Ana SayfaYazı / AnalizAkın OlgunDinleyin – AKIN OLGUN

Dinleyin – AKIN OLGUN


AKIN OLGUN


Bir keman durur kollarının arasında çocuğun.

Eksik sözlü notalar koynundadır.

Ve sözleri, dolu gözlerle bakar karşının kıyısına.

Karşıdan, hayali el eden sevgili, dost, arkadaş, belki hiç kimse…

Dinleyin!

Karşı kıyı uzak, karşı kıyı buğulu, karşı kıyı varılamayışın kısa öyküsüdür.

Olsun, içinin yelkenlerine üflediği o küçük esinti, ulaştıracak mutlaka. Mutlaka varacak kendi yarınına.

Düne bir hatıra kalacak her şey. Her acı, her sızı, her beter olası şey.

Hayalleri, bir sahnenin tam ortasında, ışıkları üzerine düşürecek. Kemanın sızısı, büyütecek dinleyenlerin duygularını. Alkışlar da olacak, gözyaşı da. Belki salonda alkışlayanlar içinde, bir sevgili, bir dost, arkadaş, belki hiç kimse…

Saygının serenadına eğilerek, hoş geldin edecek hayat.

Dinleyin!

Sözler, o rüzgâra çarpan dalgaların arasında dudak mırıltısı şimdi. Rüzgâr dalgaları, dalgalar soğuğu, soğuk bedenini kesiyor.

Sarılıyor kemanına. Bastırıyor içine. Kapatıyor gözlerini, bastırıyor içine. Nefesine inen dalgaları sayıyor, bastırıyor içine. Dalgalar yüreğini ağzına getirip, götürüyor, bastırıyor içine.

Kendi mırıltısını duyuyor sadece, bastırıyor içine. Notaları düşünüyor bir an, bastırıyor içine.

Derine, daha derine.

Daha daha derine doğru batıyor içi.

Açıyor gözlerini ışık yok, ayağının altında büyük bir boşluk. Kapatıyor gözlerini, kollarının arasında yol arkadaşı. Sarılıyor son bir güçle. Tutunduğu ne varsa hayata dair batıyor. Nefesi nefesine, gözleri gözlerine, yüreği yüreğine batıyor.

Kendisine dünyada bir küçük yer açmayanların umursamazlığında, çok görülmüşlüğünde vurgun yiyen hayalleri boğuluyor.

Dünyanın bütün ötekilerinin hayalleri, karşı kıyıya bakar ve dalgalar değildir ölü bedenleri kıyıya savuran. Kendi hayallerini başkalarıyla paylaşmamak için, sus payından yararlanıp, vicdanlarını ötekine kapatanların ikiyüzlülüğüdür sebep.

Dinleyin!

Sahile vuran hayaller ölüdür ve insan tacirlerinin umut pazarında haraç mezat satılandır.

Sahile vuran ölü bebekler, sınırların tel örgülerine takılan derilerimiz, sırtımızdan giren kurşun, üzerimize düşen bombalar, takılan çelmeler, hepsi, bizim payımıza öylesine düşürülendir.

Üzerlerine doğrulan kameraları, uzatılan mikrofonları görünce ellerini havaya kaldırıp “teslim olan” çocuklar, oyun oynamıyorlar. “Teslim olmak” bir çocuk oyunu değildir çünkü.

Çocuklara “teslim olmayı” öğreten zulmü, korkuyu bir çocuğun gözlerine bırakan vahşeti, hiçbir ninni dindirmez.

Dinleyin,

Çocukların ninnilerini öldürdüler.

Çaldılar masallarını.

Ve onların çalınan masallarını, öldürülen ninnilerini karşı kıyıda kendi çocuklarının kulaklarına her şeyden habersiz fısıldayarak uyutanlar,

Uyumuyor çocuklarınız. Duyuyor, görüyor ve kaydediyorlar çağın belleğine.

Dinleyin,

Vicdanını, yardım kumbaralarında teselli edenler, asla yetmeyecek ‘penny’ler, ‘cent’ler, dindirmeyecek hiçbiri sızıyı.

İşte o sahile vuran çocuk Kurdi’nin el kadar bedeni, kemanına sarılan Barış’ın hayalleri ve isimleri hafızamızda yer etmeyecek kadar değersiz kılınan insancıklar, hemen hepsi bizim kıyıların gerçek hikâyesidir ve hepsi dünyanın gözyaşlarıdır.

Dinleyin,

Karşı kıyının sokağında, caddesinde bulduğu bir eşyayı, sahibi çıkar diye yüksek, görünür bir yere kaldıranlar,

Gerçeği sesleniyor parçası olduğumuz insanlık.

Bizim kaldırıp görünür kılınabileceğimiz tek yer, aramıza örülen yüksek duvarlardan ibaret. Sınırların tel örgülerinde kaybettiğimiz eşyalarımız yırtık, paramparça ve duvarların üstüne bıraktığımız tek şey, canımız.

Daha yükseğe kaldırmaları için, başka ölülerin sırtına basıp tırmanmalarını bekliyorsunuz belki, içinize kabul lütfuna kim layık, kim değil seçmecesinde artık “modern” ölçüler var, cetvelle ölçmüyorsunuz elbet. Çarkın ihtiyacına uygun, ayıklıyorsunuz insanı insandan.

Karşı kıyı uzak, karşı kıyı buğulu, karşı kıyı varılamayışın kısa öyküsü…