Ana SayfaGüncelCUMHURİYET DAVASI | Mahkemeden gazetecilerin tutukluluğuna devam kararı

CUMHURİYET DAVASI | Mahkemeden gazetecilerin tutukluluğuna devam kararı

HABER MERKEZİ – Cumhuriyet gazetesinin yazar ve yöneticilerinin yargılandığı davanın ikinci duruşması başladı. 158 gün sonra savunma yapan Emre İper, “Beni FETÖ’den bir gün tutmanızdansa ömür boyu sorgusuz sualsiz tutmanızı tercih ederim. Utanç verici bu davadan beraatimi talep ediyorum” dedi. 316 gündür tutuklu olan gazeteci Kadri Gürsel ise savunmasında, “Tutuklu olmamın tek sebebi eleştirel, bağımsız ve muhalif bir gazeteci olmamdır” dedi. Kendisinin nesnel gazetecilik yaptığını ancak savcıların bundan suç çıkarmaya çalıştığını söyleyen Ahmet Şık ise “Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor. Böyle yargılama yapılmaz” dedi. Duruşma sonunda mütalaasını açıklayan savcı tutuklu gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamını istedi. Mahkeme heyeti ise gazetecilerin tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı 25 Eylül’e erteledi.

Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasının suçlama konusu yapıldığı, yazar ve yöneticilerinin savunmalarının Temmuz ayında alındığı davanın 2. duruşması bugün Silivri Cezaevi’nin karşısında bulunan duruşma salonunda başladı.

Bugünkü duruşmada gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Yayın Danışmanı ve yazarı Kadri Gürsel ile gazetenin muhabiri Ahmet Şık’ın tahliye talepleri bir kez daha değerlendirildi.

Dayanışma ve destek

Duruşma öncesi çeşitli uluslararası kurum, kuruluş ve kişiler Cumhuriyet’e destek ve dayanışma mesajları gönderdi.

Almanya’nın Avrupa Parlamentosu’ndaki üyelerinden Rebecca Harms mektubunda, “Gazetecilik değil asıl gazetecileri parmaklıklar altına atmak suçtur, çünkü gazeteci işini yapmak dışında bir şey yapmamıştır” dedi.

Belçika PEN ve Norveç Yazarlar Birliği PEN’den Türkiye’nin Oslo’daki Büyükelçisi Göktürk de gazeteyle dayanışmak adına birer mektup gönderdi.

Öte yandan duruşmayı takip etmek ve yargılanan gazetecilerle dayanışmak için birçok gazeteci Silivri’ye gitti.

Gazetecilerin açıklama yapmasına engelleme

Davayı takip etmek için Dışarıdaki Gazeteciler ve Cumhuriyet Davası Koordinasyonu’nun çağrısıyla Silivri’ye gelen gazetecilerin duruşa salonu önünde yapmak istedikleri basın açıklamasına ise izin verilmedi.

Engelleme nedeniyle gazeteciler adına basın açıklamasını HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu okudu.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Gazetecilere yönelik baskıların simgelerinden Cumhuriyet davası için buradayız. Sadece onların değil bütün gazetecilerin özgür olmasını istiyoruz. Binlerce gazeteci işsiz kaldı. Sayısız dava ve ev hapsi cezası var. Muhalif gazeteciler ve gazeteler her haber nedeniyle soruşturma ve davalara maruz kalıyor. Gazetecilerin tutuklanmaları arasında yayın politikaları dahi var. Yüzlerce internet sitesi anayasaya aykırı erişim kararıyla engelleniyor. Onlarca gazeteci işsizlik nedeniyle ülkeyi terk etti. Basın özgürlüğü için hakikati dillendirmeye devam ediyorlar. Türkiye’yi aydınlığa çıkartacak olan da hakikatin ışığıdır.

Emre İper: Utanç verici bu davadan beraatimi talep ediyorum

Duruşma başlamadan önce Mahkeme Başkanı, arka sıralarda oturan jandarma görevlilerinin salondan çıkmasını istedi.

Duruşma ‘Bylock’ kullandığı iddiasıyla 158 gündür tutuklu bulunan muhasebe çalışanı Emre İper savunmasıyla başladı.

Emre İper, Bylock’la ilişkilendirilen FETÖ ile hiçbir ilişkisinin olmadığını söyledi.

İper, telefonunda Bylock programının da olmadığını ifade etti. Bilirkişi Koray Peksayar’ın “Telefonda Bylock’a rastlanmadı” sözlerini hatırlatan İper, “Emniyet raporu da ‘Bylock vardır’ diyemiyor” dedi.

