Ana SayfaYazı / AnalizAbdulcebbar Avcı‘Dr. Caligari’nin Muayenehanesi’: Zorbalık ile kaos arasında bir ‘delinin’ öyküsü

‘Dr. Caligari’nin Muayenehanesi’: Zorbalık ile kaos arasında bir ‘delinin’ öyküsü

HABER MERKEZİ – Dışavurumcu sinema örneği olan “Dr. Caligari’nin Muayenehanesi”, bir dönemin yansımasını barındırır ve sinemada alt türlere öncülük eder. Filmi sinema tarihi açısından önemli kılan şey ise filmin çerçevelemede aykırı bir yer edinmiş olmasıdır.


ABDULCEBBAR AVCI


Akıl zirvesinden aşağıya bakıldığında bütün hayat berbat bir hastalık gibi görünür, dünya ise bir tımarhane gibi.

Robert Wiene’nin yönettiği, altı bölümden oluşan ve sessiz döneme ait Dışavurumcu (Ekspresyonist) Sinema örneği olan 1920 yapımı “Das Cabinet des Dr. Caligari” (Dr. Caligari’nin Muayenehanesi), Alman Sineması’nda ‘Caligarism’ unsurlarını zaman içinde (dekor, makyaj, aydınlatma gibi) biçimsel özellikleriyle devreye sokmuştur.

Öyle ki dönemin aykırı filmlerinde de empresyonizm, natüralizm ve realizmi reddeden Caligarism etkisi görülür.

Bir dönemin yansımasını barındıran ve sinemada alt türlere öncülük eden bu yapımda, bir tımarhanede gördüğümüz ve algıladığımızdan farklı bir dünya inşa edilir.

Zaten gerçekliği reddeden kompozisyon algısı ve aykırı anlatım biçimiyle, yazarları Carl Mayer ve Hans Janowitz’in yapmak istediği ‘yeni bir inşa’ süreciydi.

Dr. Caligari’nin Muayenehanesi’nde ara yazılarla örgü kurulur. Mekân bezemesinde dışavurumcu etki görülür. Biçimin içeriğe göre ön planda olduğu da açıktır.

Hikâye başladığında seyredilmesi ve birleştirilmesi gereken içsel gerilim dağınık ve alışılmışın dışında sunulur.

Filmin hikayesi

Filmde anlatıcı konumunda olan Francis’in gözünden ise hikâye şu şekilde gelişir:

Francis bankta otururken (akıl hastanesinin bahçesinde bir bank) yanında oturan bir hastanın anlattıklarını dinler;

Ruhlar her yerde, bizi çevreliyorlar, beni kendi evimden kovdular, karımı ve çocuğumu bırakmaya zorladılar.

Adamın ilginç hikâyesini takiben yanlarından beyazlara bürünmüş -hayaleti andıran- Jane geçer. Francis, yanında oturan adama şöyle seslenir:

Onunla yaşadıklarım senin karşılaştıklarından daha da garip. Bunu size anlatacağım. Doğduğum şehir Holstenwall’da…

Dışavurumcu sanatçılar Hormann Warm, Walter Röhrig  ve Walter Reimann’ın tasarladığı Holstenwall’le bir açılış yapılır. Bir panayır şarlatanı olan Dr. Caligari’nin uyurgezer medyumu Cesar ölüm kehanetlerinde bulunur. Sıralı olayların ertesinde Francis’in bir akıl hastası olduğu ve hastanedekiler üzerinden bir hikâye kurduğu anlaşılır.

Caligari’yle karşılaşan Francis için gerçek ve kurgu iç içe geçer, Caligari’den çekincesini çırpınışlarıyla ifade eder. Nihayetinde Caligari onu muayene eder -ki bu, otoritenin arzu ettiğidir.

Sorumluluklar Francis’e yüklenir ve hedef saptırılır:

Yazarlar Carl Mayer, ve Hans Janowitz, Dr.Caligari’nin Muayenehanesi’ni çılgın, ikiyüzlü dünyanın suçlanışı olarak tasarladılar. Gölgelerin ve çarpık perspektiflerin olduğu ‘gerçekdışı’ dekorlar seyirciyi rahatsız etmek için kurulmuş tuzaklardı.

Fakat öncelikle filmi çekmesi düşünülen Fritz Lang’ın takvimi tutmayınca ardından anlaşılan Wiene hikâyeye müdahale eder ve olayın -hem reelde hem de hikâyede- seyri değişir.

Balazs, çerçeve öyküyü tanımlarken ‘uzun bir hikâyenin hayal olarak gösterilmesinin’ zamanda birliği bozduğunu söyler. Caligari’de de sinemasal zamanda olmasa bile çerçeve öyküsü dolayısıyla içeriğin aktarımı anlam bakımından zedelenir.

Bir delinin anlatımı

Korkuların aktarımını sağlayacak öykü bir anda bir delinin anlatımına yerini bırakır.

