Ana SayfaYazarlarBüşra Şahin‘Kuru Su’, çıplak kadın

‘Kuru Su’, çıplak kadın

HABER MERKEZİ – Günümüzde doğa tahribatının önemli örneklerinden biri olan HES projeleri ve bunlara karşı direnişler, Hande Aydın’ın kaleminden kurmacanın dünyasına döküldü, Ayizi Kitap’tan ‘Kuru Su’ adıyla okurlara sunuldu.


BÜŞRA ŞAHİN


İnsanın özü gereği doğaya ne kadar bağlı olduğu ve hırsı gereği bağlı olduğu doğayı ne kadar yıprattığı büyük bir tezat. İnsan varlığının en tehlikeli arzularından olan tahakküm isteği, kendini en çok doğaya verdiği zararda gösteriyor. Değiştirip dönüştürebilmenin verdiği baş döndürücü güç hissi, ucunun kendine dayanacağını hiç düşünmeden ele geçiriyor insanı.

Günümüzde bu doğa tahribatının önemli örneklerinden biri de HES projeleri. Güncelliğini uzun süredir koruyan bu projeler ve onlara karşı yapılan eylemler Hande Aydın’ın kaleminden kurmacanın dünyasına döküldü, Ayizi Kitap’tan “Kuru Su” adıyla okurlara sunuldu.

Doğayı talan etmek: HES’ler

Kısa adı HES olan ve elektrik üretmek için nehir tipi tesisler şeklinde kurulan hidroelektrik santralleri son zamanlarda herkesin, hakkında az veya çok bilgi sahibi olduğu bir konu.

Melet

Doğanın en önemli güçlerinden olan ırmakları kullanıyor olması, bir projenin “çevreci” olduğu anlamına gelmiyor maalesef. Aksine o ırmakların doğal hâline ve güç kapasitesine büyük miktarda zarar veriyor.

Tamamen kuruma noktasına gelen ırmakların çevreye etkisi de büyük oluyor; ağaçların kesilmesi/kuruması, çevrede yaşayan hayvanların (özellikle balıkların) sayılarının azalması ve hatta tükenmesi, yağmurun yağışında farklılık görülmesi gibi etkiler ilk akla gelenler.

Bu kadar büyük çapta bir zarara sebep olan bu santrallerin, 2002 yılından bu yana 1195 tanesine lisans verilmiş. Sadece Trabzon’da 93 tane olmak üzere toplam yaklaşık altı yüz kadar HES Türkiye’de aktif durumda. Bir o kadar daha HES’in proje aşamasında olması, biraz düşününce insanı ürkütmeye yetiyor. Sayısal veriler için internette kısa bir araştırma yapmak yetiyor.*

Başlıca derdi hidroelektrik santrallerinin tahribatı olan “Kuru Su” romanı, Ordu’nun en büyük deresi olan Melet’in üzerine kurulan HES’i anlatıyor. Bu santralin Melet ırmağını çok kısa bir sürede nasıl kuruttuğunu iç acıtan bir anlatımla sunuyor okura.

Şu an üzerinde bir baraj, yedi HES ve iki maden arıtma tesisi taşımaya çalışan Melet ırmağında can suyunun bile kalmaması, yerel halktan başka kimseyi rahatsız etmiyor romanda. Paralarının peşinde olan özel şirketlerin biri gitse diğeri geliyor ve taşların arasından damla damla süzülen bir suya dönüşüyor ırmak. Denetim olmadan veya bir açıktan faydalanılarak hazırlanan ÇED raporları da önemli bir sıkıntı olarak kendini gösteriyor. Üçüncü HES ile gazetecilere üçüncü mektubunu yazan Yakup şöyle anlatıyor durumu:

İş makineleri gelecek dedim, geldiler. Ağaçları kesecekler dedim, kestiler. Bizi ezip geçecekler dedim, geçtiler. HES inşaatı üzerinde oturan beş aileyi evlerinden ettiler. Melet gözümüzün önünde kuruyor. Can suyu bırakıcaz dediler, bıraktıkları can suyunu gelip başkaları bir daha tünele soktu, onun da can suyunu bıraktılar. Kefaller öldü.

