Ana SayfaGüncelHerkes gider mi?

Herkes gider mi?


NURHAK YILMAZ


Bazı insanlar gittiğinde “herkes gitmiş” gibi hissedersiniz. Kalabalıkları, hamaseti, gürültüyü, yalan yüzlerimizi, maskelerimizi falan değil; anılarımızı, hüznümüzü, sevincimizi, zayıflıklarımızı, gençliğimizi, hikayelerimizi, yani bizi, bize ait olan gerçek ve özel ne varsa diyorum. Tüm bunları alır ceketin sol üst cebine atar ve yürüyüp gider…

Ardından hissedilen yalnızlık “paylaşıldıkça azalan” cinsten de değildir ki kalabalığa dalıp unutasın. Tek kişiliktir, sorgulatır, ayna tutar, acıtır ama avutur da. Öksüz bıraktığı kadar, yaşamaya sebep de koyar önüne insanın.

İçindeki hazine ile tanışana kadar eski püskü, sıradan, yıpranmış bir sandık sanıp yanılırsınız. O içindeki her inciyi, her mercanı çoktan sessizce pay etmiştir aranızda bilmezsiniz. Koskocaman, kıpkırmızı, bereketli bir narın tanelerini onun sofrasında yersiniz de ruhunuz duymaz, ama ruhunuz ziyadesiyle doyar haberiniz olmaz. Yaşam acımasız, insan çiğ süt emmiş, “verdiklerini” ancak O’nun “ardından” bakarken fark edersiniz. Yüreğinizde tarifsiz bir acı ve minnetle. Ama o da zaten teşekkür beklemez, “gürültüyü” sevmez…

2005 yılında Dicle Haber Ajansı’nın Diyarbakır bürosunda böyle bir adamla tanıştım. Ajansın merkezi İstanbul’dan Diyarbakır’a taşınmıştı, ben de gazeteciliğe DİHA Diyarbakır büroda devam edecektim. Cıvıl cıvıl, kalabalık bir büroydu Amed büro. İşin aslını söylemek gerekirse büroda en son tanıştığım, fark ettiğim kişiydi Kadri hoca, namı diğer mamoste. Fakat zamanla anladım, zaten olması gereken de buydu…

Burnunun ucunu kaymış gözlüklerinin altından fırlattığı huysuz bakışları, mümkün olan en az sayıda kelime ile kurduğu iletişim, “idare” dediğimiz küçücük odadan pek çıkmayışı, etrafa saçılmış vidalar ve kablolar arasına gömülmüşken rahatsız edilmek istemeyen halleri ile “garip bir insan” izlenimi yaratmıştı bende. Tam olarak “ne iş yaptığını” fark etmek de, mamosteyi tanımak da zaman aldı. “Mamoste” sıfatını ne kadar hak ettiğini anlamak da…

Kadri hoca dışarıdan bakıldığında ajansın “idare” işleri ile ilgileniyordu. Ama aslında kıt kaynakları aramızda adil şekilde paylaştırmaya çabalıyordu. Bozulan kameraları, fotoğraf makinalarını, ses kayıt cihazlarını ve bilgisayarları “dışarıya para vermemek için” tamir ediyordu. Ödeme yapmamak için kırk takla atan ajans abonelerini her gün bıkmadan usanmadan arıyordu. Zor şartlar nedeniyle yılgınlığa kapılan genç arkadaşlarımıza umut aşılıyordu. Bunu bazen sözle, bazen bizzat duruşu ile başarıyordu. Lafı hiç dolandırmadan konuşuyordu. Gülünce çocuklaşıyordu.

Sesi, gülüşü kesinlikle yaşından 10 yaş gençti. Misafirleri ağırlıyordu, hasta ziyaretlerine, taziyelere gidiyordu hepimizin adına. Yaşam tecrübesi, derin birikimi ile ajansın “bilge” yüzüydü Kadri hoca… Sessizdi, sessizliği “bilmektendi.” Çok uzun cümleler kurmuyordu ama mecbur kalsa tercihi bozuk Türkçesinden çok Kürtçeydi.

Hayatımda gördüğüm ve “mamoste” sıfatının en yakıştığı insanlardan biriydi. Kürtçe’de muhtemelen en kapsamlı anlam içeriği olan kelimelerden biridir mamoste. Ve bence asla Türkçe karşılığı olan “öğretmen” ile aynı anlamı taşımaz. Zaten öyle olsa Kadri hocaya yakışmaz. Bir defa Kadri hocanın “mamosteliği” hiçbir hiyerarşi ve dayatma taşımaz. Onunki daha çok, yanınızda tertemiz, pirupak ama direngen akıp giden bir akarsuyun damarlarınıza sızıp sizi besleyen ve sizden beslenen suyu sayılır. O kadar eşit, o kadar döngüsel. Doğa gibi, hayat gibi döndükçe dönüşen ve yeniden oluşan…

İşte biz mamosteyi, mamostemizi dün kaybettik. Ya da belki yeniden kazandık. Biz bugün bedenini Diyarbakır toprağına emanet ederken, O kendisini uğurlamaya gelen 3 veya 4 kuşaktan gazeteciye, özgürlüğün şifrelerini emanet etti. “Şiddet, ölüm, her türden karanlık iklimden de geçse yolunuz, böyle estetik de yürünebilir” diye fısıldadı bize.

Aldık biz de emaneti başımız ve de gözümüz üzerine…

Oxir be mamosteyê delal

Previous post
Antalya'da eğitim uçağı düştü: İki kişi yaşamını yitirdi
Next post
Bitlis'te sokağa çıkma yasağı