Ana SayfaDünyaLGBTİ’ler Ermenistan’daki dönüşümün neresinde?

LGBTİ’ler Ermenistan’daki dönüşümün neresinde?


Röportaj: Tolga Er


Ermenistan’da Başbakan Serj Sarkisyan’ın istifasına yol açan ve büyük bir dönüşümün startını veren hükümet karşıtı protestolarda toplumun birçok kesimi sokağa çıkarken, LGBTİ’ler de ayrımcılığa karşı itirazını sokağa taşıdı.

Gazete Karınca’ya konuşan PINK Armenia’dan aktivist Mamikon Hovsepyan, protestolarda her kesim tarafından dillendirilen “Aşk ve dayanışmanın devrimi” adlı sloganın feminist ve LGBTİ’ler tarafından hazırlandığına dikkat çekerek, karşılaşılan tüm zorluklara rağmen mücadelenin getirdiği bir aradalılığın toplumun farklı kesimlerine etkilerine değindi.

Hükümetten öncelikli beklentilerinin yeni bir seçim, ardından ayrımcılık karşıtı yasa olduğunu belirten Hovsepyan, “Yalnızca biraz beklediğimiz takdirde her şeyi daha iyi hale getirebileceğimize ve durumu düzeltebileceğimize inanıyoruz” diye konuştu.

Mamikon Hovsepyan

Öncelikle PINK Armenia ve kendiniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Ben burada idari yönetici olarak çalışıyorum, ancak aynı zamanda bu örgütün kurucularındanım. PINK Armenia’yı 2007 yılında kurduk. Odağımızda LGBT sorunları var. Üç koldan ilerleyen temel stratejimiz bulunuyor. Biri LGBT topluluğunun güçlendirilmesi. Topluluğun, hareketin ön saflarda yer almaya hazır olduğundan emin olmak istiyoruz. Sadece süreci izlemekle yetinmek istemiyoruz, aynı zamanda hareketlerin aktif bir parçası olmayı arzuluyoruz. Bu yüzden farklı etkinlikler düzenlemenin yanı sıra yasal, psikolojik ve sosyal destek hizmeti sağlıyoruz. İkinci olarak insan haklarının korunmasını savunuyoruz. Avukatlar yalnızca yasal destekte bulunmuyor ya da vakaları mahkemeye taşımıyor; aynı zamanda savunucu ekip içerisinde yer alıyor. Rapor ve araştırma hazırlıyor, raporları farklı uluslararası kuruluşlara sunuyor ve böylelikle Ermenistan’daki insan hakları ihlallerini uluslararası araç ve mekanizmaları kullanarak gündeme taşıyoruz. Aynı zamanda politika değişikliği için hükümete baskı kurmaya çalışıyoruz. İnsan hakları konusunda farkındalık yaratıyoruz ve aynı zamanda cinsiyet üzerine ebeveynlerle çalışıyoruz ki en zor kısmı da bu.

Ayrımcılık, cinsiyet, insan haklarının yanı sıra çevre sorunlar ve benzeri konularla ilgili toplumun geneli için eğitim veriyoruz. Topluma daha çok sosyal sorumluluk vermeye çabalıyoruz.

Şimdi ise bir merkezimiz var ki bu LGBT topluluğu için biraz daha güvenli bir çevre. LGBT’ler için güvenli hiçbir yer yok, ancak bir bakıma burada saygı görüyorlar. Kimlikleri ve kendilerini ifade edişi burada yargılanmıyor. Topluluk içindekilerin birbirlerini yargıladıkları oluyor ancak ayrımcılık yapan insanları eğitmeye ve daha sonra toplumdan talep edebilmeleri için topluluk içinde eşitlik ideolojisini kurmaya çalışıyoruz.

Kafkaslarda ve Rusya’da LGBTİ’ler üzerinde baskının arttığı ve hak ihlali artışları yaşandığı belirtiliyor. Başta Rusya olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerde kişilerin hayatına doğrudan müdahale edilerek, ’geleneksel aile değerlerine’ dönüş dikte ediliyor. Ermenistan’da durum nasıl?

Elbette Rusya’nın nüfuzu yalnızca kendi sınırları içerisinde değil, aynı zamanda komşu ülkelere müdahale etmeye uğraşıyorlar. Ermenistan gibi ülkelere baskı kurmaya ve onları etkilemeye çabalıyorlar. Bir önceki hükümetimiz, tabii ki, çoğunlukla kendi kişisel nedenlerinden ötürü Rus hükümetiyle ilişkiliydi. Çoğunluğu oligarşidendi ve paralarını güvende tutmak istiyordu. O yüzden Vladimir Putin’in talimatlarıyla ilgili bir sorunları yoktu.

