Ana SayfaÇeviriFilipinler’de plantasyona karşı topraklarını koruyanların kadın lideri: Marivic Danyan

Filipinler’de plantasyona karşı topraklarını koruyanların kadın lideri: Marivic Danyan

HABER MERKEZİ – Günümüzde doğanın yanı sıra savunucuları da kâr için talanın hedefinde yer alıyor. Britanya merkezli The Guardian gazetesi “Tehdit Altındaki Doğa Savunucuları” başlıklı yazı dizisinde doğanın yıkımına karşı verilen mücadeleye odaklanıyor, dünyanın dört bir yanındaki dokuz yaşam savunucusunun hikayesini anlatıyor. Gazete Karınca olarak bu hafta, Filipinler’de Devlet Başkanı Duterte ve plantasyonlara karşı yerlilerin mücadelesini babasından miras alan Marivic Danyan’ın portresini sunuyoruz.


Çeviri-Derleme: Tolga Er


Askerler Datal Bonglangon köyüne ateş açtığında önce şaşkınlık, sonra dehşet, ardından yas vardı. Ancak topluluğun daha genç ve sessiz üyelerinden biri olan Marivic Danyan güçlü durmaya karar verdi.

Filipinler’in güneyindeki Mindanao adasındaki yerli topluluk ateş altında kalırken, genç bir T’boli kadını öğle yemeği hazırlıyordu. Bir kurşun yanındaki ahşap duvarı parçalayarak içinden geçti. Diğeri dalgalı sac çatıyı deldi.

Gizlenmesi yönündeki çağrılarını dikkate almayan babası ve köyün şefi Victor, el yapımı tüfeği, oku ve yayıyla dışarı fırladı. Tökezleyerek geri geldiğinde vurulmuştu ve kanıyordu. Son nefesini verirken onun elinden tutan Danyan’dı.

Bunu izleyen 18-20 saat boyunca Danyan ve iki küçük kız kardeşi hayatta kalan bir avuç insanla ailesinin evinde sığınırken, mısır tarlalarında çalışmaya giden köy erkeklerinin başına ne geldiği endişesine kapıldılar. Sonraki sabah dışarı çıktıklarında katliamı gördüler.

2017 yılının 3 Aralık günü toplamda sekiz kişi Filipinler ordusunun 27. Piyade Taburu tarafından öldürüldü. Bunlardan yarısı Danyan’ın yakın ailesindendi. Babasıyla beraber eşi Pato Celardo ile iki erkek kardeşi Victor Junior ve Artemio’yu kaybetti.

Mücadelenin lideri

Danyan, “İşte o zaman cenazelerle ilgilenebilmek için güçlü olmaya karar verdim” diye başlıyor anlatmaya ve şöyle devam ediyor:

“Defnedilebilsin diye eşimin beyninin bir kısmını yeniden kafatasının içine yerleştirdim. Ölü kardeşleriminin giysilerini değiştirmeye çalıştım, ancak yaraları çok kötü haldeydi.”

Danyan’a yerlilerin şefi (ya da Filipinler’de yerlilerin liderlerine denildiği üzere “datu”) olan babasından bir tören bıçağı, bir de yerlilerin toprağındaki kahve plantasyonuna karşı otuz yıldır yürüttüğü mücadele miras kaldı. Danyan, ölümlerin arkasında, toprakları plantasyonlardan geri almak için mücadele eden babasının sergilediği kararlılığın ve Silvicultural Industries’in olduğuna inanıyor.

Kısa, zayıf ve yumuşak bir ses tonuna sahip Danyan 28 yaşından genç gösteriyor, ancak gözleri zeka ve engin bir kararlılık yayıyor. Saldırıdan önce dahi yerli topluluğundan olup liseyi bitiren ilk kişi olduğu için saygı görüyordu. Ardından ailenin başına geçti, şimdiyse köyün ilk kadın lideri olmaya aday olmasının yanı sıra çevreyi korumak ve toprakları geri almak için yürütülen mücadelenin lideri.

1991 yılından bugüne

Filipinler hükümeti, köylülerin, en ölümcül çatışma bölgelerinden birine dönüşen Mindanao’da ordu ile Yeni Halk Ordusu’nun (NPA) çatışmasında çapraz ateşe yakalandıklarını iddia ediyor.

Katliam alanına giden dört saatlik engebeli araba yolculuğu, ‘önce vur, soruları sonra sor’ anlayışına sahip Devlet Başkanı Rodrigo Duerte’nin yönetimi altında toprak tartışmasının şiddete nasıl dönüşebileceğini ortaya koyuyor. Filipinler, geçtiğimiz yıl öldürülen 41 aktivistle yaşam savunucuları için açık ara en tehlikeli ülke olarak kayıtlarda yer alıyor.

Datal Bonglangon, tek katlı ahşap evlerin, mısır tarlalarının ve manda ahırının hemen yanında yerli çocukların basketbol oynadığı küçük, çamurlu bir meydanın bir araya gelmesinden oluşuyor. Burası; bodur, koyu yeşil arabica kahvesi çalılarının tepelerindeki gözetleme kulelerinden aşağıya bakan plantasyon güvenlik elemanları olmasa oldukça pastoral bir bölge.

