Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirNeçirvan’ın İstanbul ziyareti Kürtler arası çatışmanın mı, maslahatın mı nişanesi? – Abdulmelik Ş. Bekir

Neçirvan’ın İstanbul ziyareti Kürtler arası çatışmanın mı, maslahatın mı nişanesi? – Abdulmelik Ş. Bekir


Abdulmelik Ş. Bekir


Gelişmelerin hengamesi içinde önümüzdeki dönemi ilgilendiren önemli bazı gündemler gözden kaçabiliyor. Ankara-Erbil-Bağdat hattındaki diplomatik ziyaretler ve gelişmeler bu gündemlerden biri. Son aylarda trafik oldukça yoğunlaştı. Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih, Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi ve Federal Kürdistan Bölge Başkanı Neçirvan Barzani peş peşe Ankara’ya geldi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu sırasıyla Bağdat ve Erbil’de temaslarda bulundu. Türkiye bu trafik arasında Federal Kürdistan Bölgesi’nde yeni operasyonlara girişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde Irak’a ziyaret ihtimali basına yansıdı. İlişkilerin çakışma noktası şimdilik Erbil olarak görünüyor. Kuşkusuz Ankara-Bağdat arasında olası kısa devrelerin olacağı yer de.

Doğrusu mevcut fotoğrafın çok yabancısı değiliz. Çok değil birkaç yıl geriye gidildiğinde, yani IŞİD’in bölgede arzı endam eylemesi öncesinde Erbil-Ankara’nın balayını yaşadığı fakat Bağdat’ın somurttuğu kareyi görürüz. İlişkiler zaman zaman limoni olsa da idare edilebilecek bir fotoğraftı. Ne olduysa o melun IŞİD’in çıkışıyla oldu. Birden yeni hesaplar, yeni fırsatlar doğmuştu. İşler o kadar hızlı gelişti ki bir ara somurtkan Bağdat’ın yerine sabık Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “öfkeli çocuklar” olarak nitelediği IŞİD ve örgüte Musul’u teslim eden Nuceyfi kardeşler ile Irak eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi ikame edilmek istendi ama neylersin feleğin çarkı istendiği gibi dönmedi. Haşimi ve Nuceyfigiller üzerinden İhvan, IŞİD karışımı Sünni cephe ile iki yanına iyi gideceği düşünülen Irak Türkmen Cehpesi (İTC) ve Barzani KDP’si soslu kokteyl arıza verdi.

Fırsatların kaynağı IŞİD’in temelleri Ürdün’ün Amman’ında atılmıştı. KDP ve Türkiye’nin oluşum sürecine iştirakına dair belgeler basına yansımıştı. O zaman ilişkilerin su sızdırmadığı körfez ülkeleri ve ABD ile birlikte. IŞİD birden Leviathan’a dönüştü ve adeta fotoğrafa bir kara kedi gibi girdi. Koalisyon önce yalpaladı ardından birbirine düşman hale geldi. DAİŞ kısa sürede İslam Devleti’ni kurduğunu ilan ederek efendilerinin alayına resti çekti. KDP bağımsızlık hedefiyle referanduma gitti. IŞİD’in itaatsizliğine fena halde kızan ABD karşı savaş başlattı. Körfez ülkeleri bir süre daha Türkiye ile birlikte Şam ve Bağdat yönetimlerini değiştirme politikası gütse de kazın ayağının göründüğü gibi olmadığını anlayarak ABD’nin politikalarına döndü.

Ankara-Erbil ya da daha doğru tabirle AKP ve KDP’nin mutlu aile ya da dost ilişkileri referandum sınavı karşısında tuzla buz oldu. Erdoğan fotoğrafın somurtkan üyesi Bağdat’la anlaşarak Habur’da Federal Kürdistan Bölgesine karşı başlatacağı savaşın provasını yaptı. KDP birden istenmeyen dosta dönüştü. Yetmedi kendisinden sonra ikinci derecede Kürt karşıtı İran’ı yanına alarak ambargo uyguladı. IŞİD’in saldırısı karşısında yardım istediği Ankara’nın devlet politikalarını okuyamayan Barzaniler son güne kadar Ankara’dan bağımsızlık desteği bekledi. Oysa dünyada bağımsızlığa karşı olan sadece iki devlet vardı: Türkiye ve İran. ABD ve diğer ülkelerin mesafeli durmasının sebebi de bu ülkelerin politikalarıydı.

