Ana SayfaGüncelSarmaşık kapatıldı… Dikiş tutmaz bu ‘hesap’

Sarmaşık kapatıldı… Dikiş tutmaz bu ‘hesap’

‘Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’ 2006 yılında Diyarbakır’da kuruldu. Dayanışmanın, insanın insana verdiği değeri göstermenin, paylaşmanın ‘üçüncü bir yolu’ olduğunu biz Sarmaşık’tan öğrendik. 

NURHAK YILMAZ

Lafı eğip bükmeye gerek yok; “Diyarbakır’da 32 bin insan, bir gün bile destek alamasa o gün aç yatıyor.” Tıpkı Kongo, Zimbabwe, Brundi, Eritre, Orta Afrika, Malawi gibi… Ne mi oluyor bu ülkelerde? Savaş oluyor… Dünyayı yönetenler bu ülkede yaşayanların ya rengini beğenmiyor ya tipini beğenmiyor, ya söylediği şarkıları beğenmiyor  ya da direnmesini beğenmiyor…

Aslında bu ülkelerin mutlaka bir şeyini beğeniyorlar ve onu almak istiyorlar da “beğenmediklerini” bahane ediyorlar… Ondan sonra ver elini “etnik” sorun,  ver elini 21. yüzyılda kılıçlı palalı cinayetler… Sağ kalanları ise tanıdık bir sorun bekliyor: Açlık… Daha doğrusu açlıktan ölmek!!!

Aslında yoksulluk bizim memlekette  hep vardı. Örneğin, “Komşusu açken tok yatamayan” bir toplumduk. Demek ki bir yerlerde birilerinin “komşusunun” aç yatma ihtimali hep vardı. Ama en azından o “aç komşuların” derdine koşma ihtimali olan bir “din kardeşi” olma ihtimali de vardı…

Sonra; Zimbabwe’de, Eritre’de veya Malawi’de ne olduysa; Şırnak’ta, Mardin’de, Diyarbakır’da da o oldu… “Komşular arasında idare edilebilir düzeyde olan yoksulluğumuz” bir gün geldi, dipsiz bir kuyuya dönüştü… Ve “yoksulluk eşittir çaresiz yokluk” olunca, baş edilemez bir hal aldı.

Çünkü zorunlu göç yolları, yolumuzu köylerden kentlerin ışıttığı karanlığa çıkarmıştı. Geçmişteki sessiz ve içten dayanışmalarımız yerini iktidarların kamyonlu, megafonlu dilencileştirme kampanyalarına bırakmıştı.

Bir torba daha mercimek kapma yarışında, geçmişte adını destursuz anmadığımız komşu kadının kafasına basacak hale gelmiştik. Medya ise bu tür “yardımlaşmayı”  memleketin dört bir yanına, ceza mı zevk mi bilinmez bir ısrarla duyurur olmuştu.

“Son 24 saattir açlarmış, ekibimiz yetişmese Allah korusun öleceklermiş” pespayeliğiyle kameralar önünde teşhir edilen yoksula sunulan bir lokma ekmekle rahat bir nefes alır olmuştuk. Mardin’in bir dağ köyünde patlayan silahın ülkeyi bir baştan bir başa dolaşıp biraz daha derinleştirdiği yoksulluk karşısında, vicdanlarımız biraz daha temizlenir olmuştu.

Ekranlardan taşan, üzerimize yapışan o görüntülerle böylece doymuş/şişmişti şehirli, orta sınıf egomuz… O gecelerde, “komşu’ açsa ne gam, biz gıdamızı alıp derin uykulara dalar olmuştuk…

Tam o zamanlardı; tek bildiğimiz yardım, “megafonlu, kameralı” şovlardı.  Makarnalı, çamaşır makineli seçim zamanlarından geçiyorduk. Yoksulsan, “açım” diye şikayet ediyorsan, önce “diyetini” ödeyecektin. Zaten yoksulsan, rezil olmak, çocuğunun gözünde küçük düşmek senin için yakınılacak bir şey olmaktan çıkmıştı. Ekstradan dökülecek gözyaşların; bozuk bir Karadenizli, Egeli veya Diyarbakırlı Türkçen ve bir de eteklerine yapışan çocukların varsa, fazladan bir kalıp sabunun da garanti demekti… İşte biz böyle bilirdik zenginin-fakire, devletin-vatandaşa, olanın-olmayana vermesinin yolunu…

Paylaşmanın üçüncü bir yolu olduğunu Sarmaşık’tan öğrendik

besbin_

Dayanışmanın, insanın insana verdiği değeri göstermenin, paylaşmanın “üçüncü bir yolu” olduğunu biz Sarmaşık’tan öğrendik.

Tam adı, “Sarmaşık  Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği.” 2006 yılında Diyarbakır’da kuruldu. Yazının girişindeki “32 bin insanla” ilgili bilgi de Sarmaşık verilerinden.