Fotoğraf: Thom Pierce

Önceki müstecir olan tomruk firması 1991 yılında buldozer ve elektrikli testerelerle bölgeye vardığında Danyan bir yaşındaymış. Daha yaşlı olan köylüler, silahlı çeteler tarafından tahliye emri aldıklarını söylüyor. Bazılarının evleri yakılmış, atalarının mezarları harap edilmiş (O günlerde T’boliler, sevdiklerinin cenazesini ağaç gövdelerine defnediyor, bunları bank olarak kullanıyordu).

Topluluğun meyve ve ilaç için kullandığı yakınlardaki ormanların çoğu kesilmiş. Ağaçlarla birlikte kuşlar, yaban domuzları ve maymunlar da ortadan yok olmuş. O zamandan bu yana gençlere ok ve yayın nasıl kullanılacağı öğretilmiyor, çünkü artık avlanacak hiçbir şey bulunmuyor.

Son cephe

Bölge ormansızlaştırıldıktan sonra 11,862 hektar büyüklüğündeki bir alan Silvicultural Industries tarafından 25 yıllığına kiralandı. Şirket hakkında çok az şey biliniyor ancak köylüler ve yaşam savunucuları, Ferdinand Marcos’un diktatörlük döneminde bakanlık yapmış olan, madencilik ve inşaat endüstrisi devi David M. Consunji’ye ait geniş çaplı tarım ticaretinin bir parçası olduğuna inanıyor.

Köylüler, Dawang Kahvesi olarak da bilinen platnasyonun, kendilerine yaşam için mücadele etmek dışında başka bir seçenek bırakmadığını vurguluyor. T’boli, Ubo ve Manobo hakları için kampanya yürüten çatı örgüt Tamasco’nun bölgesel şefi Dande Dinyan, “Çok az toprağımız kaldı. İhtiyacımız olan gıdayı üretmemize yetmiyor. İnsanlar aç geziyor” diyor.

Bu yerli insanlar bir zamanlar bu üretken topraklara yerleşmişti. Yüzyıllarca devam eden kolonizasyon onları Sebu Gölü yakınlarındaki tepelere taşınmaya mecbur bıraktı. Geçtiğimiz on yıllarda da maden çıkaran sanayilerin gelmesiyle daha da ötede sıkıştılar.

On yıllardır yerli topluluklarla çalışan, Oblates of Notre Dame tarafından yürütülen Hesed Foundation’ın yöneticisi olan rahibe Susan Bolanio, “Bu onların son cephesi. Bu toprakları kaybederlerse daha nereye gidebilirler?” diye soruyor.

Mücadele sürüyor

Marivic Danyan | Fotoğraf: Thom Pierce

Danyan’ın babası, hayatını bölgeyi geri kazanmaya adamıştı. 25 yıl boyunca plantasyona ait kira sözleşmesinin süresinin sonu olan 2016 yılının Aralık ayını beklemişti. Ancak kısa bir süre sonra hükümet sözleşmenin uzatıldığını duyurdu, sözleşmeye Consunji’yle ilişkili diğerleri de eklendi. Bu, yerlilerin şefi için bardağı taşıran son damlaydı. 150 hektara yayılan kahve ağaçlarını kesti ve yerine mısır ekti. Sonrasında eşi ve erkek kardeşleriyle plantasyon muhafızlarının kampına yürüdü ve bölgeyi terk etmelerini emretti.

Victor ve topluluğun bazı diğer üyeleri için tutuklama emri çıkarıldı. Hatta şirket tarafından işe alınan T’boli yerlilerinden arkadaşları tarafından ölüm tehditleri aldılar.

Ordu da işe dahil oldu.

NPA, “çevreye zararlı bir işletme” olarak nitelendirdiği Consunji’ye ait şirkete karşı köylülerin ortaya koyduğu direnişi takdir etti.

Gerilim gittikçe yükselirken Katolik kilisesinden arabulucular Victor ve hükümet arasında 4 Aralık tarihine bir görüşme ayarladı. Gitmelerine saatler kala ise askerler onlara ateş açtı.

Ordu komutanları belki de gerçekten gerilla üssüne saldırdığını düşünüyordur. Hükümet, bir NPA lideriyle iki askerin öldürüldüğünü, bölgede sonradan dört silah bulunduğunu iddia ediyor.

Ancak insan hakları grupları, yerli hakları için kampanya yürütenler, bağımsız adli uzmanlar ve hukuk aktivistleri iddiaları yalanlıyor, saygı duyulan ve barışçıl bir yaşam savunucusu olan şefin, protestolarını sonlandırması için kasten ve isteyerek susturulduğunu vurguluyor.

Danyan, babasının güçlü bir şirkete kafa tuttuğu ve ihracat için kahve üretmek yerine aç bir yerel topluluk için mısır yetiştirmeye çalıştığı için öldürüldüğünden emin.

“Protestosunun hatırlanmasını istiyorum” diyen Danyan, “İnsanlardan, bu bölgeden gelen kahveyi almamasını istiyorum. Bize fazlasıyla ızdıraba neden oldu” ifadelerini kullanıyor.

Danyan’ın destekçileri, cinayetlere ve plantasyonun sözleşme süresinin uzatılmasına yönelik bağımsız bir araştırma talep ediyor. Kampanya halen sürüyor.

“Seçim şansım yok” diyen Danyan, son olarak şu sözleri kaydediyor:

“Kan döküldü ve canımızı vermeye hazırız. Şiddet kullanmayacağım, yasayı kullanacağım ve mücadeleye devam edeceğim.”


Kaynak: The Guardian

Antalya’da yıkıma karşı yaşamı savunanlar: Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal