Ana SayfaManşetSüleyman size ne yaptı?

Süleyman size ne yaptı?


Reyhan Hacıoğlu


“Nasıl olur ya, nasıl olur böyle bir vicdansızlık? Ya insan bir taştan korkar mı bu kadar?”

“Bazen seni anlamıyorum. Bunca şeye tanık olup hala şaşırıyorsun ya, ilginç!”

Bu diyalog sonrası ikimiz de eleştirilmiştik, birimiz aşırı tepki verip duygularına kapılmış, birimiz yaşanan vahşeti olağanlaştırmıştı.  Peki, ne mümkündü insan kalmak?

Yasaklar olduğu için ailesi aylarca beklemiş, yasak sonrası hemen mezarını yapmışlardı. O kavga kıyamette 2 gün sonra mezarı yerle bir edilmişti. 2 gün sadece 2 gün. Annesi rahat bir nefes alsaydı bari ama…

Kız kardeşi DAİŞ’e karşı savaşırken hayatını kaybetmiş, o da çocuklar gülsün diye kız kardeşinin uğruna canını verdiği topraklara gitmek için 32 Düş Yolcusu ile yola koyulmuştu.

Gencecikti, henüz 28 yaşında. Velhasıl güle oynaya çıktıkları yolda bir sabah, tam da onlar sabahın aydınlığı için yola çıkacakken karanlık bir gökyüzü, bir toz bulutu, çığlıklar, kan ve geriye kalan oyuncaklar…

“‘Soran olursa çocuklara oyuncak götürdü’ dersin” dedi, muhtemelen ayrılırken öğrencilerinden heybesine umut koyup yola koyulanlar gibi.

Elbette yabancısı değildi, bilmez olur muydu kötüleri. Zira coğrafyasında her gün gördüğü, yaşadığı bunun bin bir türlüsüydü ancak herhalde o da benim kadar, “Bu kadar da olmaz” dedi. Dedi de çıktı yola.

Onunla hikâyemiz burada değil, çok sonra karışacaktı birbirine. 33 Düş Yolcusu toprağa düştükten sonra başlayan tufan günlerinde. Ve ben ve hepimiz Kürdistan’da anılara karışıyorduk. Hepimiz payına düşeni yaşıyordu. O da bizden birinin payına düşmüş meğer.

Yüksekova’da hani evler yıkılmıştı ya, daha doğrusu reyting için yıktırılmıştı ya, onlardan biri de onun eviydi. Anıları, acıları, sevinçleri, çocukluğu bir canlı yayında yerle bir ediliyordu. Önce onu yok eden kötülük şimdi ise geride kalanlar için ondan bir şey bırakmıyordu.

İşte ben bunu kabullenemiyordum. Bu, bu hangi dünyanın aklı, bu hangi toprağın insanı, bu hangi türün pratiği…

Velhasıl annesi, “Anılarımızı aldılar” diyordu. Oğlunu, kızını, evini ve anılarını almışlardı. İnsan bir anı bırakmaz mı be! Çocuklarının kokusu, eşyası, değdiği duvar, yattığı yatak insana teselli verir. Aklın sükûnetini koruması için. “Hayır, hayal değil, o bir zamanlar buradaydı” demek için bunlara ihtiyaç vardır. Belki bilim daha mantıklı laflarla anlatabilir ama benim üslubum çok kendimce anlatmaya uygun değil.

Ve böylece annesi evinin yıkıldığı topraklara bu kez oğlunun mezarı için gelmişti. Mezarını yaptırınca bir de başında dua okuyup teselli bulmuştu. Artık kalacak bir yer olmadığı için de muhtemel göç etmişti oradan. Benim o sabah kabul edemediğim işte bu mezara yapılanlardı. Arkadaşım haklıydı, insanları diri diri yakanlar mezara mı saygı gösterecekti. Ama hani diyorsun ölmüş ya, hani bir mezar ya, hani annesine kalan tek şey ya. Olmaz, yapılmaz diyorsun ama…

Nedim Türfent. 8 yıl 9 ay hapis cezası alan bir gazeteci. Hakkâri ve Yüksekova’da yaşananları dünyaya duyuran, tehditler alan ve gözaltına alındığında kaybettirilmek istenen biri. Onu hedef haline getiren ise açığa çıkardığı bir videoydu. Görüntüde bir inşaat şantiyesinde bir komutan işçileri yere yatırmış, küfrediyor ve “Bu devlet size ne yaptı lan!” diyor sonunda.

