Ana SayfaYazarlarElend AydınBugün “ne” olarak uyandık? – Elend Aydın

Bugün “ne” olarak uyandık? – Elend Aydın


Elend Aydın


Hardal sarısı kitabın kapağında her zamanki karizmatikliğiyle Kafka duruyor, her zamanki gibi şık ama o da ne! Yere vuran gölgesi kocaman bir hamam böceği! Yani yine tanıdık Gregor Samsa ile karşı karşıyayız.

Daha önce İngilizce pasajlar halinde okuduğum kitabı geçen gün yavaş yavaş Türkçesinden okudum ve dönüşüm (metamorfoz) olayını hafife almak bir yana hiç unutmamalıyız. Neticede böceğe dönüşmek isteyen Gregor’un kendisi değil, iradesini teslim ettiği toplumsal sistemdir.

“‘Ne oldu bana?’ diye düşündü. Rüyada değildi” diyen ikinci paragraftan sonra: “Ulu tanrım! Ne de meşakkatli bir meslek seçmişim kendime! Sabah akşam yollardayım. İşimle ilgili koşuşturma, asıl işyerindeki koşuşturmadan çok daha fazla, üstelik bu yolculuklar tam bir eziyet, trenlerde aktarma yapma derdi, düzensiz yediğim berbat yemekler, insanlarla hep değişen, devamı gelmeyen ve asla içtenlikli olmayan ilişkilere girmek. Hepsinin canı cehenneme!” diyen kahramanımız hamam böceği uyanmıştır aslında, hem de rest çekecek kadar. Ama artık bir böcektir, üstelik böcekleşip yataktan çıkamadığı için durum analizi yapabilmektedir ve rest çekmektedir. Ama yok. Aslında böcekleşmesi bile yetmemiştir. Zira “temsilcinin” sesini duyar duymaz yeniden “dönüşür” ve şöyle dediğini sanır (oysa artık sadece tıslayabilmektedir):

“Ama temsilci bey, hemen, derhal açıyorum kapıyı. Hafif bir keyifsizlik, bir baş dönmesi yataktan kalkmama engel oldu. Hala da yataktayım. Ama artık kendime geldim. Yataktan kalkıyorum şimdi, birazcık sabredin lütfen(…) Temsilci bey! Annemle babamı üzmeyin sakın! Şimdi beni yok yere suçluyorsunuz: bundan bana tek kelime edilmedi. Son gönderdiğim siparişleri okumadınız herhalde. Hem saat sekizdeki trenle yola çıkarım, birkaç saatlik dinlenme beni kendime getirir. Burada hiç oyalanmayın temsilci bey, ben de hemen gelirirm şirkete, lütfen bunları patrona söyleyin, bana da arka çıkın.”

Görüyorum ki Gregor dönüşmüş olduğu “mertebede” bile kendine gelerek durumu kurtarmaya çalışır, kaldığı yerden devam etmek ister. Sistemin onu niye dönüştürdüğünün farkında değildir, dahası itaatkârlığı sürdürmek, “varolan cenneti” kaybetmemek için çırpınmaktadır, ta ki toplum-aile ondan tiksinip, onu odaya hapsedene dek…

Kafka o muzip gülümsemesiyle karşımda, yerde “gölgesi” Gregor Samsa, kulaklarında Prag sokaklarında koşturan çocukluğunun ayak sesleri…

Aslında Kafka kendisi de dahil olmak üzere tümümüzü Samsalaştırmıştır bu eserle; özgürlük ile kölelik, karanlık ile ışık arasında bir yerde mıhlayarak bu böceksi realiteye meydan okuyamasak hiçliğe karışacağımızı, bam telimize basa basa ifade etmektedir. Üstelik kitaptaki Samsa açlık ve ilgisizlikten dolayı öldükten sonra süpürgeyle süpürülüp atılır ama Kafka’nın hala işaret ettiği hayattaki Samsalar olarak duruma bir an önce el koymamız gerekir yoksa bu kasvet, bu “yapışkan bulantı” (Sartre) bu böcek gölge peşimizi bırakmayacak.

“Sonra üçü birlikte evden çıktılar, aylardır böyle bir şey yapmamışlardı, elektrikli tramvaya binip şehir dışına, açık havaya gittiler. Onlardan başka kimsenin bulunmadığı vagonun içini sıcacık güneş doldurmuştu. Koltuklarında rahatça arkalarına yaslanarak gelecekteki imkanlar hakkında konuştular, iyice irdeleyince bu imkanların pek de kötü olmadığı anlaşıldı çünkü üçünün işi de -aslında birbirlerine işleri hakkında şimdiye kadar hiç soru sormamışlardı- epeyce elverişli ve özellikle sonrası için umut vericiydi.”

Gregor’un yok olmasından sonra ailesi böyle bir “dönüşüm” yaşar. Ama biçimde görünmese de hala “böcektirler”. Ne taşları yerinden oynatma gibi bir dertleri vardır ne de Gregor’u anarlar. Tam aksine Gregor suç ve günahlarını yansıtan aynaymış gibi o “steril” halleriyle kaçarlar ondan.

Bu durumda yine Kafka’ya göz atıyorum, hardal sarısı içinden göz kırpıyor ve; “Yoksa aslında her şey ve herkes böcektiydi de kurtula, metamorfozla özgürleşen Gregor muydu?” diye soran soruma, “Gregor son” cevabını veriyor.

Belki de yazar sağ gösterip sol vurmak istemiş, dikkatimizi sürüngenleşen masum Gregor’a çekerek esas sürüngenleşmeyi gözümüzden kaçırmıştır. Kasvetle ilerleyen bu gecede Kafkaesk bir tren gelsin bizi yalnızca özgürlüğün var olabildiği hardal sarısı mevsimlere götürsün istiyorum ama sahi, bugün “ne” olarak uyandık yarın ne olarak uyanacağız? Gölgemizi kontrol etmeyi de unutmadan Praglı çocuğa güzel dönüşümlerin çiçeklerini yollayalım. Sahi, “dönüşüm” aslında dönüşmemek midir? Değişmemek, ışığa koşmamak, suya, toprağa, anlama karışmamak…