Ana SayfaKültür-SanatFeminist bir peri masalı: Antonia’nın Yazgısı

Feminist bir peri masalı: Antonia’nın Yazgısı


Şilan Avcı

“Sinemanın Kadınları” dizisi


Bir erkek köyüne hakim pisuvar kokusu ve korkusuz bir kadın

Yataktan çıktı ve yaşamının son gününe başladı Antonia… Bütün bir hayatın; anılarla savaş ve seviş halinde olan hafızanın; her gün tekrarlanan yaşamsal yüzlerce hareketle yorgun bedenin; sözcüklerin; fikirlerin; hislerin ve çatışmalarla yoğrulmuş bütün bir meselenin son gününe… Saçları bile yorgun ve tekinsiz dururken, son kez tokalarını takıp aynada kendine baktı Antonia. “Artık ölme zamanı” diye fısıldadı.

Hayatının son günüyle başlayan film, Antonia’nın yıllar sonra ailesinin çiftlik evine döndüğü, kırklı yaş anılarıyla devam eder. Savaştan sonra annesini gömmek için dönse de O hala sağdır. Babası öleli otuz yıl olmasına rağmen, hala babasına kızgın olan annesinin ölümünü sakin ve tepkisiz halde izler. Ölüm anına şahitlik ederken, Antonia’nın ifadesiz yüzünden, aralarındaki ilişkinin çok da sıcak olmadığı anlaşılır. Annesi hep kızgın bir kadınken, Antonia ise mücadeleci bir gülümseyendir. “Huzur içinde yat anne, bu çok mümkün olmasa da”…

Antonia, cenazeye giderken, etrafını alaycı bir gerçekçilikle tanıtarak yürür. Yanında yürüyen kızı Daniella’ya demirci olan eski sevgilisini, eski arkadaşı Eğri Parmak’ın evini, her dolunayda uluyan Çılgın Madonna’yı, duvar dibi cumartesi gecelerinin pisuvarı olan Rus Olga’nın kahvesini tanıtır. Hepsinin yanından geçerken, efkarlı bir kibirlidir Antonia. Hiçbir zaman aslında sevmediği ve yıllar önce terkedip gittiği köyün, yerinden kımıldamayan bir taş gibi durmasına içerlese de, aslında taşı bütün kimyasıyla kabullenendir. Her zamanki gibi, kendi tavrı ve hayat bilgisiyle taşın karşısında durup, diklenmeye kararlıdır. Antonia, taşlara karşı bir savaşçıdır.

Erkeklerin sesleri, kadınların sessizliğini saygısızca bastırıyordu

Kiliseden sonra Olga’nın kahvesine giden Antonia, küstah bir tavırla karşılanır. Mirasyedi diye alay edilen Antonia, hala huysuz ve çirkin olmakla itham edilir. Kendi kızını dahi aşağılayan adamı izleyen Antonia, tepki vermez. Antonia’nın dönüşünden mutlu olan tek adam ise Eğri Parmak’tır. İçine ve evine kapanık bir adam olan Eğri Parmak, mutsuzluğu ve erdemi harmanlayıp, iliklerine kadar işlemiş bir filozoftur. Bütün bir hikaye boyunca, dünyanın çirkinliğinden dem vurup durur. Savaştan sonra hala sağ kalmasına şaşkın olan Antonia ise onu da olduğu gibi sever ve kabullenir. Etrafta canla başla çalışan kadınlar, diğer tarafta ise “çorabım nerede” diye bağıran erkeklerin “iki yüzlü” köyünde, neyse ki Antonia her şeye göğüs gerecek kadar metanetlidir. Onca zaman sonra dönse de hiçbir şey değişmemiş, kötülük ve cahilliğin birleşimiyle bütün çirkinlikler köyün her yerinde kabul gören bir vahşi hayvan gibi beslenmiştir.

