmeden söylersek, bittik.

Kafayı kaldırdığımızda kusmadan bakabileceğimiz kaç yapı kaldı? Nemine kast etmediğimiz kaç apış arası? Yokuz velhasıl. Hiçiz.

Kuşaklar boyu okunacak bir kitap mı yazdık? Çığır açmaya aday bir tablo, ölümüne dinlenecek bir beste mi yaptık? Bir çeşme, bir meydan, bir bardak? Mermer mi yonttuk, çamur mu bozduk, sepet mi ördük?

Hayır.

Geleceğe hastalıklarımız dışında bir şey bırakabilmek için tek bir şansımız kaldı.