Ana SayfaGüncelCumhuriyet Davası’nda karar duruşması: “Bildiğiniz gazetecilerden değiliz”

Cumhuriyet Davası’nda karar duruşması: “Bildiğiniz gazetecilerden değiliz”

HABER MERKEZİ – Cumhuriyet Gazetesi Davası’nın dört gün sürecek olan karar duruşması bugün başladı. Duruşmada gazeteciler esasa ilişkin savunmalarını yaptı. Gazetecilerden Ahmet Şık, “Her zamanki gibi sözlerimin de yaptıklarımın da arkasındayım. Çünkü gazetecilik suç değildir” dedi. Aydın Engin ise Savcı’ya şöyle seslendi: “Bildiğiniz gazetecilerden değiliz.” Gazetenin 18 yöneticisinin yargılandığı davanın duruşması yarına ertelendi.

Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın tutuklu olarak yargılandığı Cumhuriyet Gazetesi Davasının 8’inci duruşması, bugün Silivri Cezaevi’nin karşısında bulunan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Aynı zamanda karar duruşması olan 8’inci duruşma, bugünden itibaren 27 Nisan Cuma güne kadar görülecek.

Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada ilk olarak avukat Akın Atalay söz alarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi’nden duruşma öncesi dosyaya gönderilen dijital evraklara ilişkin konuştu.

Kadri Gürsel: Gazetecilik suç değildir

Atalay’ın ardından Cumhuriyet gazetesi yazarı Kadri Gürsel esas hakkında savunma yapmaya başladı.

“İddia makamı 32 yıllık meslek yaşamımı göz ardı ediyor. Gazetecileri arayanların ve onlara mesaj gönderenlerin niteliğine bakarak gazetecileri yargılayamazsınız. İçeriğe bakmalısınız. Ama benim yazdığım yazıların içeriğine bakarak da beni yargılayamazsınız çünkü bunlarda suç niteliğinde bir şey yoktur. Ortada sadece onların benimle irtibat kurma çabaları vardır. İletişim ve görüşme tek taraflı değildir, halbuki SMS’ler tek taraflıdır ve karşılık bulmamıştır. Bana bu SMS’leri gönderenlerle hiçbir şekilde iletişim kurmadım. Muhalif görüşleriyle tanınan bir gazeteciyim. SMS bombardımanına tutulduğum zaman ana akım bir gazetede yazı yazıyor ve ana akım bir televizyon programında yer alıyordum. FETÖ soruşturmasına tabi olanlar ve Bylock kullanıcılarının SMS atarak bir kişiyi yardım ve yataklık yapar hale getirmeleri imkansızdır.”

Gazetecilik faaliyetlerinin hiçbir demokratik ülkede suç olarak gösterilemeyeceğini söyleyen Gürsel, “Gazetecilik suç değildir” dedi.

Akın Atalay: Bu olağan bir dava değil

Gürsel’in ardından Akın Atalay’ın esas hakkındaki savunmasına geçildi. “Bu olağan bir dava değil” diye belirten Atalay, şöyle konuştu:

“Özetle bir bütün olarak yayın faaliyetiyle örgüte yardım etme suçunun işlendiği belirtilmiştir. Olağan bir yargılamada ne denir? Önemli olan suçlama ile eylemin birbiriyle bağlantılı olup olmadığı ve kanuna aykırı olup olmadığıdır. Oysa burada Cumhuriyet gazetesinin yayın faaliyeti suç olarak görülmektedir, gazetecilik suç olarak görülmektedir. Ne demektir bir bütün halinde yayıncılık faaliyetini yargılamak ve gazeteciliği suçlamak? Tehlikenin farkında mısınız? Cumhuriyet gazetesinin, gazetecilik ve yayıncılık faaliyeti dışında bir başka işi yoktur. Diğer gazeteler gibi başka bir ticaretin ortaklığı yoktur. Bu sebeple bu gazeteye ekonomik yoldan baskı uygulanamıyor.”

Davanın ‘siyasi’ olduğunu vurgulayan Atalay, “Şimdi medya kuruluşları ve basını kontrol altına almak istiyorlar. Ama bu gazeteyi baskıyla tehditle korkutarak teslim alamazsınız. Gazetecilerini ve yayıncılarını tutuklayarak teslim alamazsınız” dedi.

Akın Atalay, sözlerini gazeteciliğin yargılandığını vurgulayarak sonlandırdı.

Musa Kart: Salonlar onurlu insanların duruşuna tanıklık etti

Verilen öğle arasının ardından gazetenin karikatüristi Musa Kart savunma yaptı.

