‘Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz’

‘Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz’

Erdal Doğan

 

Kayyum rektör Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ndeki görevinden alınmasıyla yerine atanan Naci İnci’nin ardından Boğaziçili akademisyenlerin nöbet eylemleri 14 Ekim 2021 tarihi itibariyle 191. eylemini geride bırakmış durumda! Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin kayyum/atamaya karşı direnişi ise 283’üncü gününde.

Nöbetteki akademisyenler “kayyumluk” binası olarak adlandırılan binaya sırtlarını dönerek “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” demeye devam ediyorlar.

Nöbeti birebir kamuoyuna aktaran Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Can Candan’ın sözleşmesi ise usulsüzce fesh edildi. Bu hukuksuzluğa karşın Can Candan’ın açtığı dava kararı henüz sonuçlanmamışken, Naci İnci tarafından Can Candan’ın, yıllardır ders verdiği üniversiteye girişi “yasaklanmış” durumda! Can Candan’ın açtığı dava, aleyhine sonuçlansa dahi bu giriş yasağı akademi tarihindeki yerini Naci İnci imzasıyla şimdiden almış durumda!

Daha önce bilindiği üzere kayyumu protesto etmiş öğrenciler de sanki bir insanlık suçu işlemiş zanlılar misali evleri gece yarısı basılarak, gözaltına alındılar. Gözaltına alınmakla da kalmadılar 11’ öğrenci tutuklandı. Aylar sonra serbest bırakılılmalarına rağmen yargılamaları ise halen devam ediyor. Yeni akademik yılın ilk haftasında ise Enis Berke Gök ve Caner Perit Özen isimli öğrenciler yine benzer nedenlerle tutuklandılar ve tutuklulukları halen devam ediyor.

Gazete Fersude’de Zeynep Kuray’ın geçtiği haberde tutuklu öğrenci arkadaşlarının durumunu protesto etmeye Boğaziçi Üniversitesi güney kapısına giderken 8 öğrenci darp edilerek gözaltına alınmıştı. İçlerinden Mısra Sapan’ın nasıl işkence ile yüzünün gözünün mosmor edilerek serbest bırakılışını gördük, okuduk!

Hemen ardından basında Naci İnci’nin protesto eden öğrencilerin çok az sayıda oluşuna dair vurgulu beyanlarını okuduk.

Yine hatırlayacaksınız nöbetlere katılan üniversitenin kurucuları dahi her zamanki kalıp itibarsızlaştırmanın hedefi olmuşlardı ve “terörizmle” ilişkilendirilmişlerdi. Tabii ki hiçbir itibarsızlaştırma o haklılıklarına yapışıp kalmadı ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri nöbetlerini yağmur, kar, güneş dinlemeden çok ciddi bir kararlıkla sürdürüyorlar. Eylemlerin sona ereceğini uman Melih Bulu, görevden affını bile isteyemeden bir gece yarısı görevinden alındı. Hatırlayacaksınız Boğaziçi Üniversitesi’nde 746 öğretim üyesinin yüzde 82’si katıldığı çevrimiçi sistem üzerinden rektör adaylarını oyladılar ve yüzde 95 oranında karşı oy alan rektör vekili Naci İnci desteklenmediği halde Naci İnci rektör olarak atandı.

Naci İnci, Melih Bulu’dan farkını göstermekle meşgul olduğu için sanırım henüz ne istifa ne de görevden affını istemek aklının ucundan geçmiyordur. Fakat farklı olmak için çok çaba sarf ettiğini kaydetmek gerek. Çünkü Melih Bulu kendini kabullendirmek için rocksever bile olmuştu. Naci İnci ise üniversite tarihinde olmayacak güvenlik uygulamalarıyla öğrencilere, öğretim üyelerine, basına karşı üniversiteyi kollukla korumakla kabullendirmeyi amaçlıyor. İdare hukukundaki tanımıyla zabıta aracılığıyla akademide yetki ve meşruluğunu inşa etmeyi! Ve ne yazık ki Türkiye ve dünyanın en prestijli üniversitelerinden biri bilim ve özerkliğiyle değil atanmış rektörün zabıta aracılığıyla uygulamalarıyla gündemde..

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri her türlü dezenformasyona, hedef alınmaya karşı beklenmeyen bir demokratik mücadelenin örneğini verdiler, vermeye devam ediyorlar. mücadelelerine destek veren öğrencileriyle birlikte ve öğrencilerine sahip çıkarak..

Dezenformasyon öyle bir boyutlarda seyrettiki çoğu işçi ve memur çocuğu öğrenciler elitizimle “apolitikleştirilerek” bile hedef alındı !

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri nasıl kürsüsüne, üniversitesine akademik ahlak ve disiplinle sahip çıkıyorlarsa aynı ahlak ve insani vicdanla öğrencisine de sahip çıkarak ülke tarihinde onurlu yerlerini çoktan almış durumdalar. Aynı şekilde öğrencileri de..

Bu kıymetli hocalarından bazısını müvekkilim olarak tanıma onuruna sahip oldum. Diğer büyük bir kısmını da adliye koridorlarında ağır ceza mahkemelerinde kendilerine çektirilen o eziyetlere rağmen düşünce özgürlüğüne ve ülkenin kaderine onurluca sahip çıkışlarına tanık oldum. Devleti hukuka davet ettikleri için yaşam hakkına ve barış hakkını dillendirdikleri için ya “terör propagandası yapmaktan” ya da “terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmekten” yargılandılar. Yargılanmadan öte haklarında önceden verilmiş hükmü bir an önce ilan etme telaşındaki bırakın ceza usule uymayı edep kurallarına bile uymayan hakimlere bile sabır ettiler. O sabır, dayanışma ve hukuki meşruluğa olan inançla düşünce ve ifade özgürlüğüne bir kez daha imza attılar.

Onurlu o öğretim üyeleri yine sabırla ülkenin geleceğinde bilime ve demokratikleşmeye inanarak nöbetlerini sürdürüyorlar.

Çünkü kayyum ya da atama ile ne bilim olur ne demokratikleşme. Çünkü çokça denendi efendiler olmuyor, olmuyor, olmuyor…