O değil, Nedim ceza aldı tabi. “Adalet” bu! Sorgu sual olmaz elbette…

Nedim ile bir süre mektuplaşmıştık. Ve kaçınılmaz olan, bir süre sonra artık senin bir parçan olan anılar tanıklıklarına geliyor, söz.

Ben, 33 Düş Yolcusu’ndan birini tanımıştım. Gazetecilikte ilk haberim olan bu güzel ve güler yüzlü kadının çektiğim fotoğrafı, cenaze haberi için gittiğimde elime verilince hayatımın en ağır yumruklarından birini almıştım, tam nefes aldığım tam da kalbimin attığı yerden.

Cenazesi defnedilmiş, mezarı başında öylece kala kalmıştım. Yağmurlu bir İstanbul günüydü. Kalabalık mahşerdi. Ve herkes gitmiş, ben ve o kalmıştık.

“Liseyi birlikte okuduk. Çok güzel, çok naif bir adamdı. Üniversitede yollarımız ayrılmıştı. Ama başka şehirlerde okusak da aynı bölümleri okumuş ve yine aynı şehre dönmüştük. Ben gazeteci, o öğretmen oldu. Cenaze haberini takip etmek bana düştü. Mezarı başında öylece kala kaldım. Çok şey demek istiyor ama bir şey diyemiyordum. Daha gencecikti…” diyor ve mektubu burada kapatıyordu Nedim.

Ve en son 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü için Nedim’e kardeşi aracılığı ile Özgür Basın’da onu en çok etkileyen haberi sorduk. O da şu yanıtı verdi:

“Gazetecilik yaşamım boyunca beni en çok etkileyen haberim IŞİD’in Suruç Katliamı’nda aramızdan ayrılan İngilizce öğretmeni ve lise arkadaşım Süleyman Aksu’nun cenaze törenini takip etme oldu. Tanık olduğum en kitlesel törenlerdendi. Tüm o töreni ve haberi gözyaşları içinde takip etmiştim. Süleyman’la bağlılığımızı hiçbir söz anlatamaz ve ben bunu anlatmaya çalışma densizliğinde bulunmayacağım.”

Ne denirdi ki…

Dün bir haber düştü ajanslara, ki kaç zamandır düşüyor da, aralarında Suruç’ta hayatını kaybeden İngilizce öğretmeni Süleyman Aksu’nun mezarının da bulunduğu mezarlar kimliği belirsiz kişilerce gece saatlerinde yeniden tahrip edilmiş. Aksu’nun mezarı daha önce de bir kaç kez tahrip edilmiş, ailesi tarafından yeniden yaptırılmıştı. Şimdi ben sorayım Süleyman şahsında hepsi için;

Süleyman size ne yaptı?


İlgili linkler

http://yeniyasamgazetesi1.com/ayni-mezarliga-7nci-saldiri/

https://www.evrensel.net/haber/281564/suructa-katledilen-aksunun-evi-yakildi

https://www.birgun.net/haber/suruc-saldirisinda-yasamini-yitiren-suleyman-in-yuksekova-da-evini-ve-anilarini-yiktilar-109612

https://twitter.com/SurucAileleri/status/1122847310017388544

http://www.marmarayerelhaber.com/Celal-BASLANGIC/52612-Ne-yapti-lan-size-bu-Nedim-Turfent

Previous post
HDP milletvekilleri İbrahim Gökçek için söyledi
Next post
Nisan ayı enflasyon rakamları: "Harcamadaki artış gıda krizinin uyarıcısı"