İper şöyle devam etti:

Gözaltında evimden alınan CD, flaş disk ve bilgisayarda da herhangi suç unsuruna rastlanmamıştır. FETÖ/PDY örgütünden hiç kimseyle irtibatlı olmadığım onlarla hiçbir organik bağım olmadığı belgelenmiştir. Sonuç olarak benden de FETÖ’cü çıkmaz. O terör örgütünden en çok zararını gören insanlardan da biriyim. Arkadaşlarım ve ailemden insanlar da onların kurdukları kumpas davalarında yargılandılar. Onların gazete binasına attırdıkları el bombaları benim çalıştığım cama geldi. Ben Cumhuriyet’te çalışmaya devam ettim. Beni FETÖ’den bir gün tutmanızdansa ömür boyu sorgusuz sualsiz tutmanızı tercih ederim. Utanç verici bu davadan beraatimi talep ediyorum.

Mahkeme Başkanı İper’e “Bir sanığın günlük olarak ne yaptığı mahkemelerin ilgisini çeken bir şey değildir. Ama enteresan bir şekilde sizin ByLock hattınız sizin güzergâhınızı izliyor. Sizin gittiğiniz yerleri takip eden bir ByLock silsilesi var izah eder misiniz?” diye sordu.

İper soruya şöyle yanıt verdi:

ByLock sadece bir kişide yok. Bir sürü kişide var. Burada bir kişide bu uygulama varsa buradaki IP çakışmamızdan hepimizde gösterir. Bahsi geçen HTS kayıtları iş saatleri ve güzergahı. ama HTS kayıtları da tutarsız. ByLock kayıtarı yanlış demiyorum, benim değildir diyorum. Ben sabah yola çıkıyorum, internete giriyorum. Yola çıktığımda beraberimdeki insanlarla aynı IP’yi kullanıyoruz. Benim telefonumda ByLock yok. ama HTS kayıtlarıyla buradaki bir kişide ByLock olması herkesi ByLockçu olarak gösterebilir.

Tanıklar dinleniyor

İper’in savunmasının ardından Cumhuriyet’in eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız tanık olarak dinlendi.

Mahkeme başkanının “‘Gazete kötü yönetildi, batırıldı’ şeklinde bir değerlendirmeniz var. Açar mısınız?” sorusu üzerine Yıldız şu yanıtı verdi:

Sanıyorum bana sorulan bir soruya verdiğim yanıt üzerine röportajı yapan arkadaşın yaptığı bir yorumdur. Cumhuriyet en eski gazetedir ama ne var ki iyi bir mali yapıya ulaşamamıştır. Patronlar döneminde de, vakıf döneminde de böyleydi. Çünkü bağımsız gazetecilik derdi vardır. Gazetede bir patron olmadığı için mali bir yapılanmaya gitmemiş, vakıflaşarak Türkiye ve Avrupa’da bir öncülük göstermiştir.

“Cumhuriyet’in çizgisinin değiştiğinden ne anlamalıyız?” sorusuna ise Yıldız, “Ben öyle bir şey demedim. Terörün tanımını yaptım. Arkadaş öyle yazmış” diye yanıt verdi.

Mahkeme başkanı Yıldız’a “Sizin Genel Yayın Yönetmeni olduğunuz dönemde kimler nasıl işe alınırdı? Vakfa seçilmek ya da vakfa girmek için örtülü olan olmayan bir gelenek var mıdır? Muhabirler, köşe yazarları girer gibi bir kriter?” sorusunu da yöneltti. Yıldız ise soruya “Böyle bir kriter yok. Sadece Genel Yayın Yönetmeni doğal olarak üyedir. Muhabirler stajyerken alınır, yetiştirilir” şeklinde yanıt verdi.

Savcı’dan Can Dündar sorusu

Duruşma savcı ise Yıldız’a “Daha önce Cumhuriyet’te çalışmamış, Cumhuriyet ekolünden gelmeyen Can Dündar Genel Yayın Yönetmeni oldu. Böyle başka bir örnek var mı?” diye sordu. Yıldız ise “Can Dündar örneği gibi bir örnek hatırlamıyorum” dedi.

Yıldız’dan sonra Cumhuriyet Gazetesi Haber Koordinatörü Aykut Küçükkaya tanık olarak dinlendi.

