Ana SayfaGüncelO kale bu kaledir: Caber Kalesi’nin tarihi ve önemi üzerine

O kale bu kaledir: Caber Kalesi’nin tarihi ve önemi üzerine

HABER MERKEZİ – Süleyman Şah Türbesi’nin ilk yurdu da olan Caber Kalesi, Demokratik Suriye Güçleri’nin operasyonuyla IŞİD’den alındı. Gazete Karınca yazarı Abdulmelik Ş. Bekir, Kale’nin geçmişten bugüne uzanan tarihi önemini, Ortadoğu’daki iktidar savaşlarındaki stratejik önemini kaleme aldı.


ABDULMELİK Ş. BEKİR


Ortadoğu’nun bütün kadim halklarının tarih kitaplarına sığmayan, bütün tarih kitaplarının her sayfasında gözümüze çarpan, Ortadoğu’da bir çok kapının anahtarı olan, hemen hemen bütün savaşların başarı tacı olan, şimdiki Türkiye sınırının 100 km güneyinde, Halep’in 124 km doğusunda, Rakka’nın 50 km batısında bulunan, Ortadoğu’nun kadim iki merkezi olan Musul ile Halep’in ticaret yolu üzerinde, Mezopotamya topraklarına hayat veren Fırat Nehri’ne hakim bir tepede önemli ve stratejik bir merkezde yer alan o ünlü kale, Caber Kalesi’dir.

Her ne kadar ismi Arapçada “Caber” yani “kısa boylu” olsa da emsallerini kıskandıracak kadar uzun ve köklü bir tarihi geçmişe sahiptir.

Bu ünlü kale, bazen büyük komutan ve devlet başkanlarına saray olmuş, bazen ticaret kervanlarını soyan eşkıyaların yuvası olmuş, bazen de esir düşmüş Mir, Beg ve büyük komutanların hapis edildiği zindan olmuş.

Bu ünlü kalenin tarihi, Mezopotamya’nın tarihi kadar, insanlığın tarihi kadar, bitmek tükenmek bilmeyen iktidar savaşları tarihi kadar eski ve köklüdür. Onun içindir ki bu tarihi kalenin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı tam olarak bilinmemektedir.

Yalnız çok iyi bilinen bir gerçeklik var ki oda bu kadim kalenin Ortadoğu’daki iktidar savaşlarında çok önemli rol oynadığıdır. Bütün tarih kaynaklarında çok açık bir şekilde görüyoruz ki, kim Mezopotamya’nın kadim topraklarının hükümranı olmak istemiş ise, kim Ortadoğu’nun önemli ticaret yolları olan Musul- Halep arasındaki güzergaha hakim olmak istemiş ise, kim Fırat Nehri’nin hayat verdiği bereketli topraklara ve kenarındaki tarihi yerleşim merkezlerine hakim olmak istemiş ise öncelikle Caber Kalesi’ni zapt etmek istemiş. Çünkü bütün güçler biliyorlardı ki Caber Kalesi’ine hakim olmadan bu qadim alana hakim ve egemen olunmaz.

Bu ünlü kale, İslam dönemine kadar Davsara ismi ile anılıyordu. 640’lı yıllardan sonra İslamiyet’in bölgede yayılmaya başlamasıyla birlikte birçok yer gibi bu kalenin de ismi değişir. Selçuklular döneminde Kuşeyriler adına kaleyi ele geçiren Sabiku’d Caber el Kuşeyri’ye atfen o günden sonra ismi Caber Kalesi olarak anılır.

Bu ünlü kale, Ortadoğu’da hüküm sürmüş başlıca güçlerden Emevilere, Abasilere, Selçuklulara, Eyyübilere, Memlüklülere, Osmanlı ve benzerlerine ev sahipliği yapmış. Bazıları için zafer ve kudretin simgesi olurken, bazıları için ise yenilgi ve tükenişin simgesi olmuş. Bazılarına yazlık, bazılarına kışlık ve mutluluğun simgesi olmuşken, bazılarına ise yarım kalmış yaşamların, tükenmiş umutların gömüldüğü mezarlık olmuş.

Bu kaledir ki, 1146 yılında Musul Atabeyi İmadudin Zengfi tarafından kuşatıldıktan sonra kendi kölesi tarafından öldürülünce orduları tarihin en büyük yenilgilerinden birini alarak darmadağın olup kaleyi ele geçirme hevesi kursağında kalarak bu dünyadan göç edip gitmiş.

Bu kale, Halep Atebeyi Nureddin Zengi’nin, Selahaddin Eyyubi’nin, İlhanlıların Kralı Hulagu’nun, Memlük Kralı Nasır Muhammed’in, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’in en güçlü olduğu dönemlerinde bahçesinde at koşturdukları kaledir.

Bu ünlü kale, Osmanlı kurucusu Osman Gazi’nin babası Süleyman Şah Türbesi ile anıldığı için 1516’dan 1918’e kadar Osmanlılar tarafından kutsal yer olarak korunur.

Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisinden sonra Mezopotamya ve Kürdistan’ın zenginliklerine göz dikmiş olan İngilizler bu kaleye el koyar, daha sonra bölgeyi kendi aralarında paylaşma antlaşması olan 1916 yılında imzalanan ünlü Skeys- Picot ile İngilizler Fransızlara bırakır.

Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu yer olması nedeni ile Türkler tarafından kutsal yer olarak görülen bu kale, 1921 Ankara Antlaşması ile Fransızlar tarafından Türklere devredilir. Bundan dolayıdır ki Caber Kalesi, Türkiye sınırları dışındaki tek toprak parçası olarak tanımlanır.

Egemenliğin, güç ve kudretin simgesi olan bu ünlü kale bugün yine gündemde, yine hedefte. Bugün yine bütün bölgenin kaderini belirleyecek olan önemli rolünü oynamaya hazırlanıyor. Yalnız bu sefer her zamankiden farklı ve her zamankiden daha anlamlı bir rolü üstlenmeye hazırlanıyor. Bin yıllardır ona giydirilen zalimi, zordarı, sömürüyü, talanı, karanlığı temsil eden simsiyah gömleğini yırtıp atmak istiyor. Onun yerine barışı ve aydınlığı temsil eden beyaz gömleğini giyerek, Fırat Nehri’nde özgürlüğün, kardeşliğin, eşitliğin mayası olmak istiyor.

Evet, bugün özgürlüğü, barışı, kardeşliği, eşitliği temsil eden Demokratik Suriye Güçleri’nin ele geçirip bayraklarını diktikleri kale, o tarihi ve ünlü kale Caber Kalesi’nin ta kendisidir. Bin yıllardır insana dair bütün değerleri ayaklar altına alan zalim ve zorba iktidarların simgesi olan ünlü Caber Kalesi bundan sonra özgürlüğün, barışın ve kardeşliğin simgesi olacak. Şimdiye kadar kötülüklerin temsilcisi karanlığa ev sahipliği yapan Caber Kalesi bundan sonra güzelliklerin temsilcisi bir aydınlığa ev sahipliği yapacak.

Unutmayın, zapt edilmesi ile iktidar savaşlarının zaferlerini taçlandıran o ünlü kale Demokratik Suriye Güçleri’nin bayrağının dalgalandığı Caber Kalesi’nin ta kendisidir.

Ne diyelim! Belki de insanlık kendini kaybettiği yerde arıyor.