Ankara ve Tahran alavere dalavere Barzanileri nöbete gönderip Kerkük başta olmak üzere Peşmerge’nin denetimine geçen ihtilaflı Kürdistan bölgelerinin hepsini tereyağından kıl çekercesine birkaç saate aldı. Ne Amerika ne de İsrail imdada gelmişti. Kendi gücüne göre hesap yapmayan, gerçeğini görmeyen, dar ve hesapsız siyaset toprağın yarısının yetimiyle sonuçlanmıştı. Neyse ki bir kısım kaldı. Maazallah onun da gitme ihtimali vardı. Referandum gerçekliğinden sonra şapkanın önüne konulduğu ve bir muhasebe yapıldığını umut ediyordu Kürtler. Siyasi bir krize neden olan Bölge Başkanlığı iki dönem seçim yapılmadan sürdürüldükten sonra adeta benim olmayacaksa kimseye kalması hesabı lağvedilmişti. Koltuk olmayınca sorun da kalmamıştı tabii. Yeni parlamento seçimleri yapıldı ve yeni hükümet kurulacaktı.

Sekiz ay sonra geçenlerde hükümet kuruldu. KDP parlamentoda çoğunluğu yakalayınca yine lağvettiği Bölge Başkanlığı pozisyonunu yine kurdu. Sayın Mesut Barzani bu dönem görev almayınca Barzani ailesinin diğer bireyleri arasında bir koltuk kaydırması oldu. Bu arada Bağdat’la iyi ilişkilerin kurulması ve Kürdistan’ın bölgesel hükümetin denetimi dışında ve 140. Madde olarak bilinen yerler başta olmak üzere tüm sorunların Anayasa’nın tam uygulanması esasına göre çözümü yönünde mutabık kalındı. Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin şimdiye kadar bu konuda müspet bir tavrı var. Bunda ABD ve İran’ın farklı gayelerle etkisi belirleyici. Doğrusu Irak Anayasası belki de dünyanın en özgürlükçü anayasalarından biridir. Merkezi ve bölgesel hükümet Anayasa’ya kapsamında halinde Kürdistan ve Irak’ın birçok sorunu çözülür. Kerkük, 140. Maddeye ilişkin komisyonların kurulduğu hatta bütçenin ayrıldığı zaman zaman basına yansıdı. Kerkük İl Meclisi’nin çoğunluğu KDP ve YNK’nin elindedir. Vali İl Meclis üyelerince seçiliyor. İki partinin anlaşmaması üzerine iki yıldır merkezi hükümetin atadığı ve gerçekten Kürtlerin aleyhine ciddi emelleri basına yansıyan bir vali tarafından yönetilmektedir. Dolayısıyla KDP ve YNK’nin Kerkük vali seçimi gözetilince Peşmerge’nin ihtilaflı bölgelere dönmesi konusunda hangi paylaşım üzerinde nasıl anlaşacakları ise tam bir soru işareti. Şu an top bir az Kürt partileri ve bölgesel hükümette. İç çekişmelerden zaman bulurlarsa yukarıda belirtilen konularda Bağdat’la ilerleme kaydetmeleri mümkün.

Bağdat-Erbil ilişkilerinin önündeki önemli handikaplardan biri Ankara ve KDP arasında son iki yılda köprünün altından akan onca suya rağmen hiş bir şey olmamışcasına hızla gelişen ilişkiler. KDP’ye oranla Türkiye köprünün altında akan suların muhasebesini kısmen yapmış görünüyor. Artık Sünni ve Türkmenler üzerinden Irak’ta nüfuz sahibi olma hesabını revize etti. En azından görünürde böyle bir iddiası yok. Temel hedef daha önce olduğu gibi PKK’nin varlığı. KDP ile zaten ileri düzeyde bir işbirliği vardı. Son bir yıldır YNK’nin de bu hesaba dahil edilmesi için Türkiye yoğun çaba harcadı. KDP’nin YNK içindeki ayağı sayılan Kubat Talabani üzerinde kimi girişimleri de oldu ancak istenilen düzey hasıl olmadı.

KDP’nin aktif desteğiyle TSK, Federal Kürdistan Bölgesi’nin Hakurk alanına Mayıs oyu sonunda havadan ve karadan operasyon başlattı. Aslında operasyon geçen yıl yine KDP’nin desteğiyle Lelikan tepesine yönelik girişimin devamı. PKK’ye karşı askeri operasyonun KDP açısındaki hedef ve çıkarlarının ne olduğu muğlak olsa da Türkiye açısından hedef açık. Buralara kalıcı bir şekilde yerleşmek, kısa vadede PKK’nin hareket serbestisini engellemek, uzun vadede Irak ve İran’a karşı arka bahçe haline getirmektir. İlk bakışta rantabl bir hesap. KDP-I aslında Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ne destek amaçlı Federal Kürdistan Bölgesi’nde yaşayan bir grup aydın ve öğrencinin kurduğu bir partidir. Parti kurulduktan sonra Mella Mustafa Barzani’ye başkanlık teklif ediliyor. İlk kuruluş ilkelerinde Kürtlerin yaşadığı diğer bölgeler için mücadele düşüncesi belirgindir.Bu anlamıyla parçacı politika ve mantalite temel karakterdir.