Çiftçi Bas Antonia’nın kapısına evlilik fikriyle gelir. “Çocuklarımın bir anneye ihtiyacı var”  diye sebeplendirir evlilik teklifini. Aldığı cevap ise hiç beklenmediktir. “Ama benim senin çocuklarına ihtiyacım yok” der Antonia. “Bir kocaya da mı yok?” Antonia, anlam veremez bir tavırla yine yanıtlar: “Ne için?!” Etrafta vahşi bir hayvan gibi beslenen sadece cahillik ve kötülük değil, aynı zamanda erkek egosuyken, Antonia gibi bağımsız bir insan için, evliliğin de hiç cazip olmadığı ortaya çıkar. Çiftçi Bas, kendine has kişiliği ve diğerlerine oranla içten nezaketi sayesinde, Antonia’nın hep yakınlarında olur.

Köyün kör kavmine hükmeden erkek faşizmi

Köylülerin ikiyüzlü ve kendi içinde çalkantılı hayatları devam eder. Zeka geriliği olan kız kardeşine tecavüz eden Pitte’yi Antonia’nın kızı görüp, ağır şekilde yaralar. Her zamanki gibi köylüler her şeyi bilir ama bir taş gibi edilgen tavır takınıp olana sessiz kalarak, kilisede vaaz dinlerler. Daniella tecavüze uğrayan Deedee’yi kaçırıp evine götürür. Deedee, artık onlarla birlikte kalacaktır. Pitte ise yaraları iyileşince köyden gider. Deedee’nin annesinin başından sonuna dek sessiz kaldığı ve uzaktan gözleri dolarak kızını yine edilgen bir tutumla izlediği her an, Antonia’nın tam karşıtı bir kadın görürüz. Ama Antonia hiçbir zaman yargılamaz ve kendi olanakları ölçüsünde köyün bu kör kavmine fayda sağlar.

Resme yetenekli olan Daniella, ruhu geniş bir anneye sahip olduğu için şanslıdır. Kısa sürede sanat okuluna başlar. Hayal dünyası oldukça farklı olan Daniella, hayatın içinde sanat ve düşünceyle yoğrulu bir kariyer edinecektir. Tıpkı ileride kızı ve torununun da dahil olacağı bir kariyer ve mutluluk çemberidir bu. Kadının doğurma arzusu ve annelik içgüdüsüyle dolup taştığı, takvimsel zamanlardır Daniella için. Bir gün yine çiftlikte çalışırken birden annesine dönüp, bir bebek istediğini söyler. “Bebekle birlikte bir de koca gerekecek mi” diye sorar Antonia. “Hayır sanmıyorum” diye yanıtlar Daniela. O anda kızına bir bebek sahibi olması için yardıma karar verir Antonia ama köyden birini istemez. Ona şehirden bir adam bulup kızını çocuk sahibi yapacaktır. Yapar da… Şehirde bir otel odasında kızı arzu ettiği anneliğe kavuşmak için tanımadığı yakışıklı bir yabancıyla sevişirken, Antonia onu bekler. Daniella amacına ulaşmış, mutlu halde yanına geldiğinde, birlikte köye dönerler.

Cennetin ikiyüzlü vaazcıları

Kiliseye gittikleri bir gün, Peder kadınları aşağılayan konuşmasıyla Antonia’yı kızdırır. “Yahudi Krallığı, Jezebel ve onun düşkün kızı yüzünden düştü” diye bağırarak Antonia ve kızına doğru konuşan Peder, konuşmasını öfkeyle sürdürür. İtaat etmeleri ve hadlerini bilmeleri konusunda kadınların ders almaları gerektiğini, cehennemde hepsinin yanacağını söyler. Belli ki Peder Daniella’nın nasıl bebek sahibi olmaya kalktığını da öğrenmiş ve onları uyarmak istemiştir. Antonia, kızı ile birlikte kiliseyi vaazın ortasında terkeder. Çiftçi Bas da oğullarıyla birlikte arkasından gider. Ne de olsa sevdiği ve inandığı kadındır Antonia. Peder’in ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarıp bunu ödetmeye karar veren Çiftçi Bas, Antonia’yla birlikte bir gece kiliseye gidip perdeyi hızla çeker. Peder, Tanrı’nın evinde günah çıkarmaya gelen bir kadına cinsel tacizde bulunuyordur. Kadın ağlayarak irkilirken, yine edilgen bir tavırla Peder’e ses çıkarmadan durur. Ertesi gün, köylüler kilisede bambaşka bir vaaza şahit olur. “Aranızda hiç günahı olmayan ona ilk taşı atsın”… “Başkalarını yargılamadan önce kendi günahlarımızı düşünmeliyiz. Unutmayalım ki sonsuz kurtuluş yeryüzüne bir kadınla birlikte gelmiştir…” Peder, kadınların yüceliğinden söz etmeye devam ederken, Antonia ilk defa hem gözleri dolarak hem de büyük bir keyifle Peder’i dinler. İki yüzlülüğün ve çifte standardın cirit attığı köyde, Peder’e bu vaazı verdiren Antonia, kilisede belki de hiç bu denli mutlu olmamıştır.

