Nereden nereye: Esad rejimi neden Türkiye’nin ilişki kurma talebini reddetti

Nereden nereye: Esad rejimi neden Türkiye’nin ilişki kurma talebini reddetti

Abdülmelik Ş. Bekir

Dış politikası iflas eden AKP iktidarının yaşadığı derin yalnızlığın ekonomik ve politik yansımaları giderek somuta dönüşüyor. İçerde ve dışarda yaşadığı çıkmazı aşmak için daha önce söylediği her sözü ve uyguladığı her pratiği adeta olmamışçasına yeni ilişkiler kurmanın derdinde. Ancak kendisi söylediklerini ve yaptıklarını unutmaya meyyal olsa da karşıdaki güçler unutmuyor. Zira AKP-MHP iktidarının U dönüşü yapmasını Türkiye’nin zayıflığına yoruyorlar. Gerçekliği de yok değil.

Herkes iktidarın içerde ve dışarda içine girdiği acziyeti, sıkışmışlığı ve çıkmazları görüyor. Diplomasi masasında bunları bir yönüyle avantaja dönüştürmesi ise işin doğası gereğidir. AKP-MHP iktidarı yaşadığı ağır yenilgilerden sonra yeni adımlara ihtiyaç duyuyor. ABD ve AB ülkeleri başta olmak üzere Arap ülkelerine kadar önüne gelen herkese zeytin dalı uzatıyor. Yeni ABD yönetimiyle anlaşmak ve uyuşmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Ukrayna’dan Afganistan’a Libya’dan Doğu Akdeniz’e kadar Washington’un gözüne girmek için herhangi bir maliyet hesaplaması yapmadan, taktir görebileceği her seçeneğe hazır olduğunu peşinen beyan ediyor. Hatta Kırım ve Kabil Havaalanı meselelerinde olduğu gibi kraldan daha kralcı kesiliyor. Ne var ki şansı çok yaver gitmiyor. Pazarlığı ağırdan alma şansı bile olmadan fırsatlar kaçıyor.

AB ülkeleriyle Doğu Akdeniz ve Kıbrıs bağlamında yaşadığı efelenmelerden epey bir süredir eser yok. Gemiler limana çekildiğinden beri varsa yoksa para meselesi. Afganistan’dan gelen mültecileri paraya tahvil etmek için sınırları açtı ancak burada da Taliban’ın ülkede hızla kontrolü sağlaması işleri bozdu. Ağız tadıyla bir pazarlık yapamadan mülteci akışı durdu. Neyse ki yine de ABD birkaç milyar Euro koparmaya yetti. Mülteci ticaretinden para kazanamayacağını anlayınca simsar uyanıklığıyla karşısında durarak Kabil Hava Alanı’nı savunma vaadini unutarak hemen Taliban’a kucak açarak daha fazlasını kazanma hevesine kapıldı.

Sıkışması arttıkça yıllarca efelenerek attığı köprüleri şimdi her cephede ilkesiz ve umutsuzca onarmaya çalışıyor. Köprülerin altında çok su aktığını unutunca da her adımı bir şamar olarak yüzüne çarpıyor. Yıllarca saldırı pozisyonunda olduğu Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) üst üste zeytin dalı uzatıyor. Ancak diğer diplomatik ilişkilerde olduğu gibi Arap ülkeleri de Türkiye’nin önüne ağır koşullar koyuyor. Ciddi tavizler istiyor.

Türkiye artık bölgesel düzlemde kurulan denklemlere dahi etki edecek bir pozisyon ve güçte değil. Önüne ne konuluyorsa, kendisine ne görev uygun görülüyorsa itirazsız kabullenmek zorunda kalıyor.

Türkiye’nin diplomaside yaşadığı iflasın en bariz örneği ise Esad rejimi tarafından dahi kabul görmemesidir. Türkiye’de medya iktidarın tekelinde olduğundan bu iflasın üstü kapatıldı ancak Arap dünya basınında epey yankı buldu. AKP-MHP rejimi diplomaside arka kanalları kullanma zemini bırakmadığı için epey bir süredir herhangi bir ülkeyle ilişki kurmak istediğinde ya da kendisinin attığı köprüleri yeniden onarmak istediğinden tabiri caizse zarf atıyor. Kendisine bağlı medya üzerinden bu talebini eğip bükerek iletmek zorunda kalıyor.

Suriye ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) üzerinden temasların olduğu biliniyor. Türkiye bir süredir bu ilişkileri tekrar Dış İşleri Bakanlığı düzeyinde yürütmek istiyor. Hatta bunun gayri resmi görüşmelerde oldukça ısrarlı davranıyor.

Türkiye’nin tüm ısrarına rağmen resmi düzeyde ilişkilenmek istemeyen ise artık Esad rejimidir. On bir yıldır yoğun iç savaş yaşayan ve ülkenin yarısının denetimi kendisinde olmayan, kentlerinin çoğu yerle bir olan, savaş ve ambargo nedeniyle ciddi bir ekonomik kriz yaşayan Esad rejimi Türkiye’nin resmi ilişkilenme talebini geri çeviriyor. Hem de “Türk hükümeti terörün baş destekçisidir” gerekçesiyle bunu yapıyor. Peki Esad rejimi bunu gücünden mi yapıyor? Elbette değil. Şu an da dünyada en fazla meşruiyete ihtiyacı olan, kendisiyle resmi ilişki kurulması için Arap ülkeleri başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında diplomasi yapan ve her türlü desteğe açık olan Esad rejimi bu gücünü AKP-MHP rejiminin çaresizliği ve tıkanmışlığından alıyor.