Kürt Cumhuriyeti’nin yıkılmasından sonra KDP’nin bu politikası değiştirilmiş ve sadece Irak ile sınırlandırılmıştır. Federal Kürdistan bölgesi dışında KDP ismiyle oluşturulan partiler ise kuranların amaçlarından azade yüklenen misyon KDP-I’yi destektir. Rojava’daki gelişmelere paralel olarak KDP’de buralarda güç olma niyeti belirdi. İlginçtir bu niyeti de Türkiye’nin yayılmacı politikaların bir parçası olarak gelişti. ENSK olarak somutlaşan bu oluşumların ne kadar Türkiye ne kadar KDP etkisinde olduğu muğlaktır. Türkiye ve KDP bu oluşum ve ÖSO üzerinden Rojava ve Suriye güç olma tasarımı vardı. Türkiye Cerablus’agirmeden bir gün önce Mesut Barzani davetli olarak Ankara’daydı. Afrin konusunda da benzer bir dayanışma vardı. Buralar ENKS ve ÖSO’danharmanlanmış bir ortaklıkla yönetilecekti ancak ortaklık gelişmedi. Bu KDP’de yüzleri ekşitse de yapacakları çok bir şey olmadığından susmak yeğlendi.

Kuzey ve Doğu Suriye’de ABD ve Türkiye arasında tampon bölge tartışmaları başlayınca KDP de ENKS defterini yeniden açtı. Hakurk operasyonu bir az bu hesabın parçası olarak gelişti. İki gün önce Neçirvan Barzani’nin İstanbul ziyareti sonrası Kanimasi’de birçok stratejik noktasındaki Peşmergeler çekilerek TSK’ya teslim edildi. Türkiye’nin Federal Kürdistan bölgesinde yerleşmesine bu düzeyde ön ayak olması ve PKK’ye karşı lojistik ve istihbari bilgi sağlamak suretiyle aktif destek sunmasının altında yatan gaye tampon bölgesinde TSK ile birlikte yer almadır. Cerablus, Afrin ve referandumdan sonra KDP böyle bir ilişkiye girmez demeyin. Referandum sonrası Federal Kürdistan bölgesinin yarısından vazgeçen, olup olmayacağı belli olmayan tampon bölge için Hakurk da Kanimasi de başka yerlerin verilmesi de artık şaşırtıcı değildir.

KDP’nin Türkiye’ye bağımlılığı sadece kendisine değil bir bütün olarak Kürtlerin lehine bugüne kadar bir fayda sağlamadığı. İki komşu arasındaki uluslar arası teamülleri aşan bağımlılık ilişkisi Erbil-Bağdat başta olmak üzere İran, Arap komşular ve küresel güçler tarafından da sıkıntı yaratır. Şimdilik ABD-İran çekişmesinin yarattığı zeminde bu itirazlar yüksek sesle çıkmayabilir ancak yarın aynı durumun süreceğinin bir garantisi yoktur. Kaldı ki uluslararası ilişkilerde bağımlı olmak kararını verebilirsin ama bağımlılıktan kurtulma tasarrufunda değildir. Yarın Irak merkezi hükümetiyle bu konular üzerinden karşı karşıya gelmek mümkün ki önemli bir güç olan Sadır başta olmak üzere birçok çevreden benzer rahatsızlıklar gelmeye başladı bile.

Sonuç olarak KDP’nin tehlikeli politikası hızla Kürtler arasında yeni çatışmalı bir sürece doğru ilerliyor. Bu yönüyle Neçirvan’ın ziyaretinin Kürtler arası maslahattan ziyade çatışmanın işaret fişeği olma ihtimali daha belirgin. Olası çatışma durumunda bölge ülkelerinin bu durumu derinleştirerek kronik hale gelmesini destekleyeceğini tahmin etmek zor değildir. Dolayısıyla bu tehlikeli durumun önüne ancak ve ancak Kürt halkı geçebilir. Kürtler bir an önce bu tehlikeli politikaya karşı tepki göstermez, ses çıkarmazsa yarın geç kalabilir. Bu anlamıyla Kürt kamu oyu önemli bir sınavla karşı karşıyadır. Aynı zamanda Kürt partileri üzerindeki gücünü de göstermiş olacaktır. Tepki göstermenin hareket noktası da çok nettir.