Ana SayfaManşetSeçime ve tarihe Cizre’den bakmak: “Ezel ve ebed farkı yoktur sermediyette”

Seçime ve tarihe Cizre’den bakmak: “Ezel ve ebed farkı yoktur sermediyette”

Tek bir mesaja odaklanmış bir kitleye tanıklık ediyoruz gün boyu. “Buradayız” der gibiler. Ne eksik, ne fazla. Ancak orada oluşları bir seçimden ötesine işaret eder gibi. Geçmişin ve geleceğin orta yerinde, zamana sesleniyorlar. “Buradaydık ve olmaya devam edeceğiz…”


Nurhak Yılmaz


Cizre yolundayız. Bir grup gazeteci ile birlikte, HDP’nin Cizre mitingini izleyeceğiz. Diyarbakır’dan yola çıkıyoruz, tek gündem seçim. Mardin sınırına vardığımızda halen seçimi konuşuyoruz. Tabelalar Nusaybin’i gösterdiğinde ise konu kendiliğinden 2015-2016 yıllarına dönüyor. Polis kontrol noktasından geçip ilçeye girdiğimizde, çatışmalarda yıkılan mahallelerden yükselen TOKİ binalarını gösteriyor Mezopotamya Ajansı’ndan Özgür Paksoy.

Kurumuş otların sararttığı ovanın ortasında, yerden biter gibi yükselen bu binaların dış cepheleri için “coğrafyanın rengine uygun” malzeme seçilmiş. TOKİ başkanı söylemişti zaten. Diyarbakır Sur’da yapılacak evlerin “balkonları büyük”, Yüksekova’dakilerin “kaloriferi” olacaktı. Nusaybin’dekilerin ise “dış cepheleri çok özeldi.”

İşte tam orada, “ev” diye Nusaybinlinin önüne konulan TOKİ adlı çöp yığınına bakarken düşüyor aklıma bu kentlerin tarihi. Resmi tarihi temsilen oraya kondurulan TOKİ,  kaç bin yıldır kök salmış kentin sıcak rüzgârı biraz sert esse toplanıp gidecek gibi duruyor…

Nusaybin çıkışına doğru ilerlerken radyoyu açıyor Özgür. Sınırına paralel ilerlediğimiz Rojava’dan Qamışlo’dan yayın yapan bir radyo bu. Radyoda çalan Kürtçe türküler, bir bayram gününde sınırın ötesindeki akrabadan gelen selam hissi veriyor. Ve tabi bir kez daha “tarihi” hatırlatıyor…

Artık Cizre’ye çok yakınız. 2 yıl önce yaşananları konuşmuyoruz şimdilik. Şu anki durumu anlatıyor Vedat Yıldız. Asıl mesleği gazetecilik olan Vedat yaklaşık bir buçuk yıldır Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nda HDP adına görev yapıyordu. Geçen hafta ihraç edildi. Cizreli Vedat. Yasak sürecins ise yakından takip etti. “İzlerin çoğu silindi. İnsanlar ya evlerini yeniden yaptılar, ya da binaların dış yüzeylerinde oluşan hasarı tamir ettiler” diyor. Cizre’nin ekonomik durumunu konuşuyoruz. “Burada da yoksulluk var ancak sınır kapısı nedeniyle Cizre kesif bir yoksulluğu yaşamıyor. Bir de burada insanlar yanındakinin o düzeyde aç kalmasına izin vermez” diyor.

Özgür Paksoy, “Cizre’de sokaklar mazot kokmadıkça yoksulluk var demektir” sözleriyle itiraz ediyor. Ve Cizre girişindeyiz. Belli ki uzun süre önce oraya yerleşmiş olan polis kontrol noktasında durduruluyoruz. Kimlikler, GBT kontrolü derken ilçeye giriyoruz.

Soldaki Cudi ve Nur mahallelerine yüzümüzü dönmüşken geçiyoruz yeni yapılmış TOKİ’lerin önünden. “Burası işte, bodrumların olduğu bölgeydi” diyor Vedat. Başını o yöne dönmeden söylüyor bunu… Nefesim daralıyor. Tekrar dönmek üzere oradan uzaklaşıyoruz. Zaman dar, mitinge yetişeceğiz.

Herkes tanıdık..!

