Ana SayfaYazarlarElend AydınKırık parçalar: Okuru daha fazla ‘Filistinli’ yapan bir feminist roman – Elend Aydın

Kırık parçalar: Okuru daha fazla ‘Filistinli’ yapan bir feminist roman – Elend Aydın

HABER MERKEZİ – Elend Aydın, Hayfa’da yaşayan Filistinli feminist yazar Hulûd Hamis’in Güldünya Yayınları tarafından Türkçeleştirilen ilk romanı “Hayfa’nın Kırık Parçaları” üzerine yazdı. Aydın’a göre kitabın karakterleri Meyzun ve Macit’ten Ortadoğu’nun tarihsel sosyal genetiğinden muzdarip olanların öğreneceği çok şey var ve kitap, okuru daha fazla “Filistinli” yapan bir feminist roman.


Elend Aydın


Ve bugün seni nihayet ele geçirdiler

Seninle en son nargile içerken gülüyordun. Seni asla

yakalayamayacaklarını söylemiştin

ama yakaladılar

“Silahı kalemi olan bir savaşçıyla kim uğraşır?” diyordun

ama uğraştılar

Daha henüz seni ele geçiremeyeceklerini söylemiştin

Filistin’in en büyük hikâyesini yazmadan önce olmazdı

ama beklemediler

Affına sığınıyorum bugün, kardeşim

Bu fazlasıyla tanıdık ve direnç kafiyeli satırlar sevgili feminist-aktivist, İsrail vatandaşı Filistinli Meyzun’un; başka bir kimliksel boyuta geçerek-geçtiği için sımsıkı sakladığı ama sonunda kızının gözlerinden ve sorgulamalarından koruyamadığı babası Macite ait. Zaten Meyzun’un “eline geçen” o belgelerden sonra baba kız olarak “tanışıyor”; ironinin göz kırptığı yönleri barındırsa da gerçek anlamda buluşuyorlar. Bir yudumcuk daha okuyalım:

“Bundan sonra, sen –parça parça- geri dönmeye başlamadan çok uzun zaman önceydi. Önce saçlarının kokusuydu, elle tutulmaz, hafifçe rüyalarıma giren. Ardından nefesinin kitabesiydi gözkapaklarımda”.

Babasıyla arasındaki uçurumların işgalciyle bağlantılı arka plan ve travmalarını da gördüğümüz kitapla, Hayfa’dan mülteci kampına gidiyoruz, yüreğimiz avuçlarımızda, zaman; ya Amed’in, ya Cizir veya Hopa’nın faşist buluklarla yüklü zamanı…  Hiç fark etmiyor aslında.

“Duvarı boydan boya yaran, köşedeki çatlaktan sızan ışık ne zamandır gördüğüm tek gün ışığı. Gün ışığının buradan yayılan yankısı, yaşamın matemli bir anımsatıcısı olmak, odama hüzünle doluyor. Anne ve babam akıllarını yitirmişlerdir. Onlara bilgi verildi mi, beni ziyaret etmelerine izin veriyorlar mı, bilmiyorum. Belki de bilmenin verdiği ıstıraptan korunmuşlardır”.

Bu cümleleri sadece Filistinli Macid’in yazdığını kim iddia edebilir? “Benden geriye kalanları toplayayım istiyorum; yaşamımın bu kırık parçalarını”. Toplanıp derleyecek, bir bahçeye, bir umut ve hayata dönüştürecek ne çok “parçamız” var, değil mi? Parçalar daha fazla ve gerçek anlamda “parçalanmasınlar” diye yola koyulmak, hep karanlıktan birkaç adım önde olmak lazım. Meyzun’un esrik ve özgür bir dans edişi de var tabi. “Nasıl olur da dansın böylesine…” sorusunu, Filistinli bir gecenin deniz kıyısında, Meyzun şöyle cevaplıyor: “Yanında taşıdığın her şeyi bir kenara bırakmayı öğrendikten sonra, bu en kolayı”. Ardından gelen soru-cevap ise şöyle: “Ne taşıyorsun ki yanında?” “Bu deli saçması gerçekliği.”

Balzac’ın; “Romanlar, ulusların bireysel tarihidir” tespitini hep önemserim. Ama ne acıdır ki halklar, özelde de Ortadoğulu toplumlar, sadece kronolojik tarihlerinin (resmi tarih kastedilmemektedir) değil, “bireysel tarihlerinin” de cahilidirler ve bu koyu cehaleti giderecek orijinal ve ortak Rönesansın ufukta göründüğünü söyleyemeyiz, Rojava gerçekliğine rağmen.

Tanıdık, hem tarihsel hem de güncel, sevilesi bir cümleyi, kontrol noktasındaki kuyrukta eziyet edilmek için bekletilen peçeli kadının ağzından okuyup yaşayalım:

“Sakın bulaşma binti (kızım). Tam olarak istedikleri bu. İçinde buna bir yer açmak. Evine git, bir duş alıp kendini onların kir pasından arındır”.

Ah! Yağmurlara, ırmaklara koşmalı arınmak için. İçimizde “yer açmalarına”, bizi işgal etmelerine asla mahal vermemek lazım. Okumaya devam:

Bedenle bağlantı

bedene bir senaryo yazmak

kurşunkaleme rağmen-silinmeyecektir

(…)

Anılarımı geri istiyorum

kanımı tersine akıtmak

geldiğim yoldan geriye dönmek

Acıdan, kederken, ızdıraptan önce

ay çiçeklerinin bana gülümsediği bir zamanı

kelebeklerin avuçlarıma konduğu bir zamanı

onları elerinin arasında saklamak için oradaydın

yeterince çabalarsam, hala anım sayabilirim

kelebek nefesinin ellerime dokunuşunu

senin hatıranı

mezara götüreceğim

Meyzun bu satırları, dilinde kelimelerin tadını alarak birkaç kez yüksek sesle okudu. Sonra babasını bunları yazarken hayal etti… Kağıdın köşeleri kahverengileşmiş, mürekkebin mavisi solmuştu. Yazının tarifi yoktu fakat mutlaka hapishane sonrası olmalı diye tahmin etti.

Müslüman bir kızı sevdiği için maruz kaldığı baskıyı, Müslüman bir erkeğe aşık olan kızı Meyzun’a yaşatacak kadar iç çelişkilerin bir dişlisi olabilmiş Macit’ten de Ortadoğu’nun tarihsel sosyal genetiğinden muzdarip olanlar olarak öğrenilecek çok şey var.

Son söz: Daha fazla “Filistinli” oldum bu harika feminist romanla.