Özgün öykü otoritenin doğasındaki deliliği ortaya koyarken, Wiene’nin Caligari’si otoriteyi övdü ve öykünün deliliğe karşı oluşunu mahkum etti. Devrimci bir film böylece biraz normal ama sorunlu bireyi deli ilan etmenin ve onu bir akıl hastanesine göndermenin çok kullanılan bir modelinin peşinden giderek uyumcu bir filme dönüştürüldü.

Tüm bunlara rağmen uyumcu bir yönde -herkesten bağımsız- ilerlemiş olan Caligari’nin Muayenehanesi, meramını bir şekilde anlatmayı başarır.

Anlaşılan odur ki; Caligari Cesar’ı hipnotize ederek cinayet işlememiştir, her şey akıl sağlığı yerinde olmayan Francis’in yani bir delinin gözünden gerçekleşmiştir. İlk durumda otorite cinayet işliyor olacakken, dönem koşulları dolayısıyla aksi bir akış sağlanır ve delinin imgelemi kullanılır. İlk durumu, otoritenin cinayet işliyor olmasını ise biçimsel anlamda oluşturulan, genel algıyı sarsacak, perspektifin aksi durumlarıyla karakterlerin tamamını tımarhanede bir araya getirerek, plastik unsurlarla dolaylı şekilde ifade eder.

Caligari’nin önemi

Dışavurumcu akım toplum üzerinde toplumdan bağlantısız kabul edilemeyecek birey üzerinde savaş sonrasında derin etki göstermiştir. Öyle ki toplumsal yaşamda iki insan arasında başlayan uyum, dışavurumcu akımla reddedilmiş, geleneksel olan ötelenmiştir.

Sanatta da formel anlamda hali hazırda doğru diye nitelendirilen genelin kabul ettiği standartlar reddedilmiştir.

“Dr. Caligari’nin Muayenehanesi”ni sinema tarihi açısından önemli kılan şey, filmin çerçevelemede aykırı bir yer edinmiş olmasıdır. Bu, aykırılığın nasıl yorumlandığıyla da -gerçekliğin ve gerçekliğe yakın olanın nasıl yorumlandığıyla- ilintilidir. Ve kusursuz olanı, gerçek olarak kabul etme eğilimiyle de.

Kusursuz kompozisyonlar ve mekân tasarımları dışına çıkan, ışığın kullanımını dahi resimsel olarak aktaran ve bunun üzerinden gerçeklikle bağdaşmayan yansımaları kullanmayı tercih eden, çerçeveye yansıyan, mekânsal kaotik yapıyı ruha yansıyan kaosla birleştiren Caligari, her ne kadar içerikte değişime uğramış olsa da biçimsel anlamda -yine yazarların istediği ‘Kubin’in izleri kullanılmamış dahi olsa- kendini aklar.

Caligari ertesi filmler

Döneminde sanat yapıtı olarak nitelendirilen, Kracauer’in anlatısı ve resimsel öğeleri bakımından otorite -zorbalık- ve kaos olarak iki kutba yöneldiğini ifade ettiği “Dr. Caligari’nin Muayenehanesi”,  tam da bu yönlerinin yarattığı tesirle 1920-24 arasında yapılan filmlere ilham kaynağı olmuştur.

Murnau’nun Nosferatu’su, Carl Mayer’in Vanina’sı, Fritz Lang’ın Dr. Mebuse Kumarbaz’ı, Paul Leni’nin Mumyalar Müzesi, bu filmin izlerini taşır.

Maksatlı ya da değil, Caligari zorbalık ile kaos arasında kararsız kalan ve umutsuz bir durumla karşı karşıya olan ruhu gösterir: Zorbalıktan her kaçış onu tam bir karmaşa durumunun içine fırlatır.


Kaynaklar

“Akıl zirvesinden aşağıya bakıldığında bütün hayat berbat bir hastalık gibi görünür, dünya ise bir tımarhane gibi”, Goethe: Hayat Üzerine (Ch G. von Voight’a 19.12.1797)

Kemp, Philippe, Sinemanın Tüm Öyküsü, çev. Ertan Yılmaz, Nuray Yılmaz. Hayalperest Yayınları, İstanbul: 2014.

Balazs, Béla, Görünen İnsan ya da Sinema Kültürü, çev. Oya Kasap, Say Yayınları, İstanbul: 2013.

Kracauer, Siegfried, Caligari’den Hitler’e: Alman Sinemasının Psikolojik Tarihi, çev. Ertan Yılmaz, De Ki Basım Yayım, Ankara: 2011.

Adı geçen filmler

Nosferatu, Murnau (1922)

Vanina, Carl Mayer (1922)

Dr.Mebuse Kumarbaz, Fritz Lang (1922)

Mumyalar Müzesi, Paul Leni (1924)