SANATÇILARIN ‘HAYIR’I | Jülide Kural: Toplum yalana alıştı, yalana ‘dur’ demek için ‘Hayır’

SANATÇILARIN ‘HAYIR’I | Jülide Kural: Toplum yalana alıştı, yalana ‘dur’ demek için ‘Hayır’

HABER MERKEZİ – “Sanatsal yaratıcılığın temelinde ‘Hayır’ deme cesareti yattığını” söyleyen Jülide Kural, özgürlükte ayak diremenin önemine vurgu yapıyor. 16 Nisan’da oylanacak referandumda AKP’ye oy veren insanların dahi kafa karışıklığı yaşadığını belirterek ekliyor: “Artık yalanın kutsandığı bir ülkede yaşamak istemiyoruz”. Referandum sonrası mücadelenin önemine de vurgu yapan Kural, “Bir arada yaşamak için ayak direyen biz ‘Hayır’cılara çok iş düşüyor” diyor.


Röportaj: PELİN ÖZKAPTAN


16 Nisan’da ‘başkanlık sistemini’ de içeren anayasa değişikliğinin oylanacağı referanduma karşı ‘Hayır’ cephesi büyüyor.

Sanatçılar arasında da geniş bir ‘Hayır’cı kesim var.

Referandumda ‘Hayır’ diyeceğine söyleyen sanatçılardan biri de oyuncu Jülide Kural.

“Ülkede bir türlü oluşamayan demokrasi geleneğine tek adam rejimi ile tamamen son verilecek” diyen Kural bunun her yurttaş için ‘Hayır’ demenin bir gerekçesi olduğunu söylüyor.

Sanatçıların ‘Hayır’larını konuşmak üzere bir araya geldiğimiz Kural ile özgür sanatın derinliklerine de dokunan bir söyleşi gerçekleştirdik.

Başarılı oyunculuğu ve insan hakları alanındaki mücadelesiyle tanıdığımız oyuncu Jülide Kural, referandum sürecini, ‘Hayır’ gerekçelerini,  sanat ve özgürlük arasındaki ilişkiyi, kadınların ‘Hayır’ sebeplerini Gazete Karınca’ya anlattı.

“Oluşamayan demokrasi geleneği tek adam ile tamamen yok olacak”

Referandumda ‘Hayır’ diyeceğinizi deklare ettiniz. Niçin ‘Hayır’?

Elbette ki ‘Hayır’ diyorum. Peki neden? Birincisi bu ülkenin zaten bir türlü oluşturamadığı demokrasi geleneğine tek adam rejimi ile tamamen son verileceği için. Bu ülkede yaşayan her yurttaş için geçerli olan bir gerekçe bu. Çünkü tüm yetkilerin tek bir insana verilmesi her birimizin hayatına ağır yaptırımlar olması anlamına geliyor. Bu da biat toplumunun herhangi bir varlığı olacağımız anlamına gelir ki buna karşıyım. Çünkü o kadar farklı halkların, dillerin, kültürlerin ve inançların beşiği bir toprakta yaşıyoruz ki aslında bizim demokrasiden başka bir çaremiz yok, hep birlikte yaşayabilmek için. Her şeye rağmen birlikte yaşamakta direnen bir ana kitle var. Ve ben bunu çok önemsiyorum tam da bu yüzden referandumdaki tavrım ‘Hayır’.

Yetkiyi tek bir kişiye verirsek bir kere kuvvetler ayrılığı denilen güç tek bir kişiye teslim edilmiş olacak. Bu olduğu anda hukuk devleti ortadan kalkmış olacak. Demokrasinin üç temel taşı olan; yasama, yürütme, yargı tek bir elde toplanacak.

“AKP’ye oy verenler de kaygılı”

Bütün bunların temelinde de anayasa dediğimiz, toplum sözleşmesi olarak adlandırdığımız, toplumun temel konularda uzlaşabildiği bir sözleşmeyi imzalamamız gerekirken sadece bir kişinin karar verdiği yasalar bütününe ‘Hayır’ diyeceğiz. Toplumun büyük bir kesiminin -ki AKP’ye oy verenler de dahil- bu kaygıya düştüğünü görüyorum. Çünkü yapılanlar yapılacakların teminatıdır. Eğer ana özlemimiz demokratik bir toplum yapısını oluşturmaksa yapmamız gereken 16 Nisan’da ‘Hayır’ demek.

“Özgür sanatı oluşturmak için ‘Hayır'”

Bir sanatçı olarak neden ‘Hayır’?

