Ana SayfaYazarlarBahadır AltanHavacılıkta “normalleşme” dönemi!

Havacılıkta “normalleşme” dönemi!


Bahadır Altan


Havacılıkta virüs depremi kuvvetli artçı sarsıntılarla sürerken insanları yeniden seyahatlere özendirmek için yapılanlar sınır tanımıyor. Uçaklardaki havalandırma filtrelerinin ne denli işe yaradığı ve yükseklerde virüs olmadığı gibi konuları daha önce anlatmıştık. Uçaklar, virüs taşıyan birisinden hastalık bulaşması açısından en az metro, tren, otobüs kadar risk taşıyor. Ancak sistemin çarklarının dönmesi için hava yollarının bir an önce eski temposuna ulaşması gerekiyor. Bunu sağlamak, insanları yeniden ordan oraya seyahat düşkünü yapmak için neler yapılıyor neler.

Ülkede Covid-19 hastası sayısının azaldığı, tedbirlerin çok sıkı uygulandığı imajı yaratmak için gerçeklerin üstü örtülüyor. Bilet satışını özendirmek için 18 ay taksitle satış olanakları bile sunuluyor. Bütün bunlar depremden sonra hasarlı binaların çatlaklarını sıvayla örtüp insanları içeri girmeye çağırmaya benziyor. Oysa Covid-19’un şakası yok. Eylül ekim aylarında beklenen ikinci dalgadan çok önce, birincisinin tsunamisi kıyılarımıza vurmaya başladı…

Avrupa bizim televizyonların yaratmaya çalıştığı manzaranın aksine ekranların ardındakini dikkate alıyor. Almanya’nın 31 Ağustos’a kadar Türkiye’yi “Corona virüsünde güvenli olmayan ülke” ilan etmesi başlı başına bütün bu bilet satış teşviklerini değersiz kılıverdi.

İstanbul Havalimanı’nın apar topar Avrupa Birliği Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) tarafından yayınlanan Covid-19 Havacılık Sağlık Emniyeti Protokolü’nü imzalaması ve istenen bütün tedbirleri alacağını taahhüt etmesi de sefer iptallerini engellemeye yetmedi.

Covid-19, havacılık iş kolunda bir deprem fırtınası şeklinde esmeye devam ediyor.

Vermek istedikleri ücret değil sadaka

Öte yandan sivil havacılık patronları 4 aydır uygulanan bu karşılıksız emek uygulamasını pek sevdiler. THY, Temmuz’dan itibaren 3 ay daha “kısa çalışma ödeneği” ile devam edeceğini açıkladı. Daha önce 60 yaş üstü pilotları uçurmayacağını açıklamasına rağmen ihtiyaç olunca B-777 filosundakiler için bu kuralı da askıya aldı. Yani işler iyi gidiyor ki, 777’leri uçuracak 60 yaş üstü pilotlara bile ihtiyaç duyuluyor. Oysa aylardır kargo uçuşu yapanlar da aynı düşük ücretle yetinerek çalışıyor.

THY’de “normalleşme” bu koşullarla sürerken patron, 2020 ve 2021 yıllarında işten çıkarma yapmayacağını vadetti. İşçileri ücretsiz izne ayırdığı zaman veya ücret ödemeden çalıştırdıklarında işten çıkarmış olmuyorlar sanki? Oysa işten çıkarılmak zaten ücret alamamak demek! Ama lafa gelince kimseyi işten çıkarmıyorlar! Ne güzel değil mi?

Biz bunları yazarken patronlar ağızlarındaki baklayı Hürriyet’ten Uğur Cebeci kalemiyle çıkardılar. Daha önce tahmin ettiğimiz gibi, virüs krizini kazanca dönüştürüp işçilerin, özellikle de pilotların maaşlarını kalıcı olarak en az yarıya düşürmek niyetlerini bu köşe sahibine yazdırmışlar! Meslek kuruluşları, pilotlar derneği TALPA ise tepkili. (TALPA bildirisi için bakınız)

Uğur Cebeci dünyadaki ölçeklerden, yüzdelerden söz etmek yerine bizdeki ücret uçurumlarını kullanarak göz boyama ve kamuoyu yaratmaya çalışıyor. Kendisi bu meslek grubuna ve aldığı ücretlere düşmanlığı iş edinmiş ve tabi bunu da patronların sözcülüğünü yerine getirerek uygulayan bir gazeteci olarak tanınıyor bizim cenahta. Kalkıp Türkiye’de Corona’dan etkilenen, yaşamını kaybeden pilot sayısının doktorlara yakın olduğundan söz edecek değil ya. THY 350 uçak sayısına ulaşırken, bunda uçak alımlarında yöneticilerin aldığı yüzdelerin rolünden söz edecek değil ya! Pilot ve kabin memurlarının emekli olunca ortalama kaç yıl yaşadıklarını, kanser ve kardiyo problemleriyle yaşamını yitirmeden 70’ini geçen kaç havacı olduğundan da bahsetmez Cebeci!