Yapılan santraller yüzünden, az önce çekilmiş bir azı dişinin ardında kalan diş eti gibi ürkütücüdür artık Melet ve bütün dereler. Bu manzaraya dayanamayan ve düşmanı değil, nehirleri denize dökmek için uğraşan bir grup insanın mücadelesi anlatılıyor “Kuru Su”da.

Bu mücadelenin başını da, doğayı kendi vahşi sütannesi olarak gören Aden çekiyor, mumu Aden yakıyor. Aden’in yaktığı muma gök ve toprağı da kişileştirerek katıyor Hande Aydın, göğün aşağıda kesilen ağaçları hüzünle izlemesi, sadık arkadaşı toprakla dert ortaklığı yapması, derelerin kurumasına onların da içinin acıması etkili bir anlatım kazandırıyor esere.

Bağlı olduğumuz doğayı korumak için herkesin elinden gelen bir şeyinin olduğu ve onu yapması gerektiği hissi uyandırıyor bu kitap. İşlerin saygıyla da yürüyebileceğini hatırlatıyor.

Başkaldırının çıplaklığı

Çıplaklığı düşününce akla ilk gelen utançtır, yüzler kızarır, konu kapatılmak istenir, düşünceler kovulur. Fiziksel olarak tüm çıplaklığıyla ortada durmak çoğu insanın ve kültürün kabul edemeyeceği kadar ağırdır. İnsanların ilk başta gerek soğuktan gerekse çeşitli hastalıklardan/yaralanmalardan korunmak için bedenini kapatması zamanla (kültürün ve dinsel inanışların etkisiyle) çok farklı amaçlara bürünmüştür. Bunda şehirleşmenin, doğal çevreden uzaklaşmanın de etkisi vardır elbet. İnsanların sosyal statüsünü bile giydiği kıyafete göre şekillendiren biz insanlar kendi çıplaklığımızdan bile kendimiz utanır hâle gelmişizdir artık. Oysa çıplaklık bir başkaldırı veya doğallık aracı olarak da görülebilir.

Çıplaklığı bir isyan veya devrim aracı olarak düşünürsek kadın çıplaklığı en güçlü araç olacaktır çünkü iki kere başkaldırıdır. Kültürlerin ve dinlerin yaptırımları çoğunlukla kadınlar üzerinde kendini gösterdiği için çıplak erkek nispeten daha “kabul edilebilir” algısı hâkimdir. Dışarıdan bakan gözler için bir kadının çıplaklığı tek anlama gelebilir, fazla düşünmeye gerek yok; ancak soyunan kadının gösterdiği cesaret örneğini çok az insan anlayabilir. Cesur karakterimiz Aden gibi.

Aden köylülerin anti-kahramanı, romanda da benzetildiği üzere bir amazon adeta. Kimseyle dayanışma içine girmiyor, bir topluluğa katılmayı düşünmüyor bile. Kanada’dan yola çıkıyor ve tek başına sırtlıyor dereler için direnişini. Kendi ahlak ölçütlerini de bir uçurumdan aşağı silkeliyor ve sivil itaatsizliğini başlatıyor. Aden’in bunu, doğayla bir olma düşüncesi temelinde yükselen bir eylem olarak görmesi köylülerin hoşuna gitmiyor elbette. Kendileri de HES eylemlerine katılmış köylülerce tartışmaya bile kapalı bir konu bu. Bir namus meselesi. Köylüler, içlerine girildiğinde mücadeleci ve onurlu insanlar fakat bir adım geriden bakıldığında kendi cinsiyeti içine hapsolmuş, kadın çıplaklığını en büyük derdi edinmiş erkekler topluluğu olarak çiziliyor. Aden’in çıplaklığını onaylamadıkları gibi avına da çıkıyorlar üstelik.

Bir yandan Aden’i bir yandan da korkutucu boz ayıyı “avlama” sürecinde Aden ile ayı arasında vahşi yaşama özgü bir özdeşlik kuruyor Hande Aydın. “Eğer doğaya saygı duyup bizzat kendiniz doğayla özdeşleşirseniz bir ayıyla bile arkadaş olabilirsiniz” diyor sanki.


* HES’lere yönelik sayısal veriler için bakılabilecek adresler: [1] [2] [3]