Ana SayfaYazarlarBahadır Altan“Acının İki Yüzü” – Bahadır Altan

“Acının İki Yüzü” – Bahadır Altan


Bahadır Altan


Bu topraklarda 40 yıldır yaşanan acıların son bulacağına dair umutların artık tamamen tükendiği günlerde okuyucuyla buluşuyor “Acının İki Yüzü”! İletişim Yayınları’ndan çıkan Kamran Erkaçmaz’ın belgesel kıvamında ve tümüyle yaşanmışlıklar ile gerçek ses kayıtlarına dayanan kitabından söz edeceğim…

Sanat tarihi okumuş, ailesinden, akrabalarından, arkadaşlarının yakınlarından dağda veya askerde yaşamını yitirenler olan, dolayısıyla 40 yıldır bizi yakan acıya yakından tanıklık etmiş bir Kürt genci yazarımız. Çözüm masasının henüz tekmelenmediği günlerde, “Barış için ben ne yapabilirim?” diyerek, bir ses kayıt cihazı ve fotoğraf makinasıyla yollara düşmüş. Bazen yürüyerek, bazen otostopla 20 bin kilometre yol kat etmiş, 70 ilçeyi taramış. Kah bir asker anasına, kah gerilla babasına, kah polis eşine uzatmış mikrofonunu. Parklarda, cami avlularında otogarlarda uyuyarak, çeşitli zorlukları ve linç tehlikelerini göze alarak, görüştüğü ailelerin acılarını sırt çantasına doldurmuş. Bu kayıtların ağır yükünü sergiler açarak hafifletmeye çalışsa da yeterli olmamış. Bu sefer oturup kağıda dökerek okuyucuyla paylaşmış. Kitapla daha fazla insana ulaştırdıkça yükü hafifler mi, okuyunca siz karar verin…

Mayıs 2014’te Tophane’deki Depo İstanbul’da “Acının İki Yüzü” adlı fotoğraf sergisini ilk gezdiğim zaman, bunu bütün ülke görmeli diye düşünmüştüm. Akan kanın durmasında çok etkili olabilecek ses ve fotoğrafları ne yapıp edip her türlü kara propagandaya rağmen yaygınlaştırmanın yollarını bulmalıydık. Bu heyecanla Kamran’la temasa geçip tanıştım. Hemen planlamalara başladık. Önce Kadıköy’de sergi için uygun bir mekan aradık. Elverişli bir yer bulamayınca da, “Neden Caferağa Mahalle Evi’nde olmasın?” diye düşünüp kolları sıvadık.

Gezi’den beri Kadıköy’de hala sürdürülen forum ve doğrudan demokrasi geleneğinin yarattığı, terk edilmiş 3 katlı bir işgal eviydi Caferağa Mahalle Evimiz. Mahallenin gençleriyle sokaklardan toplanan kalaslar, tahtalarla evin üst katlarına çıkılabilecek kadar merdivenlerini onardık. İki karanlık oda yaratıp start verdik. Sergi açılışında her iki taraftan aileleri bir araya getirecektik. Kısıtlı imkanlarla uçak biletlerini dahi satın aldık. Açılışa günler kala, asker-polis aileleri tehdit edildiklerini söyleyerek gelemeyeceklerini bildirdiler. Ne yaptıysak olmadı, ana ve babalar gelmek istiyor ama şehit yakını olarak devletten iş vb olanaklar edinen akrabaları bunları kaybedecekleri korkusuyla baskı yapıyorlardı. Savaş ne yazık ki böyle bir endüstriydi artık ülkemizde!

Açılış Uğur Kaymaz’ın annesi ve Barış analarının katılımıyla, acının sadece bir yüzüyle oldu. Olsun yine de asker tarafını benim tamamlamaya çalıştığım söyleşiler yaptık. Evlatlarını kaybedenlerin, acılarına rağmen barış dileyen, “aşiti, aşiti” diyen anaların sesini dinleyip de barış isteğiyle çıkmayan kimse olmadı sergiden. Caferağa’nın 83 yaşındaki Kadir amcasının, Kürtçe ses kayıtlarının alt yazılarını okuyunca “Ee bunlar da barış istiyormuş, neden olmuyor o vakit?” diyen şaşırmışlığı her şeyi özetliyordu…

Kamran yolculuğu sırasında Kürt illerinde gerilla ailelerine görece daha kolay ulaşmış. Hikayelerini dinlemeye bile katlanılmasının zorluğu ve kimi yerlerde polis sanılmak dışında sıkıntı çekmemiş. Ama Karadeniz’de, Ege’de, İç Anadolu’da sırt çantasıyla yalnız dolaşan bir Kürt olmak çok farklı tabi! Yine de onu bağrına basan, “buralarda yeter ki cerilla demeyesun” uyarısıyla misafir eden Lazlar olmuş. Şimdilerde sanırım aynı serüveni yaşamak olanaksızdır. Dört yılda iktidarın ördüğü kin ve nefret ağının etkilerini ve değişimin örneklerini kitapta bulabilirsiniz…

‘Acının İki Yüzü’, Kamran Erkaçmaz, İletişim Yayınları

Batıda ise ailelere ulaşmak için şehitliklerde izler sürmüş. Kimi yerlerde salt Kürt olduğu için kendisini “terörist” diye görenlerin silahlarıyla burun buruna gelmiş. Bu durumda bile “Peki gidiyorum, … Amca kusura bakma ama silahından da korkmuyorum…” diyerek yeniden konuşmaya oturabilecek kadar yürekli bir kitap yazmış. Kitaptan alıntılar onun duyduklarını, tanıklıklarını anlatmaya yetmeyecek. O yüzden buraya sadece Şiho Dirlik’in mezar taşındaki dizeleri aktarmakla yetiniyorum. Ama bir önerim var: Eğer yüreğiniz dayanırsa o “hikayeleri” fotoğraflarda da olsa o ana ve babaların gözlerinin derinliklerine bakarak okuyunuz…

Ve gidenler

Takılıp bir güvercin serüvenine

Tüm mevsimleri

Sevinçleri

Ve acıları

Paylaşmak için

Ve tekrardan dönmek üzere

Bu topraklara

Kalbimin kuzeyinden güneyine doğru

Özgürlüğe kanat çırpıyorlar.

(Kamran Erkaçmaz beni bağışlasın çünkü o, “hikaye değildi anlattıkları” diyor.)

Previous post
Erdoğan'ın 'bizi bağlamaz' çıkışına İnce ve Karamollaoğlu'ndan tepki
Next post
Yerel seçimler: İYİ Parti'den CHP ile ittifaka ilişkin açıklama