Yönetimini THY patronlarının değil işçilerin belirlediği bir sendika varmış gibi de aslında işverence hazırlanan ve ilan edilmek üzere bekleyen protokolün şimdiden zeminini yapıyor. Oysa imzalanmış bir toplu sözleşme ve ek protokolleri var ortada. Bu cenazeyi kim kaldıracak peki? Belki de Hava-İş Sendikası yöneticileriyle birlikte, bir gece yarısı kimsesizler mezarlığına gömmüşlerdir, ne dersiniz?

Bu durum en fazla KHK zoruyla pilotları Hava Kuvvetleri’ne geri dönmeye zorlayan iktidarın işine geldi tabi. Yüksek ücretli işçiler olan pilotlar birdenbire yoksulluk sınırının altında maaşlarla çalışmak zorunda kaldılar ve bunun ne kadar süreceği belli değil. Böyle olunca yaşı elverenler yüksek rütbelerle Hava Kuvvetleri’ne geri dönüp iyi ücretler alabileceğinin umudunda. Hatta general olup veya en azından albay rütbesinden emekli olarak yüksek emekli maaşlarının hesabını yapanlar var.

Oysa 40 yıldır sürdürülen ve AKP iktidarınca artık kurumsallaştırılan, yandaş, akraba firmalarınca üretilen savaş makinelerinin reklamlarının yapıldığı bu kirli savaşın içinde yer almanın başka riskleri de var. İşin içinde kısa bir süre sonra 15 Temmuz’da, iktidarın FETÖ ile yollarının ayrıldığı zaman olduğu gibi, bulunduğu makamdan direk Sincan’a transfer olmak da var.

Kapitalizmin ücretli kölelik sistemi, yüksek ücretlilerde bile böyle bir şey işte. Daha iyi ücret vaadiyle insana her şeyi yaptırmaya kadir bir düzen bu…

Benzer bir uygulama da kabin memurları için konuşuluyor. Kabin memurları hemşire olarak istihdam edilmek isteniyor. Bir hemşire kuşkusuz eğitimini alarak kısa sürede kabin memuru olabilir. Tersi de mümkündür ama hemşirelik okulları o kadar kısa sürede tamamlanacak bir eğitim değil. Sistem artık emeğe hangi pozisyonda, nerede ihtiyaç duyarsa, işçiye o gömleği giydirme peşinde ve virüs bu konuda sermayeye herkesin kabullendiği bir bahane ortamı sağladı.

Uçuşlar durunca kazalar da durdu (mu?)

Her ne kadar bu 4 aylık sürede Pakistan’da bir Airbus 320 düşmüş ve 97 kişi yaşamını yitirmişse de sivil havacılıkta son yılların en az uçak olayı ve kazası olan bir dönem yaşandı. “En emniyetli uçuş, yapılmayan uçuştur” sözü doğruymuş demek ki!

Yine de ülkemizde bu dönemde de askeri ve sivil küçük uçak, helikopter kazaları eksik olmadı. Türkiye’de yerli eğitim uçağı Hürkuş’un ilk büyük kazası da Haziran ayında oldu. Pilotlar paraşütle atlayıp vücutlarında önemli kırıklarla da olsa kurtuldular. Daha önce sandalyenin yanlış bağlanması sonucunda ters uçuş esnasında arkadaki mühendisin istem dışı uçaktan düşmesini de hatırlarsak Hürkuş projesi açısından talihsiz bir kaza bu. Umarız bir suçlu aramak yerine detaylı bir inceleme yapılır ve gereken dersler çıkarılır.

Pakistan’daki kazadan sonra Pakistan Sivil Havacılık otoriteleri pilot lisans ve sınavlarında çokça usulsüzlükler saptayarak 262 kadar pilot lisansını iptal etmişlerdi. Bu tür liyakat dışı lisanslandırmalar, kayırmalar kazalara zemin hazırladığı gibi bizim gibi ülkelerin en önemli hastalığı olmaya devam ediyor.

Siyasal iktidara bağlı kurumlarda özellikle üst düzey yönetici atamaları ve bunların mesleki uzmanlıkları dikkate almayan uygulamaları her zaman baş ağrıtmaya, havacılıkta ise can almaya devam edecektir.

Previous post
AKP'li Kurtulmuş: İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılabilir
Next post
HDP'den 'kadının sesini yükseltmek' için 5 merkezde yürüyüş