40 yıldır karikatür çizdiğini dile getirerek sözlerine başlayan Musa Kart, şöyle konuştu:

“Bu süre içerisinde pek çok siyasi döneme ve liderliğe tanıklık ettim. Yaşadığımız bu dönem için hukuktan ve adaletten en uzak olanıydı diyebilirim. Cezaevinden çıktıktan sonra çok sayıda insanla tokalaştım. İçlerinden biri bile ‘Sizin davanız siyasi değil’ demedi, diyemedi. Cumhuriyet davasında bu salonlar, onurlu ve dürüst insanların duruşuna tanıklık etti. Bu süreçte paçalarımıza kirlerini bulaştırmak isteyenler, kumaşımızın leke tutmadığını bilmediler ne yazık ki… Bu karar duruşmasında kendim için bir talebim yok. Tekrar söylemek zorundayım ki, muhalif gazetecileri, siyasetçileri, akademisyenleri ve öğrencileri cezaevinde gösteren fotoğraf benim güzel ülkeme yakışmıyor.”

Kart’ın ardından söz alan gazetenin Okur Temsilcisi Güray Öz de, önceki savunmasını tekrar ettiğini dile getirdi.

Bülent Utku: Esas hakkındaki mütalaa kekeliyor

Ardından gazetenin avukatlarından Bülent Utku savunma yaptı. Utku, “Cumhuriyet gazetesi operasyonu ve davasındaki anılarım arasında belleğimde kaybolmayacak yüzler/çizgiler var; düşman ve dost, cesur ve korkak, alçakgönüllü ve kasıntı, bencil ve dayanışmacı… Kuşkusuz hepsi insana dair… Bilmem farkında mısınız? Ortada hem ‘kekeme’ ama hem de ‘geveze’ bir esas hakkında mütalaa var” ifadesinde bulundu.

Utku, aynı şeylerin dönüp dolaşıp tekrar edildiğini kaydederek, şöyle devam etti:

“Dayanaksız suçlamalarda alabildiğince cömert; hukuksallık ve yasallıkta pinti mi pinti. Ama çok da cesur. Öyle ki Cumhuriyetimizin en eski ve köklü 93 yıllık gazetesinin bir kısım yönetici ve yazarlarına toptan yapılan, hukuktan zerrece nasibini almamış operasyonu hala kural tanımadan savunabiliyor. Esas hakkındaki mütalaa kekeliyor, hangi suçu nasıl işlediğimizi bir türlü anlatamıyor. Hangi haberde, hangi yazıda, hangi manşette ne suçu olduğunu bir türlü söyleyemiyor.”

Vakıf seçimlerinin hukuki ihtilaf niteliğinde değerlendirilmesi mümkün imiş ama kastımızı tespit açısından önem arz etmekteymiş! Böyle bir katliam, hukuk katliamı görülmemiştir hiç. Ne yapıyor? Suç olmayan fiilde ‘kast unsuru’ arıyor. Oysa biliyoruz ki ceza hukukunda tipe uygun neticeyi gerçekleştiren fiilde yani suçta ‘kast’ aranır. Yayın çizgisi değişikliğinde, atılan manşetlerde, yapılan röportajlarda, yazılan yazılarda savcılıkça aranan hep bu ‘kasıt’. Suç olmayan fiillerde ‘kasıt’ arama hukukun katli elbette; ama yukarıda değindiğim üzere cesareti gerektiriyor ve operasyonu düzenleyen ve devam ettirenlerde bu cesaret yeterince var.  Çünkü sırtlarını siyasal iktidara yaslamanın rahatlığı ve güveni ile oturuyorlar koltuklarında.”

Daha önce söylediği gibi davanın siyasi olduğunu vurgulayan Utku, “Esas hakkında mütalaanın beni sorumlu tuttuğu bu haberlerin, manşetlerin, yazıların, röportajların hepsinin sorumluluğunu kabul ediyorum.  Esas hakkında mütalaanın zihniyeti bundan böyle keyfi biçimde haber ve yazıda suç unsuru olmadığı halde gazetecilik faaliyetinin cezalandırılmasına kapı açan bir zihniyettir.  Yeni bir milattır. Düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı önemli tehlikeli bir darbedir. Gazeteciliğe, gazetecilere, halkın haber alma hakkına önemli bir tehdit ve gözdağı ve tırpandır” dedi.

Utku, savunmasını şu sözlerle sonlandırdı:

“Olağanüstü haller olağanüstü kalmıyor. Kalmamış hiç.  Yakın tarihimiz bile bunu söylüyor bize, fazla kanıta ihtiyaç yok. Heyetiniz ‘antrakt’ dedi çaresi yok, perde kapanacak. Ancak bu durum, olağan koşullarda ‘perde’ demeye engel değil. Evet, ‘perde’ denecek muhakkak. Kanımca fazla uzun zaman sonra da değil.  Ve işte ben o gün değişen rolleri, oyunları, oyuncuları heyecanla bekliyor olacağım.”

