Yanan-yakılan ormanlar ve ikili tavır

Yanan-yakılan ormanlar ve ikili tavır

İbrahim Aslan

Yaz dönemi boyunca memleketin birçok yerinde orman yangınları çıktı veya çıkarıldı. Ormanlar yangıları sadece bu yıl değil hemen hemen her yıl yaşanıyor ancak bu yıl turizm bölgeleri başta olmak üzere geniş alanları ve yerleşim yerlerini etkileyen yangınlar yaşandı.

Muğla ve Antalya başta olmak üzere turizm bölgelerindeki geniş orman yangınları ülkenin temel
gündemi oldu. Yangınları söndürmek için hem devlet hem de millet seferber oldu, televizyonlar canlı yayınlar verdi.

Turizm bölgelerindeki orman yangınlarından PKK’yi sorumlu tutan yorumları televizyondan izledik, köşe yazılarından okuduk, sosyal medyada zaten sadece PKK’yi değil Kürtleri sorumlu tutan, hedef gösteren binlerce yorum gördük.

Sözde bazı vatanseverler(!) yollara döküldüler turizm bölgelerinde araçları durdurup Kürt olan
insanların turizm bölgelerine girmelerini engellemeye çalıştılar.

Devletin askeri ve polisini bu görüntüler yaşanırken çok fazla görmedik, elinde silah tutan bu sözde vatanseverleri engellemek için. Yangınlar nedeniyle PKK veya Kürtler hedef gösterilirken, Manavgat’ta çıkarılan yangının Ülkü Ocakları üyesi bir kişi tarafından çıkarıldığını da öğrendik günün sonunda bunu da bir yere not edelim.

Bu yangınlar söndürüldükten sonra şimdi de Kürtlerin coğrafyasında yoğun yangınlar yaşanıyor. Dersim başta olmak üzere Bingöl, Bitlis ve Şırnak’ta çok geniş alanlarda yangınlar var. Dersim’de askeri operasyonlar ve uçak bombalaması sonucu çıktığı belirtilen yangına 12 gün boyunca halkın müdahale etmesini engelleyen devlet, ancak 12 gün sonra yoğun kamuoyu tepkisi nedeniyle müdahale etmeye başladı.

Hatta AKP’nin Elazığ’dan ithal edilmiş olan Dersim İl Başkanı sanal alemde fotoşoplu yangın söndürme müdahalesinde de bulundu uçakla. Hem de hiç utanmadan ve sıkılmadan. Bölgeye giden HDP heyetini ve Dersim Belediye Başkanı’nı da sözlü olarak hedef almadan geri durmadı bu zat.

Hozat’tan başlayıp Ovacık’a kadar binlerce hektarlık alanı yok eden yangın, ağırlıklı olarak Dersim’deki belediyelerin ve halkın müdahalesiyle kısmı olarak kontrol altına alınabilirken, bu kez Munzur ve Pülümür vadilerinde iki ayrı yerde yangın çıktı veya çıkarıldı.

Dersim’deki halk ve yaylalarda yaşayanlar, yangınların askerler tarafından çıkarıldığını belirtiyor. Gerçi Kürt coğrafyasında yaşayan insanlar, zaten 90’lardan bu yana askeri operasyon sırasında veya hava bombardımanı sonucu yangınların çıktığını veya çıkarıldığını gayet iyi biliyor.

Yine Bingöl’ün Yayladere bölgesinde çıkan yangını başta HDP’liler olmak üzere bölge halkının kendi olanaklarıyla söndürmeye çalıştığını günlerdir izliyoruz. Devlet kurumlarının yine bu yangına çok kısmı müdahale ettiğini, havadan müdahalenin şart olduğunu yangını söndürmeye giden insanlar sosyal medyada adeta çığlık atarak kamuoyuna ve yetkililere ulaştırmaya çalışıyor.

Keza Bitlis’in Buzlupınar bölgesinde çıkan yangında hale devam ediyor ve aynı manzaralar burası için de geçerli. Bu yangınlara ilişkin ve yaşananlara dair birçok şey söylenebilir, söylenecektir de. Ancak devletin ve sözde vatan-millet-Sakarya diyen kesimlerin tavrı ikilidir.

Dersim’de, Bingöl’de, Bitlis’te ve Şırnak’ta ormanlar yanarken bu sözde vatanseverlerin, “Ormanlarımız yanıyor” dediğini göreniniz oldu mu bilmiyorum ama ben görmedim. Bunu yapmadıkları gibi Kürt coğrafyasında çıkan yangınlara karşı duyarlı olunması çağrısında bulunan aydınların, sanatçıların, toplumca tanınan kişilerin bu kesimler tarafından hedef alındığı defalarca yaşadık ve gördük.

Yine batıda çıkan yangınlarda devletin askeri, polisi, itfaiyesi ile halkın ile birlikte yangınları söndürmek için seferber olduğunu görürken, Kürt bölgelerinde ise genel olarak yangını söndürmek isteyen halkın asker ve polisler tarafından valilerin talimatıyla engellendiğini görüyoruz. Şunu açıkça biliyorum, rant ve talan için kapitalistlerin ve onların gücü olan devletin coğrafya ayırt etmeden yapmayacakları şey yoktur ve yapıyorlar da. Bu durum sadece yaşadığımız ülke veya coğrafya için de geçerli değil.

Dünyanın her yerinde kar hırsı için ormanlar yakılıyor, dağlar delik deşik ediliyor, HES’lerle, barajlarla yerleşim yerleri sellere teslim ediliyor, madenler için tüm ekoloji yok ediliyor. Bizim yaşadığımız coğrafyada ise son bir, bir buçuk aydır yaşanan yangınlar üzerinden sadece söz kurmamız gerekirse, ikili bir devlet ve millet tavrını çok açık görüyoruz.

Binlerce yıllık tarih olan Hasankeyf’i sular altında bırakan zihniyet neyse Dersim’deki, Bingöl’deki, Şırnak’taki ve Bitlis’teki orman yangınlarını izleyen zihniyet odur. İnsan olmak ve insan olarak doğanın bir parçası olduğunu bilmek yangın, yıkım, talan, rant dünyanın neresinde varsa ona karşı çıkabiliyorsanız o zaman insansınız.

Coğrafya ayırt ederek duyarlılık yapıyorsanız; yaşanan tüm yangınların, yıkımların, talanın ve doğayı
zehirlemenin hiç tereddüte gerek yok tek kelimeyle ortağısınız.