Ana SayfaÇalışma YaşamıAcının hiyerarşisi: Siirt Şirvan’daki ‘bazı’ işçiler

Acının hiyerarşisi: Siirt Şirvan’daki ‘bazı’ işçiler

Dağların ortasında, dünyanın merkezine doğru yol alırken, bir gece yarısı, gök kubbeyle aralarına girmiş tonlarca çamur ve kaya… İlk babaları ve anaları koşmuş… Taziye evlerinin vazgeçilmezi beyaz plastik sandalyeler dizilmiş… Kurtarma çalışmalarını izlerken, kardeşler, dedeler, abiler ve babalar sıralanmış o plastiklere, ölümü kabullenmişçesine… Devlet de, olay mahalline kurulan Kızılay çadırının kapısına asılan bayrakla kurulmuş hemen yanı başlarına…

NURHAK YILMAZ

Yaşadığımız dünyanın bağrını kazmayla, kürekle, kepçeyle deşen; binlerce yıldır toprağın altında biriken madeni toprağın üzerine taşıyan madenciler… İnsanın doğaya açtığı savaşın yer altındaki öncü neferleri… Toprak anadan bizim için “çaldığınız” için midir, işlediğiniz “bu büyük günahtan” mıdır hep karadır eliniz, yüzünüz, ömrünüz?

Biz, yeryüzüne taşıdığınız kömürle ısınırken bu “günahtan mıdır” hep soğuktur sizin şantiyeleriniz? Kepçeyle çıkardığınız bakır, tel tel olup “medeniyete” elektrik taşırken, o “medeniyetin” ancak gecekondularında yaşayacak dört duvar bulabilmeniz, bu “günahın” diyeti midir?

Manisa’da, Soma’da, Artvin’de, Elazığ’da Ergani’de ya da Siirt Şirvan’da bundan mıdır bu derin kimsesizliğiniz? Ölünüzün bile maden karanlığında yitip gitmesi… Karaya bulanmış gözlerinizden beyaz iki çizgi olup dökülen gözyaşlarınız, bu sebepten mi sadece duvarımızda bir tablo olmayı hak eder?

İşte siz böyle bizim adımıza bu “günahı” işlemeye devam ederken; biz yine “ne kadar rezil olursak, o kadar iyi” kıvamında günlerden bir gün geçiriyorduk ki, göçtü o maden.

15146790_329517344096848_7607575_o

Günlerden Perşembe, aylardan Kasım’ın 17’siydi. Biz tam o günü bitirmiş, bir sonraki günü mecburen karşılamaya hazırlanırken, akşam saat 20:30’da oldu. Şirvan’ın Madenköyü’nde tonlarca toprak ve kaya çöktü. “BAZI İŞÇİLER, 8 KAMYON ve 3 İŞ MAKİNSI GÖÇÜK ALTINDA KALDI.” Faciayı önce böyle duyurdu bazı “haber” siteleri. Toprak altında kalan insan sayısı, makinadan sonra anlaşıldı ki 16’ymış…

Madenköy bakır sahası, Türkiye’nin en büyük ikinci işlenebilir bakır rezervine sahipmiş… Göçük altında kalan işçilerden 2’si Diyarbakır, 2’si Batman, 11’i Siirt, 1’i Vanlıymış… Sosyal medyaya düşen bir videodan anlaşıldığı kadarıyla, “iş yeri” dedikleri o cehenneme servisle gidip gelirken Kürtçe türküler söylerlermiş…

Geleceği dünden belli cinayet mahalline giderken, bir elleriyle evden aldıkları yarım somun ekmeği tutar, diğer elleriyle dizlerine vurup Kürtçe türkülere eşlik ederlermiş… Ramazan aylarında oruçlarını tutar, her Cuma insanlık için iyi dileklerde bulunurlarmış…  “Medeniyetin” akıllı beyaz eşyalarına ham madde olacak bakırı çıkarırken “işlerini” severlermiş… “İş” bitince bazen toplanır pikniğe giderlermiş… Düğünlerde kol kola halay çeker, çocuklarıyla resim çektirip profil fotoğrafı yaparlarmış…

Dağların ortasında, dünyanın merkezine doğru yol alırken, bir gece yarısı, gök kubbeyle aralarına girmiş tonlarca çamur ve kaya… İlk babaları ve anaları koşmuş… Taziye evlerinin vazgeçilmezi beyaz plastik sandalyeler dizilmiş… Kurtarma çalışmalarını izlerken, kardeşler, dedeler, abiler ve babalar sıralanmış o plastiklere, ölümü kabullenmişçesine… Devlet de, olay mahalline kurulan Kızılay çadırının kapısına asılan bayrakla kurulmuş hemen yanı başlarına…

Sonra devletin “ete kemiğe bürünmüş” hali “yerinde incelemiş” olayı… Ve evet, bakan bakmış ve “bir ihmal görememiş” orada… Üstelik de, Siirt’in Şirvan’ının taaa Madenköyü’ne o kadar hızlı gelmiş ki, “önce özel uçağa binmiş, sonra da helikopterle gelmiş.” Daha ne olsunmuş…

bakan-albayrak

Ama Madenköy’den ayrılırken, “kardeşlerimiz” demiş, “işçilerimiz”, “hatta çocuklarımız” demiş tonlarca kayanın altında yatanlara… Ve o “bazı işçiler” muhtemelen ilk kez devletle böyle bir mesafesizliği yaşamış… Tabi eğer halen yaşıyorlarsa…

Devletin son sözü ise kurtarma çalışmalarına dair olmuş. Demiş ki, “Gördüğüm o ki; işini iyi bilen uzmanlar çalışıyor. Bir taraftan profesyonellikle, öbür taraftan da ciddi bir şefkat ve amatör bir ruhla çalışıyorlar.”

Ancak plastik sandalyelerde, nizamı bozmadan acılarını yaşayan babalar için en kafa karıştırıcı olan da bu son sözmüş. Profesyonel kim, neden amatör bir ruh? Ortada ölüsü ya da dirisi olmayan oğullar varken, kendilerinin ruhları çekilmek üzereyken, tonlarca göçüğün üzerindeki ruhun cinsi neden bu kadar vurgulanır ki?

15145087_329516200763629_344737472_o

Gelenekten sebep ağlayamayan ve nizamı bozmamak için plastik sandalyeden kalkmayan babalar her defasında daha derine çektikleri sigara dumanlarını metrelerce ötedeki enkaza gönderirken ve kafaları bu kadar karışıkken, devlet yeniden Ankara’ya yol almış…

Giderken eş dosta ikram için Siirt balı ve biraz dağ kekiği ile meşhur Siirt battaniyesi de hediye edilmiş kendilerine… Ve devlet mideye şifa Siirt balı, ete lezzet dağ kekiği ile Şirvan semalarına yükselmiş…

Devlet Ankara’ya yol alırken, acının bile hiyerarşisi var ya, plastik sandalyelere davet edilmeyen anneler, eşler ve kız kardeşler ise enkaz altındakileri görebilmek için bulabildikleri en yüksek tepeye tırmanmış… Devlet Şirvan semalarından kaybolurken gördüğü son resim ise nizamı bozan o kadınlar olmuş…