Ana SayfaÇeviriSadece doğa değil savunucuları da tehlike altında: Her hafta 4 yaşam savunucusu öldürülüyor

Sadece doğa değil savunucuları da tehlike altında: Her hafta 4 yaşam savunucusu öldürülüyor

HABER MERKEZİ – Ekonomik çıkarlar için kaynakların sömürüldüğü, ormanların ve toprakların ‘özelleştirildiği’ günümüzde tehdit altında olan sadece doğa değil, aynı zamanda yaşamın ve doğanın savunucuları. Guardian’ın haberine göre dünyanın her tarafında toplulukların topraklarını, doğal kaynaklarını ve doğayı savunan yaşam savunucularından her hafta dördü öldürülüyor ve bu ölümlerin cezasız bırakılması ‘herkesin yaşam savunucuları öldürebileceği algısının’ tanınırlık kazanmasına yol açıyor.


Çeviri – Derleme: Tolga Er


Toplulukların topraklarını, doğal kaynaklarını veya doğayı savunan yaşam savunucularından her hafta dördü öldürülüyor.

2016 yılında iki yüzün üzerinde aktivist, doğa savunucusu ve yerli lider, toprakları korumaya çalışırken öldürüldü; bu sayı, beş yıl önce öldürülen yaşam savunucularının beş katı.

Bu yılın ilk beş ayında ise şimdiden 98 kişi öldürüldü.

Ölümlerin en çok görüldüğü bölge ise Latin Amerika.

Dünya nüfusunun yaklaşık onda birine ev sahipliği yapan Latin Amerika toprakları; nehirleri, yağmur ormanlarını, dağları ve okyanusları korumak isteyenler için ise en tehlikeli bölge konumunda.

‘Yaşam savunucularını öldürmenin cezasız kalması salgın haline geldi’

Konuya ilişkin konuşan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan ve Çevre Hakları raportörü John Knox’a göre, savunucular dünyanın her yerinde ‘tehdit altında’.

Knox, şöyle diyor:

Doğaya ekonomik nedenlerle zarar vermek üzerine yüksek bir eğilim var. Bu durumda risk altında kalan insanlar ise ötekileştirilmiş, siyasetten ve yasal düzenden mahrum bırakılmış ve doğaya bağımlı yaşayanlar. Ülkeler hukukun egemenliğine saygı duymuyor. Dünyanın her yerinde savunucular tehditlerle karşılaşıyor.

Knox ayrıca, yaşam savunucularını öldürmenin cezasız kalmasının salgın haline geldiğinden bahsediyor:

Şimdi de ‘cezasız bırakma’ adında bir salgın var. Artık herkes sonucuna katlanmadan yaşam savunucularını öldürebiliyor, önlerine çıkanları ortadan kaldırabiliyor.

Vakalar istisnai değil: Öldürenler, devletler ve şirketler tarafından kiralanıyor

Raporlara göre öldürenlerin birçoğu şirketler ve devlet güçleri tarafından kiralanıyor. Çok azı tutuklanıyor, hatta çoğunun kimliği bile belirlenemiyor.

Global Witness kampanya lideri Billy Kyte’a göre ise ‘vakalar istisnai değil’.

Kyte, saldırıların sistematik olduğuna dikkat çektiği açıklamasında şöyle diyor:

Bu vakalar, ayrı bölgelerde yaşayanlara ve yerli topluluklara yönelik devlet ve şirket aktörleri tarafından uygulanan sistematik saldırıların semptomları olarak ele alınmalı.

Doğa katliamına dur diyen topluluklar; şirketlerin özel güvenlik ekiplerinin, devlet güçlerinin ve tetikçilerin hedefinde.

‘Küreselleşme ve kapitalizmin vahşeti’

 Araştırmacılara göre doğaya ilişkin sorunların yoğunluğu ve sayısı artış gösteriyor.

Global Witness kampanya lideri Kyte’a göre sorunun temelinde ‘küreselleşme ve kapitalizmin vahşeti’ yatıyor:

Dünya genelinde yaşanan bu sorunun nedeni küreselleşme. Kapitalizm vahşi ve küresel şirketler fakir ülkelerin topraklarına ve kaynaklarına ulaşmanın yollarını arıyor. Şirketler ve hükümetler de şimdilerde insanları öldürmek için beraber çalışıyor.

 Ekonomik çıkarların söz konusu olduğu ölümlerin 43’ü devlet, 33’ü polis, 10’u ordu ve 52’si özel güvenlik güçleri ve tetikçiler tarafından gerçekleştirildi.

Global Conservation’ın açıkladığı verilere göre, son on yılda 800’ün üzerinde doğa bekçisi kaçak avlananlar ve silahlı paramiliter gruplar tarafından öldürüldü.

Cáceres: Bizler yaşamın savunucularıyız, tehlikeleri göze alıyoruz

Agua Zarca hidroelektrik barajının yapımına karşı direndikten sonra 2016 yılında öldürülen Honduraslı Lenca yerlilerinin lideri Berta Cáceres’in kızı Laura Cáceres’a göre tüm bunların ‘insana verdiği zarar’ dehşet verici.

Ölüm tehditlerinin ardından ülkesinden ayrılmak zorunda kalan Cáceres, şöyle diyor:

Berta Cáceres sistemin önünde bir engeldi. Honduras topraklarının yüzde 30’u çok uluslu şirketlere devredildi, ormanları özelleştirildi. Annem kökenine ve toprağına hep tutku duymuştu, emperyalizmin sinsi ve gaddar formları onu dehşete düşürürdü.

Laura Cáceres, ‘hayatın devamı için her şeyi yapmaya hazır olduklarını’ söylüyor:

Bizler yaşamın savunucularıyız. Yaşam devam etsin diye her şeyi yapmaya hazırız. Hayatımızın ve ailelerimizin hayatının sonlanmasını istemiyoruz. Ancak bu tehlikeyi göze alıyoruz. Annem gibi tanınırlığı olan birini bile öldürebiliyorlarsa herkesi öldürebilirler.

Annesinin ardından yerli hakları organizasyonunun başına getirilen Cáceres’in kardeşi Berta Zúñiga’ya da silahlı saldırı gerçekleştirildi. Zúñiga, saldırıdan kurtuldu.

‘Tehditleri BM’e ilettik, bir sonuç alamadık’

İsmini vermeyen Batı Afrikalı yasadışı tomrukçuluk karşıtı aktivist de ‘ailesinin ve kendisinin ölüm tehditleri aldığını’ aktarıyor.

Tehditlerle ilgili bilgiyi BM’ye ilettiğini ve onlardan yardım istediğini anlatan aktivist, ‘kurumdan sonuç alamadıklarını’ söylüyor.


Kaynak: The Guardian