Sarmaşık Derneği 2006 yılında hayatımıza girdi girmesine de, yüzümüze atılan bir tokat, boğazımıza düğümlenen bir yumruk gibi oldu bu giriş. Dernek Başkanı Şerif Camcı’nın anlatımına göre Sarmaşık, “Diyarbakır’daki yoksulluğun gelmiş olduğu düzeyi sahada sosyolojik alan araştırmaları ile ölçmek, analizini çıkarmak, bülten ve raporlar yayımlamak ve kamuoyu oluşturmak idi.”

Ancak araştırma sonuçları hem derneği kuranlar, hem de bu sonuçları basından öğrenen bizler için tam bir “şok” etkisi yarattı.

Neden şok olmuştuk?

Sayın Camcı’nın Gazete Karınca’ya verdiği bilgiye göre araştırmadan şöyle bir sonuç çıkmıştı;

Sadece Diyarbakır kent merkezinde 5400’ü aşkın, kimi geceler aç yatan, üretime geri dönüşü mümkün olmayan, parçalanmış aile bulunuyordu. Bu ailelerin hiçbirinde, iş verseniz dahi çalışabilecek durumda tek bir aile bireyi bulunmuyordu. Tek “gelirleri”, yaşama tutunma araçları, sosyal yardımlardı. Destek alamadıkları günlerde de muhtemelen aç yatan ailelerdi. Çoğu, çatışmaların mağdurlarıydı. Parçalanmış ailelerdi.

page_kapatilan-sarmasik-dernegi-32-bin-insanin-midesine-kelepce-vurdunuz_585189461

Şerif Camcı, “Yaşamın olağan akışını dinamitleyen bir gerçek” olarak yorumladığı bu sonuçla birlikte, derneğin “strateji ve önceliklerinin” de değiştiğini anlatıyor.

Sonra ne mi oldu?

Aradan 9 yıl geçti. Sarmaşık Derneği’nin gönüllüleri bu 5400 ailenin, yani yoksulluk değil açlığın hedefindeki 32 bin insanın başlarını dik tutmaları, ağlamadan hak ettiklerini almaları, onurlarıyla yaşamaları için gerekli “zorunlu” ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştı.

Yani söylemesi ve yazması kolay ama, o insanların açlıktan ölmemeleri için çalıştı… Binlerce insan, gücü yettiğince katkılar sundu. Yardım alan ailelerden birçoğunun çocukları büyüdü, başka ailelere yardım etmek için bu kervana katıldı.

Ne alanı ne de vereni incitmedi

Ne katkı sunanlar, ne de toplumun geri kalanı o ailelere nerede, kaç kilo mercimek, kaç paket makarna verildiğini görmedi, bilmedi. Yardım alan insanların resmini, ismini, cismini kimse öğrenmedi/öğrenemedi. Bayramlarda gönülden kopmuşsa kurban, maaşını alan memurun içinden gelmişse birkaç kuruş teslim edildi Sarmaşığa.

Yıllarca, erken yitirdiğimiz Evrim Alataş’a ait, “EL AÇTIRMAYALIM EL ELE VERELİM” sloganıyla, filmlerdeki “bir dost”, romanlardaki “uzaktaki iyi kalpli bir akraba” naifliğinde yürüttü bu işi Sarmaşık. Ne “alanı” ne de “vereni” hiç incitmedi…

Böylesine devasa ve küresel bir soruna karşı insanın, “gıdaya ulaşım hakkı” için çabaladı Sarmaşık Derneği. Ancak geçen hafta, OHAL kapsamında kapısına mühür vuruldu. Tam da havada uçuşan “mühürlendi”, “kapatıldı”, “FETÖ’yle mücadele” laflarına falan alışmışken…

Her gün 180 aile gıdasını alıyordu

tuncelide-gida-bankasi-acildi-iha-20140905aw184979-2-t

Geçtiğimiz Cumartesi günü dernek binasının yanı sıra, 5400 ailenin her ay alışverişe gelir gibi geldiği “Sarmaşık Gıda Bankası”nın kapısına da mühür vuruldu.

Dernek gönüllüleri ailelerin tümünün aynı günde gelmemeleri ve daha iyi hizmet alabilmeleri amacıyla her aile için bir gün belirlemişti. 5400 aile 30 güne bölünmüştü. Yani her gün 180 aile gelip, derneğin kendilerine verdiği kartlarla ihtiyaçlarını alıyordu. Gıda bankasının mühürlendiği o gün de 180 aile geldi. Ama içeri giremedi. Eli boş döndü. Sonraki günlerde de, evinde interneti ve televizyonu olmayan bu ailelerin kim bilir belki 180’i daha, Sarmaşığın kapatıldığını bilmeden gıda bankasına geldi. Ancak kapıdaki mühürle karşılaştı…

Tekrar başa dönersek bu ne anlama geliyor?

16 Kasım 2016 tarihinden bu yazıyı okuduğunuz güne kadar aradan geçen gün sayısını, 180 aile ile çarpın. Matematiğiniz benim gibi kötüyse rakamlarla uğraşmayın, boş verin. Zira ne hesap makinası kaldırır, ne de dikiş tutar bir “hesap” bu. En iyisi mi, yüz yılda bir görülen dolunaya bakın. Aynı göğün altındayız ne de olsa. “Kul kınadığını yaşamadan ölmezmiş” derler.