Ben bu toplumda yaşayan bir sanatçı olarak şunu çok önemsiyorum; kendimi üretirken, sanat yaparken, hayatın her katmanında kendimi ifade ederken özgür olmak gibi bir temel vazgeçilmezim var. Çünkü sanatsal yaratıcılığın en temelinde yatan şey, ‘Hayır’ diyebilme cesareti ve değiştirebilmek için özgürlükte ayak direnmektir. Bu ikisini yan yana koyduğunuzda bu referandumda söylenebilecek şey; ‘Hayır’. Özgür sanatı oluşturabilmek için ‘Hayır’ demek zorundayım.

“Kadınların karşısında kimse duramaz”

Kadın mücadelesinin içinde de yer alan birisiniz. Kadınların ‘Hayır’ sebepleri nedir?

Bir kadın olarak yıllardır zaten kadına yönelik şiddetin, tecavüzün, çocuk istismarının hangi boyutlara geldiğini biliyoruz. Yıllardır kadın mücadelesinin içinde olan biri olarak; kadın mücadelesini geriye doğru getirecek herhangi bir durum, yasa, kişi bizim karşımızda direnemez. Kadınlar olarak biz o kadar güçlüyüz. Bunu fiilen hem kendi yaşantımdan hem de bu mücadelenin parçası olan tüm kız kardeşlerimden biliyorum. Biz birlikte çok büyük mücadeleler verdik.

“‘Hayır’ demek onur meselesi”

16 Nisan gecesi sandıktan ne çıkar, tahminiz ne yönde ?

Eğer normal koşullarda bir oy kullanma süreci olsa, ‘Hayır’ çıkar. Ahmet Türk’ün söylediği önemli bir şey var; “‘Hayır’ demek onur meselesi”. Bölgede çok ağır şeyler yaşamış bir halk var o yüzden bölgeden güçlü bir ‘Hayır’ çıkacağını düşünüyorum. 17 Nisan’ın ‘Hayır’ın çoğunlukla kendini ifade ettiği bir gün olacağını tahmin ediyorum. Çünkü bu sadece muhalif olan kesimlerin değil AKP’ye yıllarca oy vermiş kesimleri de tedirgin eden bir süreç.

Bu tedirginliğin kaynağı ne sizce ?

Çünkü ‘Evet’i tanımlayamıyor. Mitinglerde ‘Evet’in neden gerektiğine dair yeni bir şey söylemiyorlar. Evet’e aslında kendi kitlelerini de ikna edemiyorlar. Sadece Erdoğan olduğu için Evet’ diyecek yüzde 30’luk bir kesim var. Onların içinde bile soru işaretleri olduğunu düşünüyorum.

“‘Hayır’, ‘Ben biat etmek istemiyorum’ demektir”

‘Hayır’ çıkarsa her şey düzelecekmiş algısı yaratılıyor bir de. ‘Hayır’ çıkarsa ne olacak peki ?

‘Hayır’ çıktığında birden bire her şey yoluna girmeyecek elbette. Ama bu ülkede ‘ben demokrasi istiyorum’ gerçeği kendini tariflemiş olacak. ‘Ben biat etmek istemiyorum, ben hukuku önemsiyorum’. ‘Hayır’ bunları söylemenin bir yolu olmuş olacak yoksa yine sistem, iktidar değişmeyecek. Ama onlara ‘dur böyle devam etmesini istemiyorum’ denmiş olunacak. ‘Hayır’; yalana, olağanüstü şiddete, kavgaya dur demenin bir yolu.

“Asıl mesele ‘Hayır’dan sonra başlayacak”

Sanki bir milat var da ‘Hayır’ çıkınca her şey bitecek gibi bir noktaya kilitlendik. ‘Hayır’ çıkması toplumun refleks göstermesi anlamında çok önemli, tarihsel bir dönüm noktasıdır. Ancak bunun bir dönüm noktasına dönüşebilmesi için de belli bir cephenin oluşması lazım. Bu toplumun kendini tariflemesi için bir muhalefet cephesi oluşması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin HDP ağır koşullar altında ama yine de çok çalışarak hazırlanıyor referanduma. Lakin kanımca ‘Hayır’cı tüm cephenin hazırlık yapması lazım sonrası için. ‘Hayır’ deyince bitmeyecek iş asıl mesele ondan sonra başlayacak.

“‘Hayır’ çıkarsa öfke oluşabilir”

İçinde bulunduğumuz süreç Gezi’ye ve 7 Haziran seçimleri öncesi döneme benzetiliyor. Asla yan yana gelmeyecek, farklı kesimlerden insanların bir hedefte birleşmesi açısından. Fakat 7 Haziran sonrası oluşan şiddet de malum… ‘Hayır’ çıkarsa iktidarın tepkisi ne olur?

Doğrusu bunun bir öfke doğuracağını ve karşı ataklar olacağını düşünüyorum. Çünkü koskoca bir ülkeyi benim vatandaşım, benim muhtarım, benim toprağım gibi mülkiyet bağlamında tanımlayan bir cumhurbaşkanı var maalesef. Burada kendini her şeyin sahibi gibi sayma durumu var. Dolayısıyla psikolojik de bir nedeni var bu ‘başkanlık’ talebinin.