Ancak Rusya, yalnızca Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışma bölgesini manipüle ediyor. Her iki tarafı da ateş açma konusunda manipülasyon içinde. Böylelikle her iki hükümet de sınırda kritik bir durum yaşandığını söyleyerek, bunu toplumu baskı altına almak için kullanıyor ve başka hiçbir sorunu tartışmamamız gerektiğini söylüyor.

Genel olarak baskı STK’ler ve LGBT üzerine. Rusya’daki gibi propaganda yasağı yok. Ancak yetkililerin davranışı yine de o yönde. Nefret suçunu meşrulaştırıyorlar ve medya ile sosyal medya platformlarını nefret söylemini artırmak için kullanıyorlar. Bunu da sanki Ermeni ve Hıristiyan olmak sadece nefret ile ilgiliymiş gibi Ermeni ve Hıristiyan olmak ile meşrulaştırıyorlar.

Ermenistan’da mülteci LGBTİ’lerin durumu nasıl? Onlarla nasıl bir dayanışma içerisindesiniz?

Burada çok sayıda mülteci LGBT olduğunu söyleyemeyiz, ancak yine de var. İlk olarak Suriyeli Ermeni mülteciler vardı, çünkü Ermenistan’ı geçiş bölgesi olarak kullanıyorlardı. Birçok ülke sınırlarını kapatırken Ermenistan’a gelmek onlar için daha kolaydı. Ermenistan, en azından Suriye’deki Ermenilere böyle bir olanak sunuyordu.

Ancak burası onlar (mülteci LGBT’ler) için en iyi ortam değil. Bazıları iş yapmaya başladı ancak daha sonra birçok sorunla karşılaştı. Bazıları kalırken, bazıları da gitti. Ofisimize gelen çok sayıda insan görüyorduk, ancak şimdi onları iltica ettikleri Almanya veya Avrupa’daki diğer ülkelerde görüyoruz.

Örneğin şimdi şöyle bir durum var: İranlı bir trans buraya sığındı. Bu, muhtemelen Ermenistan’ın ilk kez bir LGBT bireye iltica hakkı verdiği olaydır. Tabii ki bu durum bizim için ilk duyduğumuzda güzel bir haberdi, ancak daha sonra başka bir sorun olduğunu öğrendik. Bu kişi, cinsiyet değiştirme ameliyatı yapılmasına ihtiyaç duyuyor. Ancak bizde böyle bir prosedür yok. Bu ameliyatı yapmak yasak, çünkü Sağlık Bakanlığı bu sorumluluğu almıyor. Hiçbir protokol ya da mevzuat yok.

Şimdiyse bu kişinin pasaport süresi doldu. Ona verdikleri tek belge ise yalnızca ülke içinde geçerli, yani bu kişi ameliyat için yurt dışına gidemiyor. Bu durum, aynı zamanda kişinin akıl sağlığı için de zararlı.

Politikalar LGBTİ’lere ne yönde etki ediyor? Örgüt olarak ve bireysel bir biçimde nasıl bir mücadele ortaya konuyor?

Ermenistan’daki problem şu: Birini yerinden etmek veya birine şantaj uygulamak için LGBT’lerle bağlantı olduğunu söylüyorlar. Şimdi de Ermeni Apostolik Kilisesi’nde bir ayrılık var. Bir grup, kilisenin başındaki kişinin istifa etmesini talep ediyor.

Görünene göre bazı gazeteler onun LGBT’lerle bağlantılı olduğunu ortaya çıkarmış. Protestoların lideri, dindar olmasına ve saygı ile sevgiyi desteklediğini söylemesine rağmen inanılmaz homofobik ve herhangi bir LGBT bireyi öldürmeye hazır. Bir LGBT örgütüne destek verdiklerini öğrendikleri bir derneğin, kendisine destek verdiğini ortaya çıkararak şantaj yapıyorlar. Bu, onlara göre LGBT örgütleri tarafından destek aldığı anlamına geliyor.

Gerçekten zor bir durum var burada. Kamuya açık etkinlik düzenleyemiyoruz, dışarıda protesto yapamıyoruz ancak yapmayı deniyoruz. Onur etkinliklerimiz yok, büyük kamuya açık etkinlikler düzenleyemediğimiz gibi ofis bölgesi konusunda da oldukça dikkatliyiz. Ofiste veya buraya gelip giderken saldırıya maruz kalmamalarını temin ediyoruz.