Miting alanı ilçe merkezinin yaklaşık 10 kilometre dışında. Yollarda her türden araç, insan taşıyor. Arazinin ortasındaki alanın etrafı demir bariyerlerle çevrili. Vinçlerin üzerine yerleşmiş polis kameraları alanı her cepheden izliyor. Arama noktasında kadın kuyruğu daha uzun. Kadın polisler atomlarımıza kadar ararken bizi, mümkün olan en az kelimeyi sarf ediyorlar. Kendilerine has bir işaret dili kullanıyorlar. Önümdeki kadın duyamadığım bir soru soruyor polise. Verdiği yanıtı heceden öte hücrelerine ayırıyor polis: “Si-zi-n-ko-nuş-tu-ğu-nuz-di-li an-la-mı-yo-r-u-m.”

Umursamıyor, gülüyor kadınlar. Her yaştan kadınlar. Çok özenli giyinmişler. İnce uzun boylarına siyah çarşafı da, rengarenk yöresel kıyafeti de, eteği de pantolonu da yakıştırmış da gelmişler. Seçim mitingi değil bayram ziyaretindeler.

Hava sıcaklığı, sabit dursanız alev alacağınız kadar yüksek. O sıcakta ve en fazla bir saat içerisinde, kilometrelerce uzaktan yürüyerek geliyorlar, dolduruyorlar alanı. Alana tek kişilik halayı ile giren 70’lik dede, görevden uzaklaştırılmış belediye eşbaşkanı, imamı, genci, kadını birçok yüz tanıdık. Orta yaşlarda bir erkek “akın akın, akın akın” diyerek geçiyor yanımızdan. “Nereden tanıyorum ben bu insanları” diye düşünürken 2 yıl öncesinin görüntülerine gidiyor aklım. Ya bir çatışmanın ortasında yaralı taşırken, ya bir enkazın yanında, ya bir cenaze töreninde, ya da bir mitingde takılmışlardı kameralara. Bu küçücük ilçenin insanları bir ateşin ortasında sınanırken, biz onları ekranlardan izlemiştik. Oradandı “tanışıklığımız.”

“Cizre eski Cizre”

Alanda Cemile Çağırga’nın babası ile karşılaşıyoruz. Seçim sonucunu soruyorum. “İnşallah kazanacağız” diyor. Alanı gösteriyor. “Cizre eski Cizre” diye ekliyor.

Tek bir mesaja odaklanmış bir kitleye tanıklık ediyoruz gün boyu. “Buradayız” der gibiler. Ne eksik, ne fazla. Ancak orada oluşları bir seçimden ötesine işaret eder gibi. Geçmişin ve geleceğin orta yerinde, zamana sesleniyorlar. “Buradaydık ve olmaya devam edeceğiz…” Aslında Ramazan Çağırga’nın “Cizre eski Cizre” sözü bu mesajın dile gelmiş hali.

“Nedir bu insanları bu kadar ayakta tutan?” diye soruyorum. Bütün Cizre’nin bir olup anlattığı şeyi bir kez de Vedat tarif ediyor;

“Sadece bugün bu mitingde olup bitenleri yazarak, Cizre’yi tarihinden bağımsız değerlendirerek durumu anlatamayız. Buraya kök salmış bir halktan, kültürden söz ediyoruz. Yaşananlar Cizre için ilk değil. Mesela 1990’ları, Berivan’ı, serhildanları unutmamak lazım. Hatta daha eski tarihlere de bakmak lazım. Derinlerdeki köklerde saklı her şey…”

Öyle ya, insan dediğin salt et ve kemik değil. Şehir dediğin de sadece bina değil. Bir de ikisini buluşturarak görünenin ötesine taşıyan hafıza var. Hayat zora düşünce devreye giren. Tecrübenin öğrettiğiyle yürünen bir yol var. İşte o yolda yürürken tanık olmuştur Kürtler, devletin de bir hafızası var…

Mezar taşındaki gelecek umudu..!

Mitingin ardından, sokağa çıkma yasakları döneminde yüzlerce insanın sığındığı bodrum katlarının bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Gözün alabildiği kadar geniş alana 5-6 katlı binalar yapılmış. Etrafı bariyerlerle çevrili. Dünyanın herhangi bir ülkesinde görseniz gözünüzün bir saniyelik bakışına bile değmeyecek sıradanlıkta. Bir şey anlatmıyor ranttan başka.