“İçerideki arkadaşlarımızın bilmediği bir şeyi açıklamak istiyorum” diyen Küçükkaya şöyle devam etti:

2 Ocak günü hakkında FETÖ soruşturması olan Savcı İnam tarafından çağrıldım. Hangi sıfatla çağrıldığım çağrı kağıdında yazmıyordu. Bu ifade sorgusu 2 saat sürdü. 2 saat süresince bize 100’e yakın soru yöneltildi. Ancak ne yazık ki ifade tutanağına böyle geçmedi. bu süreçte bazı yanlış anlaşılmalar olmuş olabilir. Yanlışlıklar derken, ifadeye avukatsız olarak gittik, bu nedenle itirazımız dikkate alınmadı. Sorulan soruya yanıt verirken açıklama gibi yer aldı. İfade tutanağındaki bazı bölümler iddianameye alındığı için sanki soru sorulmadan böyle bir açıklama yapmışız gibi anlaşılıyor.

Mahkeme Başkanı, Küçükkaya’ya Ayşe Yıldırım’ın Kandil röportajı ile ilgili kullandığı “Genel yayın yönetmeninin izni olmadan yapamaz’” ifadelerini sordu.

Küçükkaya soruya şöyle yanıt verdi:

Bir yazar bu kadar önemli bir habere genel yayın yönetmeninin bilgisi, izni olmadan gidemez. Bunu kastettim. Bir yazarın böyle çok önemli bir yere gittiği zaman genel yayın yönetmeninden izin alması gerekir.

Küçükkaya, Mahkeme Başkanı’nın “‘Eksik Demokrasi’ başlığını Genel Yayın Yönetmeni attı demişsiniz…” sorusuna ise şöyle yanıt verdi:

Ben bir muhabirimin benimle ilgili söylediği sözler üzerine çağrıldım. Başlıklar yazı işleri masasında tartışılır. ‘Eksik Demokrasi’ başlığını genel yayın yönetmeni  atmıştır ya da yazı işleri müdürü atmıştır. Bir muhabirin haber başlığı ile ilgili sorgulanması abes bir durum.

Küçükkaya’nın ardından Cumhuriyet Vakfı Eski Yönetim Kurulu Üyesi Nevzat Tüfekçioğlu tanık olarak dinlendi.  Tüfekçioğlu, eski ifadesinin üstüne ekleyeceği bir söz olmadığını ifade etti.

Tüfekçioğlu’ndan sonra Cumhuriyet çalışanı Miyase İlknur tanık olarak dinlenmeye başlandı.

İlknur şunları söyledi:

Ben zoraki bir tanığım çünkü kendi isteğimde gitmedim. İki kez çağrıldım. Telefonla çağrıldığımda tanıklık yapmayacağımı, gazetede yöneticilik sıfatımın olmadığını, vereceğim bilgilerim duyum ya da yorum olacağını ve hukuki delil olmayacağını zabıt katibine söyledim. Sonra celp geldi. Ben sadece haberlerim olduğu zaman yazı işleri toplantısına çıkan biriyim. Bilgilerim duyum ve yorumlarım. Bunun işe yarayacağını düşünmüyorum.

İlknur’un ardından Nail İnal ve Şükran Soner tanık olarak dinlendi.

Duruşma, Aydınlık yazarı Mustaffa Pamukoğlu’nun beyanları ile devam etti.

Kadri Gürsel: Tutuklu olmamın sebebi eleştirel, bağımsız ve muhalif bir gazeteci olmamdır

Tanıkların ardından 316 gündür tutuklu olan Kadri Gürsel’in savunmasına geçildi.

Tutuklu olmasının tek sebebinin sorgulayıcı, eleştirel, bağımsız ve muhalif bir gazeteci olması olduğunu belirterek şunları söyledi:

Beni 2014 yazında yüzlerce kişi SMS yağmuruna tuttu. Bunların bir kısmı aynı formattadır. Bazıları FETÖ şüphelisidir. Bu mesajların çoğu açılmamıştır. Çünkü 6 gün boyunca bunaltıldım, çoğunu açmadım bile. iPhone 4S telefonum vardı. İleride lazım olur diye bir kısmını stokladım ama böyle bir şey olacağı aklıma gelmemişti. Mesaj atanların sayısı 83’ten çok fazladır. İşte bu “olağandışı rakam”ı oluşturan hadise budur.Anadolu’daki durumu incelemedim ama İstanbul ve Ankara’da bu medya davalarından bahsedildiğinde; ByLock’cular mesaj attı diye tutuklu olan sanıyorum tek benim.