Murat Sabuncu: Onurlu tarihin parçasıyız

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu da esas hakkındaki savunmasında şunları dile getirdi:

“Gazetecilik bir aşk mesleğidir. Bizler mesleğine ve memleketine aşık insanlarız. Aşkın hakkını vermek gerekir bedeli ne olursa olsun. Acıysa acı tutsaklıksa tutsaklık. Ödediğimiz kişisel bedeller; yaptığımız haberlerle toplumun haber alma hakkının gereğiyse eğer teferruattır bizim için. Bir parçası olmaktan onur duyduğum gazetem Cumhuriyet her zaman konuşturulmayanın konuşturulduğu gösterilmeyenin gösterildiği bir gazete oldu. Güçlünün değil, haklının yanında saf tuttu. Tarihi boyunca doğrulardan şaşmadığı için demokrasinin zaafa uğradığı dönemlerde iftiraya, saldırıya uğradı, çalışanları hapse girdi ya da kurşunların hedefi oldu.

Bizler bu zorlu ve onurlu tarihin bir parçasıyız. Bize atılan iftiraların teker teker çürütüldüğü siyasi davanın sonuna geldik. Onurumuzla başımız dik girdiğimiz bu salondan karar ne olursa olsun yine başımız dik çıkacağız. Abdi İpekçi’nin, Uğur Mumcu’nun, İlhan Selçuk’un, Hrant Dink’in, Metin Göktepe’nin yolundan ayrılmayacağız. Nazım Hikmet’ten Sabahattin Ali’ye Musa Anter’den Ahmet Kaya’ya pek çok aydının uğradıkları tüm haksızlıklara rağmen bu topraklara, burada yaşayan tüm insanlara duydukları aşk rehberimiz oldu. Doğru ve cesaretli haberciliğe memleketi ve mesleği aşkla sevmeye devam edeceğim.”

Ahmet Şık: Sözlerimin ve yaptıklarımın arkasındayım

Sonrasında gazeteci Ahmet Şık savunma yaptı. Şık’ın esas hakkındaki savunması şöyle:

“Hapishanelerle ilgili konuşurken, ‘Ben Ergenekoncu iken’ ya da ‘Ben FETÖ’yken’ diye başlayan cümleler kuruyorum. Herkesin bildiği üzere, şimdilik iki ayrı hapishane deneyimim var. İlkinde, şimdi FETÖ denilen Gülen Cemaati’nin komplosuyla, mesleki faaliyetlerim suçlama konusu edilerek tutuklandım. İkinci tutuklanmam ise bu yargılamanın konusu nedeniyle oldu. Geçmişte koalisyon ortağı oldukları Gülen Cemaati ile birlikte suç işleyen siyasal iktidar emriyle hayata geçirilen ve öncekine benzer bir komploya maruz kaldım arkadaşlarımla birlikte.

Mesleki faaliyetlerim suçlama konusu edildi. İlkinde olduğu gibi bu komploda da güvenlik bürokrasisi ve yargının kimi mensupları ile tetikçilik rolü üstlenen bir kısım medya çalışanı siyasal iktidarın suçlarına ortak oldular. Yaklaşık 13 ay süren ilk hapislik deneyimimin sona erdiği gün olan 12 Mart 2012’de Silivri Hapishanesi’nden çıkarken bir siyasal tespit yaparak, tutuklanmama neden olan komploda görev alan polisler ile hakim ve savcıların tutuklanacağını söylemiştim. O komploculardan firar edemeyenlerin dışında kalanların tümü şimdi hapishanede. Devletten hukuku çıkardığınızda elinizde kalana devlet değil çete denir. Dolayısıyla Gülen Cemaati’nin çetesinin mensupları için söylediğim aynı siyasal tespiti bu komploda rol ve görev alanlar için de yapmak elzem. Dilerim hukukun evrensel normlarını rehber edinen, gerçekten tarafsız ve gerçekten bağımsız mahkemelerde yargılanırlar. 6 yıl arayla ilkinin birebir aynısı olan bu komployla ilgili diyeceklerimi daha önce söyledim. 27 Temmuz 2017’deki ilk beyanımı ve bu siyasi davada siyasi savunma yapamayacağımı söyleyerek mahkemede konuşmamı engellediğiniz 25 Aralık 2017’deki ilk beyanlarımı aynen tekrarlıyorum. Her zamanki gibi sözlerimin de yaptıklarımın da arkasındayım. Çünkü gazetecilik suç değildir.”

Çizim: Zeynep Özatalay

Mustafa Kemal Güngör: Torba mütalaa karşısında hukukçu olarak üzüldüm

Gazetenin avukatı Mustafa Kemal Güngör de suçlamaları reddettiğini dile getirerek, “Bu dava hukuki değil, Cumhuriyet gazetesini susturmaya yönelik bir davadır. Bu dava ile muhalif gazetecilere gözdağı verilmek isteniyor” diye konuştu.