Bireysel olarak ise kimliklerini açıklamış olanlar için zor. Çünkü bu durumda toplumun tamamı iletişim kurmayı reddediyor ve diğer taraftan LGBT topluluğu iletişim kurmaktan çekiniyor. Selam vermeleri durumunda tüm ülkenin LGBT olduklarını anlayacağını düşünüyorlar. Bu, her iki taraf için de zor.

LGBT olduğunu açıklayan 30 kişi bulunuyor. Bunlardan 10’u “Listen to me” adlı belgeselde yer aldı. Bazıları kamuoyuna açıklamada bulundu veya kendi hikayesi hakkında makale ve yazı kaleme aldı.

“Listen to Me” adlı belgeselden bir kare

Ermenistan’da protestolarla başlayıp Sarkisyan’ın istifası ve büyük bir dönüşümün başlangıcıyla sonuçlanan süreçte birçok sivil toplum örgütü ve hareket bir araya geldi. Protestolarda LGBTİ’ler nasıl bir rol üstlendi?

Aslına bakarsanız her bir aşamasında dahil oldular. Sokaklarda LGBT’den çok insan gördük. Sokakta çalışırken bakındığımda birçok LGBT vardı. Hatta bazı günler insanlar geceleri sokakta kalırken bazı insanların, protestolardan dolayı enerji dolu oldukları için bunu yanlış bir şekilde kullanıp LGBT’lere zarar verebileceğini düşündüm. Özellikle de translara.

Ancak sonra, insanların beraber dans ettiğini gördüm. Gerçekten heyecan verici anlar yaşandı. Serj Sarkisyan 23 Nisan’da istifa ettiğinde yapılan ilk kutlama sırasında LGBT dostu bar, kulüp ve bazı mekanlarda daha önce orada olduğunu hiç görmediğim geleneksel Ermeni erkekler geldi. Onlara “Gelin de beraber kutlayalım. Beraber mücadele ettik ve şimdi beraber kutlamalıyız” dedik. O kadar hoş ve dürüstlerdi ki. Şöyle dediler: “Arkadaşlarımı aramalıyım ve geylerle parti yaptığımı söylemeliyim. Belki on gün önce sizi öldürmeye hazırdım, ancak şimdi sizle parti yapmaktan çok mutluyum.” O kadar dürüstlerdi ki şöyle dediler: “Bir ay sonra bu kadar destekleyici ve bağlantılı olursak ne yaparız bilmiyoruz, ancak bu mutluluğu beraber paylaşmaktan ötürü sevinçliyiz.”

En iyisi ise devrimin ismiydi: “Aşk ve dayanışmanın devrimi.” Bir gece feministler ve LGBT’ler bir araya geldi ve kocaman bir afiş hazırladı. Alanda 100 binden fazla kişi vardı. Onlar da afişle sahnenin önündeydi. Nikol Paşinyan ve diğerleri konuşma yaparken devamlı sloganı okuyor ve şöyle diyorlardı: “Evet, bu aşk ve dayanışmanın devrimi.” Evet, bu grup bir gündem yaratmak istiyorsa bunu yapabilir.

Ermenistan’daki dönüşüm LGBTİ’ler açısından bir değişim vaat ediyor mu? Yeni hükümetten beklentileriniz neler?

Öncelikle devrimin ardından arzumuz ve beklentimiz, onların da söylediği üzere yeni seçim. En sonunda özgür ve adil bir seçim sözü verdiler. Hepimiz yeni seçimleri bekliyoruz.

LGBT’ler olarak şimdilik çok bir beklentimiz yok ve o kadar baskı yapmak istemiyoruz. Çünkü bazı öncelikler var ve şu an bu önceliklere saygı duyuyoruz. Yalnızca biraz beklediğimiz takdirde her şeyi daha iyi hale getirebileceğimize ve durumu düzeltebileceğimize inanıyoruz. Çünkü insan haklarını savunuyorlar ve gelecekte değişim için onları zorlayabileceğimizi biliyoruz.

Gündemimizde elbette ayrımcılık karşıtı yasa var. Aslında bu önceki hükümetten ileri gelen bir şey ancak yasa tasarısı oldukça kötüydü. O yüzden üzerinde çalışmaya ve daha iyi hale getirmeye çabalıyoruz. Diğer taraftan polisle bir diyalog başlatmak ve nefret suçu vakalarının soruşturulduğundan emin olmak istiyoruz. Aynı zamanda aktivistlere veya LGBT’lere yönelik herhangi bir tehdit, tehdit olarak görülmeli. Şu an için ifade özgürlüğü deniliyor.


Bu röportaj, Karakutu Derneği’nin Adnan Ergeç fonu desteğiyle gerçekleştirilmiştir.