Burada tutuklu olmamın sebebi sorgulayıcı, eleştirel, bağımsız ve muhalif bir gazeteci olmamdır. Kesin bir güçler ayrılığı ilkesini, laik demokratik parlamenter bir demokrasiyi savunduğum için kaçınılmaz olarak muhalifim. Öngörülü ve barışçıl bir dış politikayı savunduğum için muhalifim. Bunların hiçbiri Türkiye’de yok. Bunları savunduğum için hak savunuculuğu yapıyor olduğum için muhalifim. Basın ve ifade özgürlüğünü savunduğum için tüm bu ByLock’cuların ve FETÖ’cülerin hedefi haline getirildim.

Hak savunucusu bir muhalif olduğum için bu yapı tarafından hedefe alındım. 17-25 Aralık sonrası kendini cemaat olarak nitelendiren bu yapı hak ihlaline uğradığını savundu ancak ben bu kampanyada hiçbir şekilde yer almadığımı daha önce de dile getirdim. Bu süreçten sonra iki FETÖ şüphelisiyle görüşmem oldu. Biri tutuklu bulunan, beraber program yaptığım Nazlı Ilıcak, diğeri ise bugün yurt dışında olan Abdülhamit Bilici. Bunun dışında defalarca bu yapıdan medya temsilciler aradı görüş istedi ama hiçbir zaman görüş vermedim.

Gürsel’in ardından savunma yapan Ahmet Şık, üzerine atılı suçlamaların ne kadar asılsız olduğunu ‘Ahmet’i içerde tutma planı’ ifadeleri ile anlattı.

Kendisine tanınan yetkileri çıkarı için kullanacak biri olmadığını vurgulayan Şık şunları söyledi:

Kendisine tanınan yetki ve sorumlulukları kendi çıkarları için kullananlar her meslekte çıkıyor, keza medyada da çıkıyor. Asla bunlar içinde olmadım, olmayacağım da. Öyle olanlar da her ne kadar benimle aynı meslekte olsalar da ‘meslektaşım’ demedim, demeyeceğim. Çünkü bu mesleğe hakaret olur.

‘Ahmet’i içerde tutma planı’

Kendisi hakkında Savcı Hasan Yılmaz imzasıyla Ankara’da öldürülen Rusya Büyükelçisi Karlov suikastiyle ilgili dosyaya da değinen Şık şöyle devam etti:

Ben hakim ya da savcı olsaydım Hasan Yılmaz’a meslektaşım demekten utanırdım. Katledilen bir meslektaşınızla ilgili davaya konu olan şey bir telefon görüşmesi. Bununla terör örgütü yardımı suçlaması yöneltiliyor. Böyle bir suçlama yapılacaksa bunu bana yöneltmeniz gerekir. O gün bütün gün adliyedeydim. Hakim ve savcıların, meslektaşları rehin alınmışken nasıl adliyeden kaçtıklarını gördüm. O gün telefonla konuştum, gazetede de bu şekilde yer aldı. Fahrettin Kemal Yerli beni çağırdı, avukatımla odasına gittim. Gazetecilik faaliyetimi sorgulamak kimsenin haddi değildir dedim ve aynı ifademi tekrarladığımı söyledim. Cezaevine girdim, önümüze klasörler geldi. Ben örgüt propagandasından tutuklanmışken diğer arkadaşlarımın dosyasına dahil edildiğimi gördüm. Bunun da ‘Ahmet’i içeride tutma’ planı olduğunu anladım. Çünkü beni bu suçlamalarla tutuklu bırakamazlardı.

‘Sizin heyetinizden biri bu tetikçilere belge sızdırıyor’

Kendisinin nesnel bir gazetecilik yaptığını ama savcının bundan bir suç çıkarma gayretine girdiğini belirten Şık’ın savunmasından satırbaşları şöyle:

Sabah’ta yeni bir haber ‘Ahmet Şık’a Şok’. Çok da şok olmuşum. Kim yazmış? Nazif Karaman. Bu daha önce de yapıldı. Daha önce Yeni Şafak’ın manşetiydim. Diyor ki ‘Ahmet Şık Mihraç Ural’dan talimat aldı’. Devlet gelip bana bu adam seni öldürecek, diyor benim talimat almam mümkün mü? Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor. Böyle yargılama yapılmaz. 8 Eylül tarihli bir polis yazısı var. Ahmet Şık’a ait Twitter hesabında yapılan incelemede ‘suç delili olarak değerlendirilebilecek…’ bir olasılıktan bahsediyor. Tweetimde Mert Altıntaş hakkında FETÖ soruşturması olup olmadığını sormuşum. Kaldı ki savcı, suikasti FETÖ/PDY yaptı diyor… O hala açık bir soruşturma, ya hukuk bilmiyor ya da ülke gündemini takip etmiyor. İran medyasından bir haber düşmüş, bunu duyurmuşum. Daha sonra bunun asparagas olduğu ortaya çıkmış, onu da duyurmuşum. Nesnel bir gazetecilik var ama savcının bu suç çıkarma gayreti var.