Mütalaayı “torba mütalaa” şeklinde tanımlayan Güngör, bir hukukçu olarak böyle bir mütalaa ile karşı karşıya kalmasının kendisini üzdüğünü söyledi. Güngör, tüm Türkiye’nin mahkemeden çıkacak kararı beklediğini dile getirerek, “Tüm Türkiye ve dünya sizin bugün vereceğiniz kararı bekliyor. Vereceğiniz karar tarihe geçecek bir karar olacak. Tercihte sizin karar da sizin” dedi.

Aydın Engin’den Savcı’ya: Bildiğiniz gazetecilerden değiliz

Aydın Engin ise bu iddianamenin ilk günden çürüdüğünü dile getirdi.

Engin, davanın gazetenin yayın çizgisinin değişmesi üzerinden kurulduğuna dikkat çekerek, “Evet biz değiştik. Bunun için savcılardan izin almayacağız. Biz istediğimiz zaman değişiriz ve savcılardan izin almayız” dedi.

Engin, Savcı’ya dönerek, “Benim size bir çift sözüm var Sayın Savcı. Biz sizin bildiğiniz gazetecilerden değiliz. Bizi satın alacak kurum anasının karnından doğmadı. Sayın yargıçlar sizden hiçbir kişisel talebim yok. Tek talebim bu mütalaaya itibar etmeyin ama çöpe de atmayın. Çünkü bu mütalaa gelecekte üniversitelerde hukuk derslerine konu olacak” diye aktardı.

Orhan Erinç: Siyasi bir basın davası

Cumhuriyet Vakfı Başkanı Orhan Erinç ise, davanın siyasi bir basın davası olarak açılıp sürdürüldüğünü söyledi.

Erinç, “Esasen duruşmada dinlenen tanıkların neredeyse çoğunluğunun İşçi Partisi’nin üyesi, görevlisi ve yazarı olması da ‘siyasi dava’ tanımını güçlendiren özelliklerden bir başkasını oluşturmaktadır. Ben ‘İstanbul’da hakimler var’ deme umudu mu koruyorum” diye konuştu.

Yarına ertelendi

Duruşmanın ilk gününde sanıkların yapmış olduğu esasa ilişkin savunmanın ardından avukatlar esasa ilişkin itirazlarını dile getirdi.

Avukatların yapmış olduğu savunmanın ardından ise mahkeme duruşmayı yarına erteledi.


Duruşma öncesi

Duruşma öncesi Silivri’de basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Barış Yarkadaş ile Cumhuriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Bülent Özdoğan ve Cumhuriyet Spor Müdürü Arif Kızılyalın katıldı.

Basın açıklamasında konuşan CHP’liYarkadaş, “Türkiye’de her şey değişiyor, ne yazık ki gazetecilerin kaderi değişmiyor. 541 gün süren tutukluluk boyunca, ortaya tek bir delil sunamadılar. Yaptıkları bütün suçlamalar gazetecilik faaliyeti. Adeta aklımızla alay edercesine bir dava dosyası burada görüşülüyor. Cumhuriyet gazetesi çalışanları, okurları ve Türkiye’nin tüm demokrasi güçleri içi boş dosya ile birlikte 541 gündür bir zulümle karşı karşıya. Şu an 150’nin üzerinde gazeteci haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutuluyor. Biz tüm gazetecilerin özgürlüğüne kavuşmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Yarkadaş’ın ardından söz alan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Burada Cumhuriyet ve gazetecilik yargılanıyor. Bu dava talimatla açıldı. Yargı bağımsızlığının olmadığı yerde adalet gerçekleşmez. Tüm gazeteciler özgürleşene kadar burada olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.


Kimler yargılanıyor?

Aralarında gazeteciler Ahmet Şık, Akın Atalay ve Murat Sabuncu’nun da olduğu 13 sanık hakkında “örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım” iddiasıyla 7.5 yıl ile 15 yıl arasında hapis cezası isteniyor.

  • Tutuklular: Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle Ahmet Kemal Aydoğdu.
  • Tutuksuz yargılananlar: Cumhuriyet Gazetesi okur temsilcisi Güray Öz, karikatürist Musa Kart, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi avukat Bülent Utku, Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı Hakan Kara, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Önder Çelik, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi avukat Mustafa Kemal Güngör, Cumhuriyet Gazetesi Kitap eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay, Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı Kadri Gürsel, Cumhuriyet Gazetesi muhasebe çalışanı Emre İper, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve Cumhuriyet Gazetesi’nin muhabiri Ahmet Şık.