Hayatın tadını çıkarmakla ölümün güzelliğine varmak arasında bir denge kuramayan rahiplerden biri kiliseyi terkeder ve çiftlikte çalışmaya başlayıp hayatının aşkını bulur.  Deedee’nin hamile olduğunu anlayan Antonia, onu sevdiği adamla evlendirir. Danielle, kızının öğretmeniyle tanışınca eş cinselliğini keşfeder, Antonia ise yıllar sonra Bas’la evlenmeyi hala istemese de birlikte olmayı kabul eder. Çiftlikte herkes kendi mutluluğuyla sarmalanıp sevişirken, köyün bağnaz ve nefes alınmaz havasının tam ortasında, koşulsuz bir sevgi bağı ve adeta özgürlük kampı kurulur. Hepsi Antonia’nın kendi hissettiği gibi yaşaması ve bildiği doğrularla ayakta durması üzerinden şekil bulur. Antonia, etrafına mutluluk ve bağımsızlığı arzu eden herkesi çeken, bir çağdaş kahramandır.

Eğri Parmak ve doğru sözcükler

Kasabaya yıllar sonra geri dönen Pitte, Daniella’nın hala çocuk yaştaki kızı Teresa’ya tecavüz eder. Antonia Pitte’yi tüfekle vurmaya gider ama vazgeçer ve yüzüne onu lanetlediğini bağırır. Pitte’yi o gece öldürecek olan kendi erkek kardeşidir. Pitte’nin yıllar önce kendi kardeşine yaptığını sessizce izleyen kasabalı, ölümünü de görmemezlikten gelir. Hayatın mühim bir matematiği de kötülüğün eninde sonunda yine kendi sahiplerini soktuğu gerçeği midir?

“Bu dünya bir cehennem; zalim ruhlar ve şeytanlar tarafından işgal edilmiş” diyerek Schopenauer’den örnekler veren Eğri Parmak, bu kokuşmuş dünyaya bir canlı daha getirmesine karşı olduğunu Teressa’ya açıkça söyler ama Teressa tıpkı annesi ve anneannesi gibi kararlı bir kadındır. O da doğurur. Daniella sanata, Teressa bilime, onun kızı ise ruha meraklıdır. Çiftlik, artık iyiden iyiye bir bağımsız kadınlar karnavalıdır.

Artık “düşünmek” istemeyen Eğri Parmak yıllar sonra bir gün intihar eder. Bu ölüm, bütün köyü derinden sarsar ama Eğri Parmak’ın gidişi herkesten çok Antonia, kızı ve torununu etkiler. “Yapacak bir şey yok, yaşanacak bir hayat var” diyerek hayata devam eder Antonia. Kendi hayatının son gününde ise sevdikleriyle beraber, kızı, torunu ve torununun kızı da baş ucundadır. Antonia, kurduğu büyük karnavaldan gülümseyerek ayrılıp, sonunda hayatı ve köyü terkeder.



Feminist bir peri masalı olarak nitelendirilen “Antonia’s Line”, 1995-Hollanda yapımı bir filmdir. Marleen Gorris tarafından yazılmış ve yönetilmiştir. Pek çok ödül alan filmin baş rolünde, Willede van Ammelrooy ve Els Dottermans vardır.