‘Devletin yapması gerekeni yapıyorum’

Savcı floodumda sorular sorduğumu söylüyor. Ben gazeteciyim başka ne yapacağım? Dahası devletin yapması gerekeni yapıyorum. Kimse beni bununla FETÖ/PDY ile ilişkilendirme hadsizliğine girmesin. Hala diyorum, o zaman da dedim. Suikastçi Mert Altıntaş El Nusracı olabilir ya da olmayabilir ama önemli olan polis olmasıdır. Bir cihatçı polis olabiliyor. Bunu sormayayım istiyorlar ki 15 Temmuz gibi olguları tartışmayalım. Ben bir gazeteci olarak bir konuyla ilgili şüphelerimi dile getiriyorum.

‘Askeri kendi halkını katleden darbeci; polisi cihat sloganları atan suikastçi; yargısı iktidar sopası; medyası lağım ama yaşasın başkanlık’ demişim buna takmışlar. Nesi yanlış bunun? Ben böyle düşünüyorum ve böyle düşünmeye de devam edeceğim. Kamuoyu kendisiyle dalga geçildiğini düşündü ‘Ahmet Şık’a cemaatçi dediler’ diye ki iddianameden düştü bu. PKK ve DHKP-C olarak geçti. E peki bu ‘FETÖ’nün suçunu perdelemeye çalıştığı’ ifadesini ne yapacağız? Bu suçlama PKK’ye mi DHKP-C’ye mi giriyor?

Yapılan savunmalar ardından duruşmaya 45 dakika ara verildi.

Savcı tutukluluk hallerinin devamını istedi

Savunmaların ardından ara karara ilişkin mütalaasını açıklayan savcı  “delilleri karatma şüphesi ve adli kontrol tedbirinin yeterli olmayacağı” gerekçesiyle tutuklu gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamını istedi.

Mahkeme heyeti ise verilen aranın ardından kararını 23.30’de açıkladı. Mahkeme tutuklu tüm sanıkların tutukluluk hallerine devam kararı vererek duruşmayı 25 Eylül’e erteledi.

Mahkeme ara kararında bir sonraki duruşmanın Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde görülmesine karar verdi.

Davayı takip eden HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç ise twitter hesabından davaya ilişkin şu yorumda bulundu:

Tam bir komplo davası olduğu iyice açığa çıktı. İddianame düzmece, tanıklar boş. Kumpas ortada.

AKP’li Metiner tepkiler üzerine duruşmadan ayrıldı

Öte yandan AKP Milletvekili Mehmet Metiner de duruşmayı izlemek için Silivri’deki mahkemeye geldi. Ancak Metiner davayı takip edenlerden tepki görünce Silivri’den ayrıldı.

İlk duruşmada ne olmuştu?

Ulusal ve uluslararası basın meslek örgütlerinin “ifade ve basın özgürlüğüne vurulmuş bir darbe” olarak nitelediği Cumhuriyet Davası kapsamında gazetenin yazar ve yöneticileri tutukluluklarının 9. ayında, 24 Temmuz’da ilk kez hâkim karşısına çıkmıştı.

5 gün süren duruşmalarda yazar ve yöneticiler savunma yapmıştı.

Yargılamayı yürüten İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi davanın ilk ara kararında gazetenin okur temsilcisi Güray Öz, yazarı Hakan Kara, çizeri Musa Kart, Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, avukatları Bülent Utku ve Mustafa Kemal Güngör ve yöneticisi Önder Çelik’i tahliye etmişti.

Mahkeme heyeti,  Sabuncu, Atalay, Gürsel ve Şık’ın ise tutukluluğunun devamına karar vermişti. Mahkeme tutukluluğa devam kararı verirken “sanıkların taşıdıkları sıfat, üstlendikleri görev, görev yaptıkları zaman dilimi dikkate alındığında ‘eylemsel bütünsellik’ değerlendirmesi” yapılması gerektiğini öne sürmüştü.

 


CUMHURİYET DAVASI | Kadri Gürsel ve Akın Atalay’ın savunması

CUMHURİYET DAVASI | Murat Sabuncu, Bülent Utku ve Güray Öz’ün savunması

CUMHURİYET DAVASI | Hakan Kara, Turhan Günay ve Ahmet Şık’ın savunması

CUMHURİYET DAVASI | Hikmet Çetinkaya, Aydın Engin ve Orhan Erinç’in savunması