Bir yanı şehirlerarası yol da olan Nusaybin Caddesi. Diğer yani Cudi ve Nur mahallelerine giden dar sokaklara açılıyor. Halbuki günlerce haberlerini yaptığımız bodrumların bu koca caddeye çok uzak olduğunu düşünmüştük. Yaralılar ambulansa ulaşabilmek için ana caddeye çok yakın bir yere gelmişler meğer…

Böylesi bir hatıranın üzerine saygısızca oturtulmuş beton yığınlarının etrafını dolaşıyoruz. Köşeyi dönünce Rengin Sokak tabelası çıkıyor karşımıza. Sokak isimleri de çok tanıdık, insan yüzleriyle aynı sebepten. Görünürde çok az çatışma izi var. Bazı duvarlarda açılmış kurşun ve patlayıcı çukurları çimentoyla doldurulmuş. Binaların üst katlarında hala duruyor kurşun izleri. Duvarda bir yazı, “elveda çocuklar, ben artık ölüyorum…” Eğer bir çocuk eğlence olsun diye yazmadıysa, ölümcül bir oyunun ortasında hayatı çocuklara emanet etmiş yazan diye geçiriyorum içimden.

Vedat Yıldız beton binaları gösteriyor, “Burası her ne kadar böyle olsa da bir hafıza mekanı artık. Cizre bir şekilde yasını yaşamayı sürdürüyor. Ama esas olarak dışarıdan gelen insanlar için burası bir vicdani hesaplaşma mekanına dönüştü. Burada yaşananlara engel olamamanın yarattığı duyguyla en çok burada hesaplaşıyor insanlar. Gözlemliyoruz” diyor.

Ve mezarlıklar… Cizre Asri Mezarlığı’nda nereye baksan “2015” yazıyor taşta. Reyhan kokusu kuşatmış etrafı. Tek tük insanlar var. “Arefe günü gelseydin burada adım atılmıyordu. Hiçbir yerde böyle kitlesel bir mezarlık ziyareti görmemişsindir” diyor Vedat.

Dolaşırken göze çarpan taşlardaki isimler ve fotoğraflar da tanıdık… Sağlık memuru Aziz Yural’ın mezar taşına “Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler” yazılmış. Sokak ortasında kalan yaralı bir kadını kurtarmaya çalışırken vurulmuştu. Yarım kalmış genç ömrün kanıtı soğuk taşa “gelecek umudu” işlemek için de hayatla çok barışık olmak gerekir diye düşünüyorum. Başka bir taşta “çocuğun gördüğü düştür barış…” diyor.

Yafes Mahallesi’ndeki diğer mezarlıkta ise kimlikleri tespit edilemediği için taşında sadece rakamların yazılı olduğu mezarlar var. Bu mezarların sağına soluna bayram şekerleri bırakılmış. Mahallenin tam ortasında mezarlık. Sokakla arasındaki duvar en fazla 20 santim. Hemen yanında çocuklar oyun oynuyor. Hepsinin elinde oyuncak silahlar. 10 yaşında bir kız çocuğu, duvarın arkasına saklanmış, oyuncak tabancası elinde, diğerlerine pusu kuruyor…

İçinden nehir geçen şehir

Son durak Dicle Nehri’nin kenarı. Nehire karşı dururken karşıda Gabar ve Cudi dağları. Bir şehir bu kadar güzel olur da bu kadar hırpalanır mı diye sormadan edemiyor insan.

Akşam oluyor, Diyarbakır’a doğru yola çıkıyoruz. Güneş batarken küçük tepelerin üzerindeki tek katlı evlerin gölgesi Cizre’de nöbeti devralmak için büyüyor. Yol kenarında yürüyen kadın, ihanetle sınanmış Mem ve Zin’den bu yana süren “yas”ı taşıyor üzerindeki siyah çarşafta. Genç bir süvari ufuk çizgisinde at sürüyor sanki. Belki ihanetin hesabını sormaya gidiyor Tajdin… Berivan “hadi” diyor kadınlara, bir el işaretiyle. Önden koşuyor… Botan beyleri Bırca Belek’te bir satranç oyununun tam ortasında. Ve oturuyor Cizreli “aşkın filozofu” Melayê Cizîrî divana. Sesleniyor varlığın ve zamanın sırrını arayanlara;

“Di qidem da ezel û eynê ebed herdu yek in / Sermedîyyet we dixwazit ne ezel bit ne ebed (Ezel ve ebed aynı şeydir kıdemiyette / Çünkü ezel ve ebed farkı yoktur sermediyette…”


HDP’nin Cizre mitingi: ‘Sel olduk geliyoruz, bu barajı yıkacağız’

Burası Cizre: Binler sokaktaydı, “Direne direne kazanacağız” dedi