Türkiye’nin zayıflığından faydalanarak diğer ülkeler kadar olmasa da taviz almaya çalışıyor. Şimdi, “Esad rejiminin Türkiye’den taviz almaya yetecek ne gibi bir gücü var ya da olabilir ki?” sorusu sorulabilir. Görenler için sorunun cevabı çok basittir. O da Türkiye’nin Kürt fobisidir. Evet Türkiye’nin Kürt fobisi kendisini karşısındaki her güce gebe bırakacak düzeyde büyüktür. Nitekim son dönemlerde AKP-MHP rejiminin eteklerinin tutuşmasının sebebi de budur.

Esad rejimi de tıpkı diğer ülkeler gibi bu fobinin gayet farkında ve yeri geldiğinde de kullanmaktan çekinmiyor. İki hafta önce Beşad Esad yeni hükümete görev verirken, “Suriye artık 2011 bir öncesi gibi tek merkezden yönetilemez. Ademi merkeziyetçi bir yapıya geçmeliyiz” açıklaması, Türkiye’de alarm zillerinin çalmasına yetti.

Esad’ın bu açıklamasında ne kadar samimi olup olmadığı tartışılır ama açıklama Türkiye’nin Kürt fobisini ciddi anlamda tetikledi. Zira Esad, Türkiye’nin Kürt karşıtlığının nelere kadir olduğunun farkında. Bu açıklamayla Türkiye’ye aba altında gerekli sopayı gösterdi. Hemen ardından da Suriye topraklarını koşulsuz, şartsız terkini istedi. Peki Türkiye’nin Suriye ve Rojava’da kontrol ettiği bölgelerde kalma durumu var mı? Kesinlikle yok. Bunu en iyi AKP-MHP rejimi biliyor. Eninde sonunda terk edecektir. Hala kalmakta ısrar etmek istemesinin tek nedeni Kürtlerin hiçbir kazanım elde etmemesini garanti etmektir. Bu korkusu dönüp dolaşıp bumerang gibi kendisini vuruyor.

Elbette Türkiye’nin telaşının tek sebebi ve Esad’ın ayağına gitmesinin tek sebebi bu değil. ABD ve Rusya’nın Suriye zeminin de kimi ortaklaşmalara ulaşma olasılığı da Türkiye’yi tedirgin ediyor. İki ülke arasında Biden’ın yönetime gelmesiyle birlikte ortaklaşma isteği olduğuna birçok işaret var. ABD, Rusya’yı oldukça rahatsız eden petrol şirketi Delta Crescent Energy’nın yaptırım muafiyetini uzatmayarak geri adım attı. BM yardımları için Babülhava Sınır Kapısı’nın bir yıl daha açık kalmasına ilişkin iki ülke anlaştı.

Biden-Putin zirvesi başta olmak üzere iki ülkenin yetkilileri Suriye’nin de ele alındığı birçok görüşme gerçekleştirdi. Son olarak ABD’nin Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu Koordinatörü Brett McGurk, Cenevre’ye giderek Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentiyev ile görüştü. Bu görüşmeler sonrası Rusya Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov, Esad rejimi ile SDG arasındaki görüşmelerin gerekliliğine dair açıklama yaptı. Kürt basınına yansıdığı kadarıyla Demokratik Suriye Meclisi’nden (MSD) bir heyet temaslarda bulunmak üzere Eylül ayı içerisinde hem Rusya hem de ABD’ye gidecek. Bu ziyarete paralel olarak ABD’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk ile Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Fryshinin ve Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Alexander Lavrentiyev’in de bir araya gelmesi bekleniyor.

Pazılın parçaları birleştirildiğinde Türkiye’nin yıllardır yıkmaya çalıştığı, topraklarını ilhak ettiği, dünyanın dört bir yanından radikal cihadistleri bir araya getirerek yok etmek istediği Esad rejiminin ayağına neden gittiğini açıklamaya yetiyor. Böylesi bir dönemde Erdoğan, 21 Eylül’de gerçekleşecek olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak üzere ABD’ye gidiyor.

Erdoğan, ABD yönetimi tarafından davet edilmediği için resmi bir görüşme olup olmayacağı belli değil. Ama bunun olması için ciddi bir lobinin yapıldığı da kesin. Erdoğan, ABD’ye gitmeye hazırlanırken medyaya yansıdığı kadarıyla “sır küpüm” dediği Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan ise Suriye Ulusal Güvenlik Başkanı Ali Memlük ile görüşmek için Bağdat yolcusu. Tabii Fidan-Memlük görüşmesini Suriye kabul ederse. Türkiye, Irak Merkezi Hükümetiyle de son dönemlerde yoğun bir diplomasi yürütüyor. Bu diplomasi ve görüşmelerin tamamının birinci gündem maddesi ise “Kürtsüz bir dünya” umududur. Derler ya ayının yedi söylemi var yedisi de armut üzerinedir. Türkiye’nin de tüm diplomasisinin esası Kürt karşıtlığı üzerinden şekilleniyor. Ancak nereye giderlerse gitsinler, ne yaparlarsa yapsınlar bu Kürt fobisi sürdükçe Türkiye’nin gittiği her başkentte taviz vererek döneceği kesin.