Mahmut Alınak’ın kaleminden umudun romanı: ‘Değişim’

Mahmut Alınak’ın kaleminden umudun romanı: ‘Değişim’

Söyleşi: Roni Nasır Kaya

Yazar Mahmut Alınak’ın ‘Değişim’ adlı kitabı okurla buluştu. Benim bir solukta okuduğum roman, kitabın baş karakteri olan yazar Ahmet R.’nin gözaltına alınmasıyla başlıyor. Yazar Ahmet R., devlet yetkililerinin bütün ısrarlarına rağmen kelepçe takmayı reddediyor. Bu eylemini de bir sivil itaatsizlik olarak görüyor. Devlet yetkilileri ise ‘devletin bekasına zeval gelmesin’ diyerek kelepçede ısrar ediyor. Bütün ısrarlara rağmen yazar kelepçe takmıyor. Ve büyük bir sevinçle cezaevinin yolunu tutuyor.

Günlerden bir gün sabah sporu için avluya çıkan Ahmet R., kayıp düşerek başını bir yere çarpıyor. Bu sefer de hastaneye götürülmek için kelepçe takılmak isteniyor fakat Ahmet R. “Burada ölürüm yine de kelepçeli bir şekilde hastaneye gitmem” diyor. Bu şekilde başlayan romanın hikayesi Ahmet R. ile aynı odada kalan Çınar’ın başından geçen hikayeyi büyük bir titizlikle okura aktarmayı başarıyor.

Büyük bir naiflikle seçilen kelimeler cümlelere, cümleler sayfalara dönüşüp adeta su gibi akıp gidiyor. Günümüzde milliyetçiliğin bu kadar hoyratça her tarafa sirayet ettiği bir dönemde, Diyarbakırlı Çınar ile Sakaryalı bir Türk ailesinin dostluklarını bizim önümüze seriyor. Roman, sevgi ve empatinin her şeyin üstesinden gelebileceğini vurguluyor. Büyük ustalıkla peş peşe dizilen kelimeler adeta hızlıca bir yere varmak isteyen sıra haline dizilmiş karınca yürüyüşünü andırıyor. Yazar Alınak, ‘Değişim’ ile anlatmak istediklerini ve kitabın ortaya çıkış hikayesini Gazete Karınca’ya anlattı.

‘Değişim’ adlı romanınızın ortaya çıkış hikayesini paylaşır mısınız?

Geçen yıl Kars Cezaevi’nde tutukluydum. Biyografisini yazdığım Çınar’la aynı hücrede kalıyorduk. Çınar bir ikindi voltamızda kitaba konu olan olaylardan söz edince, avlunun duvarına toslamış gibi oldum. Sohbetimiz günlerce sürdü. Hem Çınar’ın çarpıcı yaşam öyküsü, hem de binbaşı eşini PKK ile çıkan bir çatışmada kaybeden Kadriye hanım ile doktor kızı Özlem’in insanı mest eden insani karakterleri beni derinden etkiledi. Bu gerçek yaşam öyküsünü yazmak tarihe ve topluma karşı bir görevdi. Bu düşünceyle yazmaya karar verdim.

Yazar Ahmet R. ile romanın ana karakteri olan Çınar’ı cezaevinde bir araya getirmenin nedenleri nelerdi? Ahmet R. ile Çınar’ın arasındaki kuşak farkı var mıydı?

Yazar Ahmet R.’nin, yanlışları ve doğrularıyla derslerle dolu uzun bir politik geçmişi vardı. İstedim ki gelecek kuşaklar onun yaşadıklarını okusun ve ders çıkarsınlar. Çınar otuzlu yaşları sürerken, Yazar Ahmet, yetmişli yaşlardaydı. Sisteme karşıtlıkları bu iki kuşaktan insanı o hücrede buluşturmuştu.

Kitapta yazar Ahmet R. ölüm pahasına da olsa kelepçe takmayı reddediyor, ayrıca karakter küçük bir serzenişte bulunarak yeterince anlaşılmadığını dile getiriyor. Neden böyle düşünüyor?

Kitapta da yazıldığı gibi, Yazar Ahmet R., kelepçedense ölmeyi tercih ediyor. Ve o, yaşadığı coğrafyada sistemi boşa çıkaracak sivil itaatsizlik projelerinin ve sivil mücadele geleneklerin oluşturulmadığını düşünüyor. Ona göre her şart ve durumda mutlaka bir çıkış yolu vardır. Kendisi her meselede bu sistemi boşa çıkaracak pratik projeler öneriyor. Ne var ki, önerdiği projeler karşılık bulmuyor. Anlaşılmadığını düşünmesi bundandır. Ve kelepçe taktırmamayı da bir sivil itaatsizlik olarak görüyor

Hikayenin asıl ana konusuna gelince; bir Kürt gencinin Sakaryalı bir Türk aileyle tanışmasıyla başlıyor. Her iki tarafın da acıları var fakat acılarını birbirleriyle yarıştırmadan, anlayış göstererek muhteşem bir mutluluk tablosunu ortaya seriyorlar. Normal hayatta böyle bir şeyin olması mümkün mü? Yoksa bu tamamen sizin özlediğiniz bir tablo mu?

Bu güzel bir soru. Kitabın bu bölümünü tüylerim diken diken yazdım, bazen gözyaşlarımı tutamadım. Kendimden tek kelime katmadım. Çınar, o muhteşem anne ve doktor kızı hakkında ne anlattıysa onları yazdım. Ve Çınar’ın da kendinden bir şey katmadığını biliyorum. Çünkü o insanları minnet duyarak gözleri dolu dolu anlattı.

Sizi çok yakından tanımayanlar için söylüyorum. Keskin ve inatçı bir diliniz var günlük politik yazılarınızda da zaman zaman yansıtıyorsunuz. Fakat bu kitapta, insanın içini ferahlatan naiflikte bir anlatım sunuyorsunuz. Okuyucuya kendinizi anlatırsanız inatçı Mahmut Alınak mı? Yoksa naif olan Mahmut Alınak mı? Hangisi ağır basıyor?

Bu düzene karşı öfke doluyum. Bu nedenle isyanım bitmez. Dilimin keskin olmasının nedeni benim kendi tercihimdir. Her kitabımda bazen açık, bazen de üstü kapalı politika yapıyorum. Okurlarımı dürtmek, sarsmak istiyorum. Belki farkında değiller ama onlarla kavga ediyorum. Bu kitapta politik mesajlar vermedim. Ne olmuş ve ne yaşanmış ise, kendimden bir şey katmadan yazıya döktüm. Dilin bu kitapta “naif” olmasının nedeni budur. Yaşadığımız şartlarda naiflik bana göre değil. İnatla ve feryat figan yola devam etmek gerektiğini düşünüyorum. İlerlemiş yaşıma rağmen enerjimi bundan alıyorum.

Son olarak üzerinde çalıştığınız herhangi bir proje var mı?

Bitmiş üç kitabım var. Biri, yaşadığımız uzun politik süreci anlatan ‘Geriye Dönüp Baktığımda’ adlı kitap. Biri, ‘Yüzyıl Sonraya Yazılan Mektuplar’. Diğeri de ‘Dawo- Tanrı’nın Sesi’, adlı tarihin ilk Malakan romanı. Bir de ‘Yüzyılın Örnek İnsanı’ adlı üstünde çalıştığım bir roman var.