Eğer ‘Hayır’ çıkarsa 7 Haziran’daki gibi bir öfke oluşabilir. Her yerde patlamalar olup, şiddet dalgası başlamıştı. Tam da bu nedenle bunları yaşadığımız için ‘Hayır’ bir zafer anlamına gelmemeli, bu toplumun bir refleksi sadece. Gezi ve 7 Haziran sonrasında da baskı ve şiddete karşı bir hazırlıksızlık olmuştu. Politik olarak buna hazırlanmak gerek. Ben sanatçıyım bunun bir öznesi değilim ama düşündüklerimi söylemek istiyorum. Bir partinin oluşması lazım çünkü artık CHP ile olamayacağı her anlamda ortada. Ama tabi ki CHP’nin içinde bu duruma karşı çıkan insanlar da var. Hem onlarla bir araya gelebilecek hem de gerçekten farklı kesimlerin yan yana gelebileceği bir parti oluşturulmalı.

Politikacılar sadece referanduma kilitlenmiş durumda oysa yapılması gereken şey somut olarak bir parti kurmak. Toplumun buna ihtiyacı var şuanda. Çünkü hırpalanmış, sürekli yalana maruz kalan bir halk var. Mesela Selahattin Demirtaş da bu yüzden tutuklu. Çünkü bu dönemde eğer çıkabilseydi alanlara çok güçlü bir etki yaratırdı. Figen Yüksekdağ da öyle keza. Herkes çok iyi düşünür, ama bazıları çok iyi anlatır. O potansiyel de Demirtaş’ta var. Bence politikacılar şu süreçte sadece ‘Hayır’ çıksa da çıkmasa da bir parti kurulmalı. Somut olarak bu sistem içinde yapılabilecek bir muhalefete ihtiyaç var. Bir yerde toplanmamız gerekiyor. Sadece bu AKP karşıtlığı değil, demokrasiye, farklıların yan yana durabileceğine inanan insanların buna ihtiyacı var. Bizi birbirimize düşmanlaştıracak buna izin vermemiz gerekiyor.

“Yalanın kutsandığı bir yerde yaşamak istemiyoruz”

Toplum yozlaştı, toplum yalana alıştı. Eskiden hırsızlık kötü bir şey olarak algılanırdı oysa ki şimdi bu normal. Yalan ayıptı şimdi normal. En temel insani değerler sistemi sarsıldı. Düzeysizlik, hakaret, nefret, saldırganlık bütün toplum sevgisiz bir hale dönüştürülmeye çalışılıyor. “Biz artık yalanın kutsandığı bir yerde yaşamak istemiyoruz” diyebilmek bile yan yana durmanın bir nedeni olabilir.

“Sanatçı susarsa sanat ölür”

Sanatçılar ‘Hayır’ dediğinde tepki alıyor. Mesela en son Şevket Çoruh örneği. Bir yandan sizin gibi fikrini ne pahasına olursa olsun söyleyenler bir yandan da sessiz bir korku sarmalı hakim. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Ben ömrüm boyunca duruşunu saklamayan biri oldum. Böyle olduğum için de insanların benim yanıma yanaşmadıklarını, benimle politik bir konuşmanın uçları açılır korkusuyla selam vermediklerini gördüm. Korkunun boyutunu anlatmak için söylüyorum bunları. Bu tabi ki çok iç acıtıcı. Ama toplumlar bazen böyle sınavlardan geçerler. Bazen bu iyidir, o insanların da kendileriyle karşılaşmasını sağlar. Mesela iki çocuğu olan, tiyatrodan aldığı maaşla yaşayan bir oyuncu düşünüyor, ‘Tv’de iş yapamazsam, tiyatrodan da çıkarılırsam ne yaparım’ diye. Düşündüğünde doğru. Bunları kaybettiğinde bedelleri ağır olacak. Ama duruşumuzu, tavrımızı net olarak ortaya koymazsak yarın o çocuğun ne okuyacağı bir okul ne de yaşayabileceği bir ülke olacak.

O yüzden kimi zaman toplumlar bedel öderler. Tarihsel sorumluluklar yüklenirler. Sanatçıların da bir şeyler yapması gerekir. Örneğin ben Çehov, Shakespeare, Beckett oynuyorum yani bir sürü büyük yazarın sözlerini söylüyorum, onların dünyalarına giriyorum. Ve söylediğim her şey aslında özgürlük arayışının bir sesi. Bütün sanatçılar ruhunda özgür olmayı ister. O ruhta tam hayatın ortasında bir şey. Dolayısıyla özgürlük arayışını bıraktığın anda sanat yapamıyor olursun. Çünkü sanatçının özgürlükten başka çaresi yoktur. Onu köleleştirirsen artık o sanatçı değildir. Ve aslında kendi değildir artık. Dolayısıyla ilk söylediğinde anladığın şey onun uzun vadede kendini yok etmesi anlamına geliyor. Bu bedeller bugün ödeniyorsa da hepimiz yarını için bazen bu gerekir.

