Ana SayfaGüncelZeynep Sayın’dan ‘Ölüm Terbiyesi’

Zeynep Sayın’dan ‘Ölüm Terbiyesi’

HABER MERKEZİ – İmgelerin tarihselliği ve ölüm ile ilişkisi üzerine araştırmalar yapan Zeynep Sayın’ın “Ölüm Terbiyesi” isimli son kitabı Metis Yayınları’ndan çıktı. Sayın, kitabı kaleme alışının nedenini “mezarı esirgenen, mezarına saldırılan ölülere yapılan kabalığa, üstüne silgi çekilen tarihe, uzun (aynı zamanda İslami) bir geleneğin bilinçaltıyla yanıt vermeyi, unutulmuş bir nezaket ve ölüm terbiyesini hatırlatmak istemiş olmamdır” diye anlatıyor. Aşağıda, ‘Ölüm Terbiyesi’nin Giriş bölümünden alınan bir pasajı okuyacaksınız.


Zeynep Sayın


Ölüm, insanı kendisinden alıp götürür. Ölü, artık insan değildir. Ayrım çizgisi, insana dair bütün diğer ayrımların öncesinde ve ötesinde olan ayrım çizgisi, hayvanla insan arasında değil (çünkü hayvan da hayy’dan, hayat ile aynı kökten gelir: hayvan, hayattadır) cesetle insan arasındadır: Ceset insan olmadığı için ayna evresi (Lacan) aslında aynada kendi imgemizi gördüğümüz, kendimizi bir imge olarak üretebileceğimizi keşfettiğimiz, kendimiz dediğimiz kişinin “ben”den ve “imgesi”nden oluşan bir ikiz olduğunu anladığımız evre değil, aynaya baktığımızda kendi imgemizi göreceğimize, artık insan olmayan bir cesedi gördüğümüz evredir. İkiz olan, ben ile aynadaki imgemin çifti değil, ben ile cesedimin ikizidir. İkizlik, en uzak olan en büyük yakınlığı göze getirdiği için en tekinsiz şeydir: unheimlich (Freud).

İnsanlık tarihi, insanlığın ötekisinin, cesedin de tarihidir. İmge üretimi tarihi, insanın iki ayağı üzerine basmasından beri artık ayağa kalkamayan cesede bakmasının tarihidir. İmge üretimi, cesetle başlayan ikiz üretimidir: ilk evler konut değil, mezardır. İlk heykeller (yatan ölüyü doğrultan birer) mezar taşı, ilk portreler ölü maskesidir. İnsanbilim ceset insanbilimi, imgebilim cesedin insanbilimidir.

Ceset, bellek taşıyıcısı değildir. Kökeni, orijinali, başı, başlangıcı yoktur; hiçbir şeyin tekrarı, kopyası, taklidi değildir. Cesedin belleği yoktur. Kendi kendisinin imgesidir, hiçbir şeye benzemeyen benzeşimdir, mutlak benzeşimin kendisidir (Blanchot). Kahrolsun bağzı şeyler – Gezi hareketi sırasında yere yazılan bir yazının bağzı’sı gibidir, göndergesini kendi içine çekmiştir, mekânı da ismi de bu dünyadan değildir.

Ceset ile imgenin ayrışması, cesedin imgeye dönüşmesi için cesedin gömülmesi, belleği taşıyanın imge olması gerekir. İmgenin varlığı cesedin mezarına bağlıdır. Mezar taşları, yatmakta olan ölünün hatırasını ayağa kaldırır. İmge cesedin bir zamanlar canlı olmuş olduğunun kanıtıdır; bir zamanlar insan olmuş olduğuna düşülen kayıttır. İmgede korunan bellek, cesedi insanbilime ve insanlık tarihine açacaktır. İmge ölüleri ataya dönüştürür. Kabirler ziyaret yerleridir. Küçük bir tapı yeridir her bir mezar, her bir yatır. Romalılar evlerini atalarının mezarı üzerine inşa eder, atalarını kişisel tanrılarına dönüştürürlerdi. Hem tanrının evi hem insanlığın ilk evi kabul edilen Kâbe de bir mezardır, Hicr-i İsmail’de Hacer yatmaktadır. Mezar ile ziyaret, aynı kökten gelir. Ata kültü –yadsındığı ve beyazlar tarafından çevrelenen Kızılderili rezervasyon kamplarındaki gibi çevrelendiği zaman bile– bir cemaatin ayniyetini oluşturan ortaklıktır: cemaatler, ortak belleğin ve ortak bir unutkanlığın (örneğin Beytullah’ta gömülü olan siyahi cariyenin kabrinin unutuluşunun) taşıyıcısıdır.