Her susan insan aslında var olana evet diyordur. Korkunun büyümesine neden olacaktır. Neden bugün ‘Hayır’ çıkabilir diyoruz ? İşte bunun nedeni bu cesareti gösterenler örneğin akademisyenler. Onlara büyük saygı duyuyorum. Çünkü bir akademisyenin üniversiteden koparılması can damarının koparılması gibi bir şey gerçekten. Tabi her yer akademi olabilir artık. Şevket de öyle, bu cesareti göstererek başka insanlara da cesaret verdi. Cesaret de korku da bulaşıcıdır.

Bir sanatçının kendini ifade edemediği, susup korktuğu yerde sanat ölmüştür. Hiç bir sanatçı da bunu göze almamalı. Çünkü bedeli göze almak seni daha sanatçı kılar. Kalbinin derinliklerinden gelen haykırışı ancak hayatında da karşılığı varsa söyleyebilirsin. Ve o zaman gerçek olabilirsin. Sahneden iyi bir şey yaptım demenin onuruyla inersin.

“Sessizler ordusu oluşturulmaya çalışılıyor”

Ankara DTCF’deki neredeyse tüm akademisyenler ihraç edildi. Tiyatrolar ve televizyonların baskı altında olduğunu söylüyorsunuz. Sanatçılar bununla nasıl mücadele etmeli? Sahnenin önüne gerilen karanlık perde nasıl aralanabilir ?

Bana göre o karanlık perdeyi yırtmanın en iyi yolu – çünkü biz perdeyi tanırız, sahneyi biliriz- orada anlamlı replikler söylemekten geçiyor. Öyle gerçekten sanatsal bir duruş sergileyebilirsin ki bu şekilde. Hem sanatçı olarak cesursundur hem de sloganist olmaz. Çünkü biz politikacı değiliz, klasik söylemlerle devam ettiremeyiz bazı şeyleri. Ama bugünlerde daha da çok konuşmak gerekiyor. Çünkü artık bizim soluk alacağımız alanlar da kalmıyor. Okulların içi boşaltılıyor, tiyatrolardan insanlar gönderiliyor. Sessizler ordusu oluşturulmaya çalışılıyor.

Ama ben şunu biliyorum o sessizliklerin içinde aslında sessiz bir çığlık var. Bu çığlık ortamını bulduğu anda sahiden büyük bir sese dönüşecek. Korkunun getirdiği nedenlerle ‘aman başıma bir şey gelmesin’ diye duruyor ama içi çığlıklarla dolu. Bu insanların çoğu gidip de ‘Evet’ demeyecek. Bir parti meselesi olduğu için değil korkuyla yaşamak istemedikleri için ‘Hayır’ diyecekler. Sanatçılar da bireysellik vardır. Bu yüzden çok fazla örgütlülük olmuyor. Ama Oyuncular Sendikası bunu kırdı biraz mesela. Önemli bir adım atıldı. Dayanışma cesareti de bulaşıcı kılar. Karanlık perdeye karşı önerim bir arada olmak.

“‘Evet’, ‘Bu toplum bana biat etmek istiyor’ anlamına gelecek”

‘Evet’ çıkarsa nasıl bir Türkiye görüyorsunuz ?

Çok karanlık bir Türkiye görüyorum. Çünkü zaten demokrasi geleneğini oluşturabilmiş bir ülke değiliz. Ortadoğu ülkesi olmanın getirdiği kimi özellikleri de barındırıyoruz. Dolayısıyla o hiyerarşik yapıya çok açığız. Tek bir insanın böylesine yetkilerle donatıldığı bir ülkede çok ağır sorunlar olacağını düşünüyorum. Yoksulluk ve şiddet artacak. ‘Evet’ toplumun bir yarısının düşman ilan edilmesi anlamına gelecek. Ve suskunluk yetmeyecek ondan sonra.

‘Evet’in çıkması ‘bu toplum bana biat etmek istiyor’ anlamına gelecek. Yüzde 50’lik kısmın yok edilmesi anlamına gelecek. Yok edilmeyi kimse göze alamayacağı için bu ağır bir savaş ve çatışma sürecini başlatabilir. Hala bir arada yaşama iradesinde ayak direyen biz hayırcılar, başka çaremiz yok. Umudu ve mücadeleyi bırakmayacağız. En dibe vurduğunda bu sıçrama alanı demektir yine kalkarız. O nedenle ‘Hayır’lı yarınlar dilerim.